Çıkmazdaki Batı’nın umudu teknoloji

Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık toplantısını izlemek için bir kez daha Davos’tayım. Bu yılki toplantıda “Dördüncü Sanayi Devrimi” tartışılacak. Batı, şimdi teknoloji alanındaki üstünlüğünü kullanarak insanlığı yeni bir evreye taşıma iddiasında.

20 Ocak 2016 Çarşamba, 07:01
Abone Ol google-news

Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık toplantısını izlemek için bir kez daha Davos’tayım. 1999 yılından beri izliyorum bu toplantıları ve her yıl dünyanın gidişatıyla ilgili yeni bir şeyler öğreniyorum Davos’ta. Yeni insanlarla, yeni yaklaşımlarla, yeni fikirlerle karşılaşmak fırsatını elde ediyorum.

Dünya Ekonomik Forumu’nun bu yılki toplantısında ana konu olarak “Dördüncü Sanayi Devrimi” tartışılacak. Forum’un Kurucu Başkanı Klaus Schwab, yıllık toplantının hemen öncesinde yayınlanan Dördüncü Sanayi Devrimi başlıklı kitabında, bu devrimin pek çok alanda çarpıcı gelişmelere yol açacağını ve önceki üç sanayi devriminden daha kapsamlı bir dönüşümün insanlığın geleceğine damga vuracağını ileri sürüyor.

Dördüncü Sanayi Devrimi’nin, küresel üretim, dağıtım ve tüketim süreçlerini temelden dönüştüreceğini ve küresel yaşamın her alanını etkileyecek, hatta insanlığın doğasını değiştirecek gelişmelere yol açacağını vurguluyor. Prof. Schwab, “Daha bir şey görmediniz, asıl bundan sonra yaşanacaklara hazır olun” mesajını verirken bu büyük dönüşümün yeni sorunlara neden olabileceğini, örneğin işsizliği ve eşitsizliği daha da artırabileceğini bize hatırlatıyor.

Dünyanın tamamen kontrolden çıkmış göründüğü, mülteci dramının Avrupa’yı temelinden sarstığı, Rusya’da, Türkiye’de, Macaristan’da, tek adam rejimleri kurmaya heves eden liderlerin demokrasiyle dalga geçtiği, küresel ekonominin beklenen performansı gösteremediği ve dünyadaki eşitsizliğin giderek arttığı bir ortamda, gelişmeleri yakından izleyen biri çıkıp size “daha bir şey görmediniz” derse ne yaparsınız?

Son yıllarda yaşanan çarpıcı olaylar karşısında ne yapacağını, nasıl tepki vereceğini şaşıran insanların bu mesajı nasıl algılayacağını kestirmek kolay değil ama “başımıza daha neler gelecek” diye kaygılananların sayısının daha da artacağını tahmin edebiliriz. İnsanların bugün bu noktaya gelmesinde, son çeyrek yüzyılda yaşanan düş kırıklıklarının payı büyük kuşkusuz.

Yeni düzen fiyasko

1989’da Berlin duvarının yıkılması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi Batı dünyasında büyük bir iyimserlik yaratmıştı. Bir anlamda tarihin sona erdiği ve Batı’nın ekonomik ve siyasi sisteminin rakipsiz kaldığı ileri sürülmüştü. Ancak bugün gelinen noktadan geriye doğru baktığımızda, çeyrek yüzyıl önce Batı’da kurulan hayallerle bugün ortaya çıkan tablo arasında muazzam bir uçurum bulunduğunu görüyoruz.

O zamanlar “rakipsiz süper güç” olarak “yeni bir dünya düzeni” kurma iddiasında olan ABD’nin etkisinin giderek azaldığı, herkesin kendinde güç vehmettiği kaotik bir dünyada yaşıyoruz bugün.

Birleşmiş Milletler’in, NATO’nun, Avrupa Birliği’nin yaptırım gücü azalmış görünüyor. Batı’nın kendi demokratik sistemini Batı dışındaki dünyaya yayma girişimi büyük ölçüde başarısız olurken Avrupa Birliği bünyesindeki ülkelerde bile bu sisteme alternatif arayışları gündeme gelmiş görünüyor.

Dünya farklı hale geldi

Son çeyrek yüzyılda bilim ve teknoloji alanında yaşanan devrimin Batı’nın öncülüğünde gerçekleştiği bir sır değil. Bu süreçte bilgisayarların işlem kapasitesinin defalarca katlanmasıyla ortaya çıkan yeni olanaklar ve iletişim devrimi dünyanın çehresini ve insanlığın yapısını önemli ölçüde değiştirdi. Küreselleşme sürecinin de katkısıyla dünyanın dört bir yanında üç milyara yakın insan küresel ekonominin etki alanına girdi, mobil telefonla konuşmaya, bilgi ve görüntü paylaşmaya başladı. Daha önce bu olanaklara sahip olmayan insanların yaşadığı bu dönüşümün dünyayı farklı bir yer haline getirdiği de söylenebilir. Bu dönüşümün gerçekleşmesinde belirleyici rol oynayan Batı’nın şimdi Dördüncü Sanayi Devrimi ile bu süreci yeni bir aşamaya taşımak istemesi de önemli bir gelişme. Batı’nın şimdi bu dönüştürücü gücünü kullanarak insanlığı yeni bir evreye taşıma iddiasında olduğu anlaşılıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun bu yılki Davos zirvesinin ana temasının Dördüncü Sanayi Devrimi olması da bunun bir göstergesi. Batı Davos’ta teknoloji alanındaki üstünlüğünü kullanarak bir güç gösterisi yapacak ve yeni rüyasını ortaya koyacak.

Ancak Batı’nın çeyrek yüzyıl önce yaratmış olduğu umutlarla bugün gelinen noktadaki durumu karşılaştırdığımızda ortaya çıkan büyük fark, bugün yaratılacak olan umutların geleceğine de biraz kuşkuyla yaklaşmamıza yol açıyor.

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ DİKKAT ÇEKTİ

1990’lardan itibaren hızlanan, kapitalizmi küresel bir sistem haline getirme sürecinin dünya ekonomisinin geleceğiyle ilgili olarak yaratmış olduğu umutların da giderek yerini çok boyutlu kaygılara bıraktığı görülüyor. Küreselleşme sürecini tetikleyen Batı’nın gelişmiş ekonomileri, 2008 krizi sonrasında hedefledikleri büyüme temposunu bir türlü yakalayamazken onlara yetişme çabasındaki ‘Yükselen Pazar’ ülkelerinin 2003-2008 arasındaki göz kamaştırıcı büyüme performansı da büyük ölçüde ivme kaybetmiş durumda. 2000 yılından bu yana ilk kez bu yıl, ‘Yükselen Pazar’ ülkelerinin sorunlarının dünya ekonomisinin zayıf halkasını oluşturduğu ileri sürülüyor. Bu ortamda küreselleşmenin geleceğinin Batı’da ve Doğu’da sorgulandığını ve milliyetçi-ulusalcı akımların güç kazandığını görüyoruz.