Covİd-19 pandemisi ile 1 yıl- 2: Ulusa yasak AKP’ye serbest

Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP kongrelerinin yapıldığı salonların “tıklım tıklım dolduruluşunu” kutluyor, katılanlara teşekkür ediyordu.

12 Mart 2021 Cuma, 03:00
Covİd-19 pandemisi ile 1 yıl- 2: Ulusa yasak AKP’ye serbest
Abone Ol google-news

Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP kongrelerinin yapıldığı salonların “tıklım tıklım dolduruluşunu” kutluyor, katılanlara teşekkür ediyordu.

AYASOYFA’DA TOPLU BULUŞMA

Maske kargaşası ile geçen aylar boyunca salgın durdurulamadı. Tersine ülkenin her yanına yayıldı. Çeşitli kentlerde, ilçelerde, köylerde de “Covid pozitif vakalar” saptanıyordu.

Salgının yayılmasının en büyük nedeni koruma önlemlerine uyulmaması idi. 

Geleneksel buluşmalar, toplanmalar sürüyordu. Umre dönüşünün arkasından yapılan ev ziyaretleri, akrabalar arasındaki buluşmalar önlenemiyordu.

Kız istemeler, nişan törenleri, düğünler böyle bir salgın yokmuş gibi kalabalıkları bir araya getiriyordu.

Asker uğurlamaları da gençlerin coşkulu törenleri olarak devam ediyordu.

Başlangıçta önlem olarak yapılmayan toplu namazlar yavaş yavaş gevşeyen salgın disiplini ile önceki rahatlığına kavuşuyordu. 

Bayram namazları, cuma namazları gibi toplu kılınan namazlar -güya sosyal mesafe uyarısıyla- kılınmaya başlanıyordu.

Ayasofya’nın ibadete açılması yönetimin desteğiyle büyük bir toplanmanın örneği oldu.

Daha önceki dönemlerde yönetime yapılan “Ayasofya ibadete açılsın” çağrılarına olumsuz yanıt veren partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kez zayıflayan kitle desteğini güçlendirmek için harekete geçti.

24 Temmuz 2020’de, cuma günü yapılan çağrıyla yurdun her tarafından katılan insanların oluşturduğu kalabalıkla Ayasofya ibadete açıldı.

Bu toplu buluşma, salgını önleme uyarısı olarak “Evde Kal- Kimseyle Temas Etme” önerisinin de etkisini sıfıra indiriyordu.

Ulusal bayramlarda yapılacak toplu kutlamalar “Covid pandemisi” nedeniyle yasaklanıyordu. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, ülkenin en önemli ulusal bayramlarından birisiydi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı, aynı zamanda dünya çocuklarının da bayramı olan ulusal günün kutlamaları yönetim tarafından yasaklanıyordu.

1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı da yine salgın öne sürülerek yasaklanıyordu.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı da Covid-19 salgını gerekçesi ile yasaklanıyordu.

Bu önemli günlerin kutlanması için gerekli olan sosyal mesafe kuralının uygulanması akla getirilmiyor, salgın bahane edilerek bu toplu kutlamalar yasaklanıyordu.

Ama siyasal iktidarın yaptığı toplanmalarda salgın bir engel oluşturmuyor, bu toplantılar açıkça destekleniyordu.

ÇİFTE STANDART

Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP kongrelerinin yapıldığı salonların “tıklım tıklım dolduruluşunu” kutluyor, katılanlara teşekkür ediyordu.

Salonların yayımlanan fotoğrafları ve filmlerinde bu “tıklım tıklım kalabalık” açıkça görülüyor, virüsün bu kalabalıkla neden dikkate alınmadığı ironik bir sessizlikle karşılanıyordu.

İşçi sendikalarının, meslek kuruluşlarının yapacakları toplantılar hep aynı bahaneyle - Covid 19 salgını nedeniyle- yasaklanmaktadır.

Bu nasıl virüstür ki seçici olarak iktidarın desteklemediği toplantılarda hemen hastalık yapıyor ama iktidarın toplantılarında oralarda olmuyordu. İşte bu çifte standart, bu iktidarın özelliğiydi.

