‘Dedemi babam sanıyordum’

Türkiye’nin en çok konuştuğu isim olan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun bilinmeyen sırrı...

07 Ocak 2014 Salı, 10:26
Abone Ol google-news
 
Eski Hukuk Fakültesi Dekanı, CHP milletvekili ve Başbakan Yardımcısı Turhan Feyzioğlu’nun torunu. Onunla satranç oynamış, berjer koltuğunda otururken ülke sorunlarını dinlemiş. Dedesinden aldığı en önemli öğüt, “Büyük adamsın, çok büyüksün diyenler de olacaktır. Siyaset ancak ülke için zorunlu olursa girilir. Büyük adam olmak kolaydır, adam olmak zordur, onu başar” olmuş.
 
Kimilerinin CHP’nin liderlik koltuğuna yakıştırdığı, kimilerinin ise Cumhurbaşkanı adayı olarak adını ilk sıralara yazdığı, adli yıl açılış törenindeki konuşmasıyla da başta Başbakan olmak üzere hükümet üyelerinin şimşeklerini üzerine çeken, ancak yeniden yargılamaya ilişkin formülü günlerdir tartışılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu yaptığımız söyleşide özel yaşamının gizli kapılarını açtı.
 
Dedeme baba, anneanneme anne derim ­
 
- Anneniz sizi dünyaya getirirken yaşamını yitiriyor. Oldukça travmatik bir yaşam başlangıcı...
 
Ben çok acı ama sevgi dolu bir ailede büyüdüm. Bir ailenin, bir insanın yaşayabileyeceği en büyük acıyı yaşadık. Rahmetli annem Saide 17 yaşında evlenmiş, 19 yaşında beni doğururken ölmüş. Bir ailenin tek çocuğu. Bizim aile için bunun ne kadar büyük bir acı olduğunu, talihsiz bir travma olduğunu anlatmaya dahi gerek yok. Tabii benim bunlardan doğaldır ki haberim yok. Elbette benden uzun yıllar gizlenmiş, açıklanmamış bir durum. Yine de bugün geçmişe dönüp düşündüğümde, aslında ne kadar ızdırap çekildiğini anlayabiliyorum. Dedeme baba, anneanneme de anne derdim. Hala da öyle derim. Annemin, kenara çekilip ağlamaları, bir anda duygusallaşması, hiç anlam veremediğim ama birlikte gittiğimiz kabristan ziyaretleri... Filmlerdeki geri dönüşler olur ya öyle gelir aklıma zaman zaman. Yine de insanların hayatlarında acılar da, mutluluklar da var. Gereğinden fazla büyütülecek bir durum da yok, tespit edip geçelim. Annemin öldüğünü çocuklar söyledi
 
- Tüm bunları nasıl öğrendiniz, kaç yaşlarındaydınız?
 
İlkokulda çocuklardan, arkadaşlarımdan öğrendim. Ondan sonra eve dönüp sorunca annem anlatamadı. Babam anlattı. Çok kavradığımı sanmıyorum ilk anda... - Dedeniz Turhan Feyzioğlu sizi nüfusuna alıyor. Ama babanız da hayatta. Ben babamı ilkokul 3. sınıfa kadar görmedim. O zaman da birkaç kere gördüm. Sonra bir 10 yıl kadar yine görmedim. Bir şekilde görüşemedik. Ama ondan sonra da ölünceye kadar görüştük. Öz babanızdan nefret ediyorsunuz ama...
 
- İlişkiniz alışılmış baba oğul ilişkisinden epeyce farklı. Babanızla ilişkiniz nasıldı?
 
