CHP’li Karaca, tutuklu OdaTV Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız’ın mesajını iletti: Bizi suç sayıyorlar

Tutuklu gazeteci Müyesser Yıldız, CHP’li Karaca aracılığıyla seslendi. Yıldız, “Artık FETÖ borsası gibi bir de adalet tarifesi var. Ne zaman tahliye edilip ne kadar ceza alacağımız baştan belli. O yüzden biz ne yaparsak yapalım yaprak kıpırdamıyor” dedi.

20 Eylül 2020 Pazar, 05:00
CHP’li Karaca, tutuklu OdaTV Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız’ın mesajını iletti: Bizi suç sayıyorlar
Abone Ol google-news

İnsan Haklarından Sorumlu CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, Sincan Cezaevi’nde 3 aydır tutuklu olan OdaTV Ankara Haber Müdürü, gazeteci Müyesser Yıldız’ı ziyaret ederek Yıldız’ın mesajını iletti. Yıldız, “Artık FETÖ borsası gibi bir de adalet tarifesi var. İddianamemizin ne zaman yazılacağı, ne zaman tahliye edilip ne kadar ceza alacağımız en baştan belli. O yüzden biz ne yaparsak yapalım, hukuk adına hangi kapıyı çalarsak çalalım, yaprak kıpırdamıyor” dedi.

Ziyaretin ardından açıklama yapan Karaca, 3 ayı aşkın süredir hâlâ Yıldız için iddianame hazırlanmadığını ve dosya üzerindeki kısıtlılığın devam ettiğini anlattı. 

Karaca, Yıldız’ın cezaevinde moralinin yüksek olduğuna da dikkat çekerek, Yıldız’ın verdiği mesajı da paylaştı. Yıldız’ın mesajı özetle şöyle:

“Çok değerli, vefalı dostlarım; Barış, Hülya ve Murat kardeşlerim ceza kesilerek, tahliye edildi. Tabii ki çok sevindik. Sevindik ama unutmamamız gerekenler var: Gencecik insanlara, en verimli çağlarında ‘Sizi hapislerde çürütürüz’ diyerek, gözdağı vermek vahşetin ta kendisiydi. Tahliye bu gerçeği ortadan kaldırabilir mi? Bu süreçte neleri gördük? İşlenmemiş bir suçtan tutuklandılar. Yolun yarısında sırf ağır cezada yargılayabilmek için ikinci bir suç icat ettiler. Bende de aynısı olmadı mı? ‘Askeri casusluk’ gibi çok ciddi bir iddia ile gözaltına aldılar. Bundan vazgeçip ‘devletin güvenliği’ dediler. Bunların anlamı şudur: Ortada suç yok. Suç sayılan, suç görülen bizatihi bizler ve bizim gibiler. Tanık olduklarımız ve yaşadıklarımızın evrensel hukukta da kendi hukukumuzda da yeri yok, biliyoruz. Ama İslam hukukunda da yok. Hatta Habur çadır hukukunda bile yoktu. Öyleyse bunlar neyin, kimin, hangi anlayışın ve çağın hukukudur? ‘Hz. Ömer’lere ihtiyacımız var’ derken, adalet timsali Hz. Ömer ve Hz. Ali’ye rahmetler okutmak neyin nesidir? Artık ‘FETÖ borsası’ gibi bir de adalet tarifesi var. İddianamemizin ne zaman yazılacağı, ne zaman tahliye edilip ne kadar ceza alacağımız en baştan belli. O yüzden biz ne yaparsak yapalım, hukuk adına hangi kapıyı çalarsak çalalım, yaprak kıpırdamıyor. Çünkü tarifede yazılı zamanın gelmesi bekleniyor.  İstenen ne, biliyoruz: Biat, yılgınlık, korku. Kendi adıma söyleyeceğim şudur: Asla biat etmem, asla yılmam. Korkuya gelince, evet korkarım. Ama zalimlerden ve zulümlerinden değil, sadece bu toprakları bize vatan yapan atalarımızın, vatan mücadelesinde ülkemizin dört bir yanında vahşice katledilen bebelerimizin, kızlarımızın gelinlerimizin, cephede şehit düşen tıbbiyeli öğrencilerimizin, Kıbrıslı mücahitlerimizin, Asala’nın kalleşçe katlettiği diplomatlarımızın, bölücü terörle mücadelede şehit verdiğimiz evlatlarımızın, yedi düvelin bu devlete reva gördüğü idam fermanını yırtıp, ‘Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur’ diyerek, bizlere daimi mücadele görevi veren Mustafa Kemal Atatürk’ün ruhundan, gazilerimizin ahlarından, bir de canım oğlumun ‘Ülkemizin bu badireleri atlatması için sen ne yaptın’ diye hesap sormasından korkarım. Son olarak sağlıklı yaşam için önerilen temizlik, maske, mesafe üçlemesini sadece bu salgın günlerinde değil, ömür boyu gerekli dördüncü şartı da ben eklemek isterim: İllaki adalet.

Herkesi saygı, sevgi ve özlemle kucaklıyorum.”