Siyasal iktidarın bu “tavşana kaç- tazıya tut” yaklaşımı her alanda kendini gösteriyordu.

Restoran ve kafelerde çalışma sınırlandırılıyordu. Masalar seyreltiliyor, müşteri sayısı azaltılıyordu.

Burada da kalmayacak, restoran ve kafelerde oturmak bütünüyle yasaklanacak, sadece paket servisine izin verilecekti.

Ama turistik oteller açıktı ve buradaki restoran ve kafeler eskisi gibi çalışıyordu.

Konser salonları kapalıydı. Konserler durmuştu, müzisyenler bütün gelir kaynaklarını kaybetmişlerdi.

Tiyatro salonları kapalıydı. Oyunlar oynanmıyordu. Tiyatro sanatçıları işsiz vatandaşlar olmuşlardı.

Sinema salonları da kapalıydı. 

Buralarda çalışan büfeciler, işletmeciler, temizlikçiler işsiz kalmışlardı.

İŞSİZLER ORDUSU

Okullar kapalıydı. Öğretmenler çalışamıyordu. İnternet üzerinde yapılan eğitim yeni öğrenme biçimleri yaratıyordu.

Okullarla birlikte hizmet veren okul servisleri, okul kantinleri çalışmıyor, buralarda çalışanlar işsizler ordusuna katılıyorlardı.

Gelirlerini kaybeden hizmet gruplarına yapılması gereken devlet desteği yapılamıyordu. Çünkü, siyasal iktidarın kendi yandaş kuruluşlarına yaptığı aktarımlar devlet bütçesini eritmiş, biriken fonlar bu amaçla harcanmıştı. Toplanan deprem paraları, işsizlik fonu gibi amaçları belli fonlar bile harcanmış, hesap vermez iktidarın “nerelere gittiği belli olmayan ödemeleri” uğruna eritilmişlerdi. Bu nedenle de destek bekleyen üreticiler, hizmet grupları yakınmakla kalıyorlardı.

Tarım üreticileri boşuna destek bekliyordu.

Emekçiler, hızla yükselen enflasyon karşısında kayıplarıyla baş başa kalıyordu.

Emekliler sembolik zamlarla çaresiz bekliyorlardı.

AKP iktidarı “ödeme garantili” yollarla, hava alanlarıyla, hastanelerle övünüyor ama buralardaki ödemelerin bütün vatandaşların sırtındaki yük olduğunu söylemiyordu.

Her gün artırılan zamlarla benzin, mazot, elektrik, doğalgaz, köprü vergileri gibi zorunlu harcamalarla vatandaşın giderleri artmakta ama azalan gelirler için hiçbir destek görülmemekte idi.

Covid-19 pandemisi, ülkenin bütün zayıf noktalarını açığa çıkarak bir ölçüt oluyordu.

DOKTORLAR FERYAT EDİYOR

Covid-19 salgınının ön cephesinde “Sağlık Ordusu” savaşıyor.

Cephenin her yerinde tıp doktorları, hemşireler, sağlık teknisyenleri, hastabakıcılar, hizmetliler virüsle göğüs göğüse çarpışıyor.

Aile hekimlerinin çalıştığı sağlık ocaklarında, hastanelerde, Covid-19 bölümlerinde uzman hekimler, asistan hekimler, hemşireler ve sağlık personeli bire bir hizmet veriyorlar.

Bu mücadele sırasında bu hastalığa yakalanarak yaşamını kaybedenler bir savaş sırasında kaybedilen şehitlerdir.

Covid-19’a yakalanarak ölen tıp doktoru sayısı 143 oluyor.

Hastalığa yakalanarak ölen sağlıkçı sayısı da 385.

Bir cephe savaşında şehit olacaklardan çok daha fazlası Covid-19 salgınında kaybedilmiştir.

Bu görev şehitlerinin “meslek hastalığından kaybedildikleri” bir yasa çıkarılarak tarihteki yerini almalıdır.

Bu görev şehitleri “şehit statüsü” ile hak ettikleri yere konulmalıdır.