Gaipten gelip de bir an ‘bu senin baban’ dendi. Duygu karmaşası yaşıyorsunuz. Sonra da 10 yıl gelmedi. O 10 yıl boyunca yine darmadağın oluyorsunuz, öfkeleniyorsunuz. Çocuk kafasıyla kendinizde arıyorsunuz, ‘herhalde ben bir şey dedim ondan gelmedi’ diye. Ondan sonra da kabulleniyor, öfkeleniyor hatta nefret ediyorsunuz. Fakat bir insanın öz babasına kızması, nefret etmesi çok ağır bir yük. Bütün bunları üzerinizden attığınız zaman da kuş gibi hafifliyorsunuz. Lise yıllarıydı, babam Turhan Feyzioğlu çok ağır kalp krizi geçirdi. Yoğun bakımda yatıyordu. Hayatla ölüm arasında gidip geliyordu. O sırada babam çıktı geldi. Görüşmek istedi benimle. Önce istemedim. Sonra annem ‘benim hatırım için görüş’ deyince görüştüm. Görüşür görüşmez de barıştık. Babam yeniden evlenmiş. Harikulade iki kardeşim var. Yeğenlerim var dünya tatlısı. Onlarla görüşüyorum. Babamın eşiyle de görüşüyorum canım ciğerim. Babama bile sitem etmedim ki
 
- Tüm bu yaşadıklarınız sizin yaşamınızı nasıl şekillendirdi?
 
Bizim toplumumuzda insanlar birbirlerini çok fazla kategorize etmeye meyilliler. Fakat bunları yaşadığınızda aslında katı düşünmenin ne kadar yanlış olduğunu görüyorsunuz. İnsanoğlu böyle bir varlık. Kendimizin olamadığını, bir başkasından beklemeye çok meraklıyız. Kendi hayatımızla ilgili köşeli değiliz ama başkalarının köşeli davranmasını istiyoruz. Hayatımda hiç kimseye sitem etmem mesela. Sitem edildiği zaman da son derece rahatsız olurum. İlkemdir düzenli sitem eden hiç kimseyle görüşmem. Niye aramadın, ne oldu da diye. Beni babam 10 sene aramamış sitem edecek olsam ona sitem ederim. Aramadıysa bir sebebi vardır, aradıysa aradığı andan itibaren canım görüşmek istiyorsa görüşürüm. Güzel konuşmak istiyorsam güzel konuşurum, mesafe koymak istiyorsam mesafe koyarım. Hayat zaten kendinizi bildiğinizden sonra sağlıklı yaşadığınız Allah izin verirse bir 40-45 yıl, hadi bilemedin 50 yıl. O kadar kısa ki bunu insanların insanlara anlamsız eziyetleriyle daha zorlaştırmanın hiç gereği yok. - Nasıl bir çocuktunuz? Muhallebi bebesi mi, mahalle bebesi mi? Tam bir sokak çocuğuydum. Farabi Sokak’ta o zaman taşları yollara koyup çift kale maç yapardık. Böyle cadde değildi. Bisikletle gezerdik. Tipik bir mahalle bebesi. Meyve çalarken yakalanıp, dayak yerdik. Sabahtan akşama kadar sokakta oynardım. Futbol, gazoz, bilye... Çok keyifli bir mahalle hayatım oldu. - Ailede hukukçu epeyce isim var. Rahmetli babamın babası Sait Azmi Feyzioğlu Kayseri’nin önemli bir avukatıydı. Osmanlı Ağır Ceza Reisi iken Diyarbakır’da görevlendiriliyor. Orada Üçok ailesinin kızlarıyla evleniyor. Büyük babaannem Diyarbakırlı. Daha sonra Rus işgalinde Doğu vilayetleri Rusların eline geçince babaanneyle birlikte içerilere çekiliyorlar. At sırtındayken iki çocukları donarak ölüyor. Savaş yıllarında Kayseri’ye kadar geliyorlar. Kayseri’de Milli Mücadeleyi örgütleyenlerden birisi. Hep yandığım daha sonra İstiklal Madalyası’nın kimlere verileceğini belirleyen heyette yer alıyor, ancak kendisini madalya listesine yazdı derler çekincesiyle kendi adını yazmıyor. Şimdi olsaydı kanuna göre madalya benim hakkımdı. Hep ona yanarım. Öfkelendiğinde gözü görmezdi
 
 - Siyasetçi ve hukukçu Turhan Feyzioğlu’na ilişkin toplumda bir algı var. Onunla sizin baba-oğul olarak ilişkiniz nasıldı?
 
