Deniz Fenerlerinde Hüzün

21 Mayıs 2010 Cuma, 06:16
Abone Ol google-news

Artık en temel özelliği üzerinde bulundukları kıyılardaki tarihin “suskun tanıkları” olagelmiş deniz fenerlerinin yaşamında daha da düşündürücü, daha da derin bir hüzün dönemine gelindi.

Bizim kuşağın denizlerde olduğu dönemde köprü üstündeki sorumlu adamın “Şu anda ben nerdeyim” sorusuna cevap vermesi yani geminin nerede olduğunun saptanması ve haritada belirtilmesi -buna “mevki koymak” denir- için yararlanılan ve seyir yardımcıları denilen şeyler köprü üstündeki bildiğimiz manyetik pusula, bazı gemilerde sahil istasyonlarının yayımlanan kod seslerini dinlediğimiz DF (Direction Finder) ve Echo Sounder (Derinlik ölçer) denilen alet ile Ay, Güneş ve yıldızların ufuktan yüksekliklerini ölçmekte kullandığımız geçmişi yüzyıllarca gerilere uzanan sextant olarak bilinen bazı basit araçlardı. Teknolojideki akıl almaz gelişmeler bizden sonraki denizcilerin kullanımına radar, cyro pusula, GPS, AIS, MDS ve benzeri çeşitli seyir yardımcılarını sağladılar.

Ancak bütün bunların dışında insanların ekmeğini, geçimini ve güvencelerini denizden sağladığı antik çağlardan bu yana denizde gezenlerin her an için “Ben şu anda neredeyim” sorusuna cevap bulmakta en temel hizmeti veren yardımcının, “deniz fenerleri”nin son durumundan söz etmek istiyoruz.

Önceleri insanların kıyılardaki yüksek kayalıklarda yakılan ateşler şeklindeki işaretler olan deniz fenerleri giderek bütün dünya ülkelerinin kıyılarını, kuleleri, kulübeleri değişik karakterlerdeki ışıkları ile donattılar. Tarihi gelişimleri sürerken fener ışığının bildiğimiz kaynağı olan odun ateşi giderek doğalgaz, elektrik ve son olarak da güneş enerjisi oldu. Yalnız, denizcilerin sözünü ettiğimiz o temel sorusuna cevap vermenin yanında her zaman denizcilerin dışındaki insanların da şiirsel ve gizemli buldukları yapılar olageldiler. Deniz fenerlerinin bakım tutum ve kullanılmasından sorumlu “fenercilik ya da fener bekçiliği” işi de kıyıların çoğu kez en ücra ve ulaşılması zor noktalarında hemen her yerde babadan oğula geçen ve sürdürülen bir hizmet oldu.

Çağdaş teknolojinin sözünü ettiğimiz, denizcinin kullanımına sunduğu araç ve yardımcıların gelişimi sürüp giderken bu gelişim çeşitli ve şaşırtıcı elektronik ürünlerle öyle bir noktaya ulaştı ki yıllar hatta yüzyıllar boyu kıyıları süsleyen bu kıyılardaki tarihe hiç bozulmamış bir suskunlukla tanık olan deniz fenerlerinin işlevi artık neredeyse sıfırlandı. Şimdi artık dünyanın birçok yerinde gerçekten çok etkileyici görünümlere sahip noktalarda suskun bir hüzünle dimdik duran fener kuleleri ve irili ufaklı kulübeleri, lojmanları gelip geçen insanların özellikle kısa tatil gezilerinde uğrayıp mola verdikleri, yiyip içip nefes kesen görüntülerden etkilendikleri nostalji merkezlerine dönüştüler. Amerika ve Avrupa kıyılarında başlayan bu dönüşüm sonunda ülkemize kadar yayıldı ve bu işe en güzel, en unutulmaz görünümlere sahip fenerlerimizden başladı.

Artık en temel özelliği üzerinde bulundukları kıyılardaki tarihin “suskun tanıkları” olagelmiş deniz fenerlerinin yaşamında daha da düşündürücü, daha da derin bir hüzün dönemine gelindi. Yıkılmanın çirkinleşmenin korkunç gelişimi içinde deniz denilen güzelliğin bekçisi de olagelmiş fenerlerin daha nice hüzünlere değişimlere tanıklık edeceğini büyük bir kahırla düşünüyorum. Gelecekte anlatılmaz güzellikleri ömür boyu izlemiş deniz fenerlerinin sıradan bir meyhane, kumarhane ve benzeri yerlere dönüştüğü günlerde artık yaşamıyor olmayı diliyorum...

Oktay Sönmez: Uzakyol Kaptanı, İTÜ Denizcilik Fakültesi Öğretim Görevlisi