Herkesin kaçıştığı, uzak kalmaya çalıştığı “virüslü bölgelerin ortasında” hizmet veren bu sağlık kahramanlarının hakları tanınmalı, bu hakların gerekleri yapılmalıdır.

Siyasal iktidar bu açık kahramanca hizmet karşısında olsun “kör- sağır- dilsiz” tavrını bırakıp görevini yapmalıdır.

SUMAKLI RÜYA HIZLA YAYILIR

Bu arada hurafe de boş durmuyordu.

Bir kadın, rüyasında peygamber efendimizi görmüştür. Peygamber efendimiz kadına “ümmetime söyle ki, bu hastalığın şifası ‘sumak’tır. Sumak, ister toz olarak serpilsin, ister suya karıştırılarak içilsin, hastalığın şifasıdır” buyurmuştur.

Kadın, bu rüyasını kendi çevresine anlatır, oradan da ilişkili çevrelere yayılır.

Şimdi sanırsınız ki bu sözleri duyanlar gülüp geçer.

Hiç de öyle olmaz. Duyanlar “sumak” almak için baharatçılara saldırır, sumak fiyatları artar. 

Sumak bir baharattır. Aynı adı taşıyan bitkiden elde edilir, ekşimsi tadı ile salatalara konulur.

Bütün baharatlar gibi yararlı etkileri vardır ama virüse özel bir etkisi söz konusu değildir.

İşte, hurafecilik budur. Ortaya bir şey atılır, o da yayılarak bir hurafe oluşur.

Ama hiç kimse “Ben sumak içiyorum, virüs aşısı istemem” demez. Hacısı da hocası da nasıl yapıldığını sormaya bile gerek görmeden “Covid-19 aşısı”nı beklemektedir. 

Koronavirüs aşısı, Çin’de yapılan “Çin aşısı - Cinovac”, Almanya’da yapılan “BionTech - Pfizer” aşısı, “Astra- Zeneca” aşısı olarak bilinmektedir.

İşte, bilim hurafeyi yenmektedir.

Aşı, tarih boyunca hastalıkların yenilmesinde en büyük tıp buluşu olmuştur.

Çiçek hastalığı aşıyla yenilmiştir. Tifo, tifüs, tüberküloz, tetanos, kuduz aşıları insanlığı kurtarmıştır. Kızamık, boğmaca, çocuk felci virüs aşılarıdır. Son yılların grip aşıları yaygın uygulanmaktadır.

DOGMA VE BİLİM HEP ÇATIŞTI

Şimdi de Covid-19 aşısı yeni bir kurtarıcı olarak beklenmektedir. 

İnsanlık tarihi boyunca dogma ile bilim çatışmış, ortaçağın yüzyıllarında “dogma” din adına hükmünü sürdürmüştür. Katolik dini adına hareket eden “engizisyon”, aforoz  ve “engizisyon yargısı” eliyle insanları korkutmuş, toplumları sindirmiştir. 

Özgür düşünce ve bilimsel deneylerle karşı çıkan ortaçağın laik bilim insanları her türlü zulümle karşılaşmış, hapsedilmiş, yakılarak öldürülmüştür. 

Galile, Giordano Bruno gibi bilginler, Kopernik gibi astronomi öncüleri bu zulme karşı koyarak bilimi savunmuşlardır.

İlk aşılar da bu dogmalarla mücadele etmek zorunda kalan bilim öncülerinin çabalarıyla geliştirilmiştir.

Louis Pastör (Fransa), Robert Koch (Almanya) mikropların keşfi ve aşıları bularak hastalıkları önleyen çabalarını dogmalara karşı savunarak insanlığa armağan etmişlerdir.

- Dogma, eleştiriye kapalı, sorgulamaya, araştırılmaya, denenmeye izin verilmeyen değiştirilemez yargılardır.

- Bilimsel bilgi, gözleme dayalı, denemeyle kanıtlanabilen, eleştiriye, sorgulanmaya açık, değiştirilebilen bilgidir.

O nedenle de dogmaya dayalı hurafeler, bilimin karşısında barınamamış, bilimsel gerçekler her zaman insanların ve toplumların gelişmesinin doğru kaynakları olmuştur.

Covid-19 aşısı da bilimin yeni bir başarısıdır.