Dünyanın en sevgi dolu insanıydı ama çok sinirli bir insandı. Saman alevi gibi parlardı. Öfkelendiği zaman evde gözü hiç birşeyi görmezdi. Fakat beni azıcık üzse, kendisi daha sonra, daha çok üzülürdü. Ben de onu üzdüğüm için çok üzülürdüm. İnanılmaz bir ilişkimiz vardı. Başbakan yardımcılıkları döneminde bile hiç sevgisini, ilgisini eksik hissettiğim bir an bile olmadı. Sabahleyin çok erken kalkardı. Ben de hafta sonları evdeyse onu görmek için 06.00’da kalkardım. Onun oturduğu baba koltuğu vardı. Önemli görüşmelerde tam karşısında ikinci koltukta konuğu olurdu. İri yarı da bir adam, dağ gibi, ben de küçücük ilkokul çocuğuyum. Ben de o berjerlerden birine virgül gibi oturur, karşılıklı oturup satranç oynardık. Ama çok disiplinli bir adamdı. Çizgi romanları ciddi kitapların arasına koyar okurdum. Ondan sonra İngilizce öğrenmeye başlayınca Asteriks, Red Kit’in İngilizcelerini okumaya başladım da orta yolu bulduk. Çok disiplinliydi. Ben çocuklarıma karşı o kadar disiplinli olmamaya karar verdim.
 
- Rahatsız edecek kadar disiplinli anlaşılan...
 
Çok disiplin, düzen insanı rahatsız ediyor. Eğer başarılıysam başarımı o disipline borçluyum. Ama bedeli de oluyor.
 
- Evinizde önemli konukları ağırlayıp, onların görüşmelerine tanıklığınız da olmuştur. Nelere tanık oldunuz?
 
Ben halıda oynarken yanımda çok ciddi konuşmaların yapıldığını hatırlarım. 12 Eylül sonrasında pek açıklanmamış bir konudur benim önümde konuşuldu. Rahmetli Emin Paksüt ile babamın konuşması. Babam Kenan Evren’in yanından geldiğinde, ‘Siyasi partilerin asla kapatılmaması gerektiğini söyledim. Çünkü siyasi partiler kapatıldığında siyaset köklerinden kopuyor. Dinlemeye niyetleri yok. Bildiklerini okuyacaklar, biz bunu 1960 ihtilalinde de yaşadık. Bu darbeciler politikacının boynuna davulu asarlar, tokmağı ellerine alırlar. Ben başbakanlık teklifini kabul etmiyorum’ dediğin,i benim yanımda konuşulduğunu çok iyi hatırlıyorum. Hatta örnek olarak da sonra 1960 ihtilalinden sonra 141 üniversite hocasının üniversitelerinden atılması olayında babamın 1 aylık Milli Eğitim Bakanlığı vardır. Bunu kabul ederken üniversiteden atılan hocaların geri alınmasını şart koşmuştur. Alınmadıklarını görünce bu gerekçeyle istifa etti. Ölüm döşeğinde yazılan vasiyet - Hukuku seçmenizde babanızın etkisi oldu mu? Oldu ama ona rağmen oldu. O benim iktisatçı ya da işletmeci olmamı çok istedi. Bütün hayatı boyunca herhalde hukuksuzlukla mücadele ettiği için, belki de hukukun olmadığı inandığı bir yerde hukukçu olmamı istemedi. Kendi yürüttüğü kavgaları benim de yapmamı herhalde istemedi. Kalp krizinden sonra uzun süre hastahanede yattı. Orada vasiyet gibi bir defteri vardır, doktorlara rağmen gizlice yazdığı. Yakalandığında da ‘gerekirse ölürüm ama bunu yazacağım’ der. Bir defter dolusu mektup. Bana son söylemek istediklerini söylüyor. ‘Büyük adamsın, çok büyüksün diyenler de olacaktır. Siyaset ancak ülke için zorunlu olursa girilir. Asla bir meslek değildir. Mesleğinde zirveye çıkmadan siyasete girmeni asla istemem. Ülken için zorunlu olmadıkça sakın siyasete girme. Ben hayatımı siyasette tükettim sana kıyamam. Büyük adam olmaya da özenme. Büyük adam olmak kolaydır, adam olmak zordur onu başar’ demişti. İyi ki de demiş. Bu sözleri olmasaydı bugüne kadar çoktan günlük siyasetin içine girer kendimi tüketirdim.
 
