Cezalandırılmak kararlaştırılmış

Bu iddianame, cezalandırılması kararlaştırılmış bir "düşman"ın bütün fiillerini suç kategorisine koyan, soyut iddialarla ağır suçlamaların yöneltildiği bir hukuk pratiğinin örneği olarak tarihteki yerini şimdiden almış oldu.

27 Ocak 2016 Çarşamba, 20:41
Abone Ol google-news

Gazetemiz genel yayın yönetmeni Can Dündar ve Erdem Gül hakkında hazırlanan iddianame, beklendiği gibi, ağır suçlamalar içeren fakat delil gösterilmeyen bir metin olarak ortaya çıktı. İki gazetecinin haber, yazı ve röportajları dışında tek bir delil gösterilmeyen iddianamede, suçlamaların dayanakları konusunda soyut ifadelerin dışında bir değerlendirme de yer almadı. İddianamenin, ‘suç’tan faile giden ve delillerle suçlamayı destekleyen “ceza hukuku” gerekliliğiyle ilgisi yok. Aksine bu iddianame, cezalandırılması kararlaştırılmış bir “düşman”ın bütün fiillerini suç kategorisine koyan, soyut iddialarla ağır suçlamaların yöneltildiği bir hukuk pratiğinin müstesna bir örneği olarak tarihteki yerini şimdiden almış oldu.

İddianame, Türkiye’de ezelden beri şahit olduğumuz ama zirve pratiklerini cemaat-hükümet ortaklığıyla 2008’den itibaren gördüğümüz düşman ceza hukuku uygulamasının bütün özelliklerini bir arada bulunduruyor:

1- HORMONLU İDDİANAME: İddianame; Fethullah Gülen örgütü ile ilgili önceki iddianameler, Can Dündar’ın köşe yazıları ve hukuki değerlendirme bölümlerinden oluşuyor. İddianamenin birçok bölümünde Dündar ve Gül hakkında hazırlanan bir iddianame olduğundan kuşku bile duyuyorsunuz. Hacmin şişirilmesi sonraki aşamalar için de elverişli bir zemin yaratıyor.

2- ALGI OPERASYONU: Savcı 17.5 yıldan 35 yıla kadar hapis cezası, bir müebbet ve bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istiyor. Tek delili haber, röportaj ve köşe yazısı olan bir iddianameden bu kadar ağır suçlamaların çıkması da yine bir algı oluşturmaya yönelik. İddianameyle toplumda iki gazetecinin ne kadar ağır suçlar işledikleri algısı yaratılmaya çalışılmış.

3- DELİLSİZ İDDİANAME: Savcıya göre FETÖ, Dündar ve Gül’e “17-25 Aralık tarihli darbe girişimi”, “MİT’e ait yardım Tır’larının durdurulması” ve “Reyhanlı ve Cilvegözü terör saldırıları” ile ilgili 3 ayrı konuda “görev verilmiş”. Bu konuda iki gazetecinin FETÖ mensupları ile bir tek bağlantısına dair bırakın delili, bir ima, bir emare dahi iddianamede yok.

4- LEHE DELİLLER YOK: İddianamenin temel hareket noktası Gülen örgütünün amaçları ile Dündar ve Gül’ün yazı ve haberlerinin amacının aynı olduğu iddiası. Buna dair de tek bir delil gösteremeyen savcı, özellikle Dündar’ın Gülen cemaati aleyhine ifadelerin yer aldığı yazılarını da bir yandan iddianameye almış ama bu ifadelere ilişkin değerlendirme yapmaktan kaçınmış.

5- İLLİYET BAĞI YOK: Ceza hukukunda “illiyet bağı” kilit noktadır. Yargılama “kanunda suç olarak tanımlanan bir fiil” üzerinden yapılır ve bu fiil ile suç arasında bir nedensellik bağı kurulması gerekir. İddianamede iki gazetecinin Gülen örgütü ile tek bir teması gösterilmediği gibi “görevlendirmelerin” nasıl yapıldığına dair de tek cümle yok.

6- SÜRE İTİRAZI: Suç tarihini 17 Aralık soruşturmasından iki hafta önce Dündar’ın yazdığı yazıyla başlatan savcı, Dündar’ın cezaevinde iken yazdığı yazıları da suç olarak göstermiş. Savcının böylece Basın Kanunu’ndaki 4 aylık dava şartı süresini aşmayı hedeflediği anlaşılıyor.