Dansöz, baktığınızı görmeye zorluyor!

Oyunun adı Dansöz. Ankaralı genç bir ekip, çoğu tiyatro mezunu, Mek’an Sahne’nin yeni oyunu 21 Ekim’de Kadıköy Yeldeğirmeni Theatron’da ilk kez buluşmuş seyircisiyle.

10 Ağustos 2020 Pazartesi, 06:00
Dansöz, baktığınızı görmeye zorluyor!
Abone Ol google-news

İstanbul 16 milyonluk bir megakent. Kim öle, kim kala, kim nerede oynuyor, kim nerede dans ediyor, kimin ne kadar haberi oluyor? Hele bir de araya pandemi girip mart başından beri hayat durunca, kültür sanat, ölü uykusuna yatınca? Görüldü ki pandeminin biteceği yok, yeni normal koşullarda hayatı yeniden yaşamaya başlamak gerek, kurumlar da el attı, etkinlikler başladı.

SSM ve Sabancı Vakfı işbirliği ile Müzede Sanat, bu yaz, Fıstıklı Teras’ta, “Müzede Sanat” etkinliğinde kadın temasını işliyor ve tam da kadınların İstanbul Sözleşmesi rafa kaldırılmasın, kadınların yaşam hakkı savunulsun diye kendilerini sokaklara attıkları dönemde kadına şiddete karşı oyunlardan bir seçki sunuyor. Geçen hafta buluştuk ve konuştuk bunları, size de uzun anlattık. Bu hafta sonu da “Dansöz” ile çarpıcı bir başlangıç yaptık.

TEK KİŞİLİK EKİP OYUNU

Şamil Yılmaz’ın yazıp yönettiği oyunu Sezen Keser tek başına sırtlanıp götürüyor. Tabii ki arkasında bir ekip var ama oyuncu, sahnede tek başına bir saat boyunca hem oynuyor hem oynuyor! Yani tiyatro da yapıyor, dans da ediyor, monolog yapıyor, mim yapıyor, tüylerimizi diken diken ediyor, boğazımız düğümleniyor, kalbimiz sıkışıyor, gözlerimiz doluyor, ellerimiz terliyor; oyun bittiğinde, yıkılmış, öfkelenmiş, örselenmiş, kala kalıyoruz. Sonra kendimize gelip, ayağa kalkıp alkışlıyoruz, azıcık. Öyle etkilenmişiz ki coşamıyoruz bile alkışlarken!

Yılmaz’ın teksti çok başarılı. Oyuncu Keser çok başarılı. Ankaralı bir pavyon dansözünün başından geçtiği varsayılan sıradan bir Yeşilçam senaryosu olabilecekken yaşadığı ve anlattığı, felsefi bir metine dönüşüveriyor. Kadına şiddetin hayvana şiddetle başlaması, mahalledeki çocukların yavru kaplumbağaya yaptıkları eziyetin daha sonra pavyon sahibinin bir türlü canavarlaştıramadığı için öfke duyup ölüme terk ettiği köpeğine uyguladığı şiddeti bir türlü pavyon kadınına dönüştüremediği ve sadece kendisi için dans etmek isteyen Meryem’e de uygulamasının öyküsü çok güzel örülüyor.

Şamil Yılmaz’ın bir röportajında anlattığı ve yapmak istediği ise daha sofistike. Oryantal dansın uygulandığı ve izlendiği biçimiyle erkeklere çıplak kadın bedeni üzerinden sunulan bir eğlencelik değil, kadının kendi ruhsal gelişimi için ortaya çıkmış bir tür ritüel olduğunu savunurken bunu Meryem’e dansı öğreten Arap Haifa’nın diliyle anlatıyor.

İzleyicinin net olarak algıladığı ise kadının kendi olmak istemesi, buna izin verilmemesine, sevdiği erkeğin canavara dönüşmesine, şiddet uygulamasına razı oluşu ama razı olamadığı şeylerin öfkesiyle başkaldırı ve intikam.

İsyaaaan! Bu hikâyelerden çok yaşanıyor diye bir saatlik etkilenmeyle mi kalacağız, güçlünün güçsüzü kaba kuvvetle, parayla, yaşam zorluğuyla ezdiği düzene isyanına el uzatabilecek miyiz? Sanatçıların yapmak istediği belki cinayet güzellemesi değil ama en azından baktığımızı görmemizi sağlamak. Evet bakıyoruz ama ne kadarını görüyoruz gerçekten?