- Siyaset konuşmayacağız dedik ama siyasete girmeniz için şu anda ülkede bir zorunluluk var mı, yok mu?
 
Bulunduğum pozisyonda Ankara Barosu Başkanıyken de Birlik Başkanıyken de ülkeme en etkili ve en iyi şekilde hizmet edebildiğimi düşünüyorum. Şu anda bana açık, gelebileceğim bir başka pozisyonda olsam bu kadar hizmet edebileceğim kanaatinde değilim. Yani bir milletvekili olsam, vekil olmak önemli saygın ama bir TBB Başkanı kadar hizmet edebilmem söz konusu değil.
 
- Babanızın yolundan ilerlemeyi tercih ettiniz...
 
Böyle bir babayla yarışmak mümkün değil. Ne öyle bir kaygım, ne de imkanı var. Şöyle bir ruhsal çözüm buldum herkes ayrı insanlardır. Bu hayata bakışımı da çok rahatlattı. Çocukken ‘bakalım babanı geçebilecek misin?’ gibi sorular sorulurdu. İnsan strese giriyor. Ben ayrı insanım, başkaları ayrı insanlar. Sadece babamla ilgili değil herkesin ayrı birer insan olduğunu anladığınız zaman onların bireysel özelliklerine de saygı duyuyorsunuz. Mektupla anlattım isteklerimi
 
- Sizin çocuklarınızla ilişkiniz nasıl? Büyük kızınız hukuk okuyor o da size rağmen mi?
 
Hiçbir şekilde kızıma karışmadım. Babama hukuk fakültesinde okumak istediğime ilişkin mektup yazmıştım. Onun katılmadığı bir konuda sağlıklı ve uzun bir diyaloğu sürdürmeniz çok zordu. Çabuk sinirlendiği için uzun bir mektup yazmıştım. Onun üstüne tamam dediydi. ‘Ben de babama hukuk okumak istediğime ilişkin mektup yazmıştım’ dedi. Onun da babası istememiş. O zaman öyleydi ilişkiler, babanızın önünde ayak ayak üstüne atmazsınız, odaya girdiğinde ayağa kalkarsınız. Büyük kızım hukuk istedi ve okuyor. Küçük kızım lise sonda, ne okumak istediğine ilişkin birşey söylemedi. Ama şunu diyor ‘hukuk okumayacağım’. Nerede mutlu olacaklarsa orada olsunlar. Benim görevim çocuklarımı kendi kararlarında desteklemek.
 
- Kız babası olmak biraz daha mı farklıdır?
 
Erkek çocuğum olsaydı nasıl bir ilişkim olurdu bilemiyorum. O kadar kız çocuğuna alışmışım ki arkadaşlarımın oğlan çocuklarını severken ‘güzelim’ diye seviyorum yadırgıyorlar. Ben çocuk severken kıza formatlı bir sevgi geliştirmişim. Ben büyük kızımla küçük kızımın karakterleri dağlar kadar farklı. Büyükle sert futbol oynardım, ufaklıkla başka şeyler. Eşim siyasete karşı - Evin ve ofisin patronu eşiniz Birgül Feyzioğlu mudur? Eşim gayet disiplinli şekilde büroyu yönetiyor. Evin patronu mudur, yok. Ama ben genellikle eşimi dinlerim. Yalnız eşime kalsaydı baro başkanlığı veya birlik başkanlığı, baro siyasetine girmezdim. Çok istediğini sanmıyorum. Çünkü zor hayatlar. Gerçekten aile hayatınız kalmıyor. Bambaşka bir hayata giriyorsunuz onu da sürekledim bu işlere. Çok uzun saatler çalışıyorum, 7.30-8.00 gibi iş yerinde oluyorum. Onlardan zaman çalarak yapıyorum.O yüzden programı yetiştirebilmem için saat disiplinine uymam gerekiyor. Bizde de alışkanlık var ‘geçerken uğradım’ diye. ‘Yarım saatin yok mu’ diyor, vallahi yok olsa dükkan senin. O yüzden güler yüzlüyümdür ama programım bozulduğunda inanılmaz huysuz olurum. O programa uymadığımda iş kalır ki iş benim şahsi işim değil. O zaman da gece yarısına uzar işim. - Eşinize, çocuklarınıza yoğunlukta nasıl zaman ayırıyorsunuz? Eşimle çok güzel gezeriz. Artık çok uzun oturmaya zaman bulamıyoruz ama kaliteli zaman geçirmeye karar verdik. Küçük konuları sorun yapmamaya çalışıyoruz. Anlamsız çekişmeler yerine zamanımızı kaliteli yaşayalım istiyoruz. Ortak zevkimiz tarihtir. Önce benim zevkim olarak başladı sonra tutkuya dönüştü. Antik Roma ve Antik Romayı etkilediği ölçüde Hitit ve Anadolu uygarlıkları. Afrodisias kenti özel ilgi alanımdır. Bir heykelin yeri değişse, yeni bir yeri kazsalar bilirim. Yine yeni bir yer keşfettim Magnesia. Alacahöyük Kazılarını Destekleme Derneğini kurdum, Aykut Çınaroğlu ile.
 
- Kimi zaman çektiğiniz fotoğrafları twitter üzerinden paylaşıyorsunuz.
 
Cep telefonuyla çekiyorum. Bir gün fotoğraf sergisi açmak istiyorum adı da belli ‘cebimden çıkanlar’. Son 2 yıldır eski bir hobime döndüm. Resim yapıyorum diyeceğim ressamlara haksızlık olacak, boya yapıyorum. Hatta tesadüfen çocukken yaptığım bir tabloyu Eşref Üren görmüş ve çok beğenmişti. Davet aldım, gelecek yıl Hacı Bektaşi Veli anma etkinliklerinde bir fotoğrafım ile bir tablom çok da ciddiye alınmayacak bir köşede sergileyeceğim. Çok zengin bir de tespih koleksiyonum vardır, hem de hastalık derecesinde. Avukatlıktan kazandığımı bir dönem ciddi ciddi tespihe yatırdığım oldu. Tespihten iyi anlarım. Bu yıl canım çok yandı - İlk gençlikteki mesleki hayaliniz neydi? Benim hayalim çok iyi bir akademisyen ve avukat olmaktı. Üniversitede hayalim buydu. Akademisyen de avukat da oldum. Çok iyi olup olmadığımı ben söyleyemem ama ikisini de oldum. her şey bir hayalle başlıyor. Kimse duymasın ama duygusal biriyimdir. Ama meslek hayatımda çok gerçekçiyimdir. Hiçbir maceraya temsil ettiğim kurumları sürüklemem. Söylemem gereken herşeyi söylerim ama maceraya sürüklemem. Daima hukukun içinde kalırım. Haklıyken haksız konuma geçmem. İnsanlardan beklentilerimi asgariye düşürdüğüm için kırılganlığımı da azalttım. Yaparsa yapar, yapmazsa canı sağ olsun. Ama siyasette çok karşılıksız desteklediğiniz, sarıldığınız, belli yerlere getirdiğiniz insanlar oluyor onların vefasızlığı o canımı yaktı. Bu sene çok canım yandı. Hiç umut etmediğim birkaç çok yakın dava arkadaşımdan hiç beklemediğim şekilde vefasızlık gördüm. Canları sağ olsun ama canım yandı.