Dinozorlar yeniden beyazperdede

Sinemaseverleri nicelik bakımından zengin ama nitelik açısından zayıf bir hafta bekliyor.

12 Haziran 2015 Cuma, 09:55
Abone Ol google-news

13 yıldır ülkenin başına çöreklenmiş gerici, yasa tanımaz, dediğim dedikçi, cahil, paragöz ve din taciri sultan iktidarının, yolsuzluklardan geçilmeyen kirli saltanatına artık yeter diyerek bizi umutlu ve sevindirik kılan 7 Haziran seçiminin ardından, nicel bakımdan göz alıcı ama nitel bakımdan yetersiz filmlerle dolu, yeni bir haftaya giriyoruz. Bugün başlayan 3’ü yerli, 8’i yabancı toplam 11 filmin en gösterişlisi, 22 yıl önce 1993’de yazar Michael Crichton’la işbirliği yapan Steven Spielberg’in başlattığı ve 3 devam filmiyle zaman içinde seriye dönüştürülüp yapımcılarını da ihya ederek süregelen Jurassic Park efsanesinin yeni örneği “Jurassic World” kuşkusuz.

 

Bu kez 3 boyutlu ‘Jurassic World’

1993’te yazar Michael Crichton’la işbirliği yapan yönetmen Spielberg’in, sonuçta aksiyonu, korku-gerilimi dozunda, heyecanlı ve ürkünç sahnelerle bezeli, göz alıcı özel efektleriyle, fantastik, sürükleyici anlatımıyla ve döneminin gişe şampiyonu olarak sinema tarihine geçmiş “Jurassic Park”ından bunca yıl sonra yine Spielberg’in yapımcılığında 3 boyutlu olarak tezgâhlanmış, serinin 4. filmi “Jurassic World”ü, 3 yıl önce “Safety Not Guaranteed-Zaman Yolcuları”yla adını duyurmuş Colin Trevorrow yönetmiş. Jurassic Dünyası adıyla yeniden açılmış dinozor parkında yaratılmış, türün en tehlikelisi T-Rex’ten daha vahşi ve saldırgan bir dinozorun kafesinden kaçıp parktaki ziyaretçileri tehdit etmesiyle patlak veren büyük korku ve dehşet dakikalarını hikâye eden, 2 saati aşkın “Jurassic World”, meraklısını cezbedecek cinsten, tipik bir Spielberg seyirliği. Hollywood’un en bezirgân yapımcı-yönetmenlerinden Ron Howard’ın kızı Bryce Dallas Howard, Chris Pratt, Vincent D’Onofrio ve Jake Johnson başrollerde.

Varna, Langley- Virginia, Paris, Roma ve Budapeşte’de geçen “Spy-Ajan”sa, baştan sona James Bond’vari casusluk filmleriyle dalgasını geçen, oldukça sulu bir parodi. Paul Feig’in yazıp yönettiği, müşteri aranan nükleer bir bombanın peşinde koşuşturulan “Ajan”, sekreteri ve âşık olduğu gözde CIA ajanına (Jude Law) destek vermek için maço erkek casuslar dünyasına bodoslama dalan tombul bir CIA analistinin (Mike and Molly gibi TV dizilerinden tanıdık, şişman oyuncu Melissa McCarthy) serüvenleri olarak özetlenebilecek, uyduruk bir parodi. Tuvalet mizahıyla karışık bir gülmece yaklaşımına sahip, dövüş-aksiyon öğesini de ihmal etmeyen “Spy” yer yer güldürüp eğlendirse de biter bitmez unutuluveren, vasat altı eğlencelik filmlerden. Silah taciri Bulgar dilberi rolündeki Rose Byrne’ün yanı sıra rol aldığı aksiyon yapımlarındaki kendi ‘yenilmez, güçlü’ tiplemesiyle kafa bulan, ünlü aksiyon oyuncusu Jason Statham da var.

Kanada yapımı “Backcountry-Ölüm Ormanı”, kamp yapmak üzere ormanın derinliklerinde kaybolmuş bir çiftin (Eric Balfour’la Missy Peregrym) vahşi doğadaki hayatta kalma mücadelesine odaklanan, seyredilebilir düzeyde bir gerilim çeşitlemesi. Kanadalı oyuncu Adam McDonald’ın ilk kez yönetmenliği denediği “Ölüm Ormanı” böylesi gergin serüvenlerden hoşlanan sinemaseverlerce beğenilebilir. İngiliz oyuncu Alan Rickman’ın hem yönetmenliğini üstlenip hem de Fransa Kralı 14. Louis rolünde boy gösterdiği “A Little Chaos-Küçük Karmaşa” henüz yapılmaktaki Versailles Saray’ının peyzaj mimarıyla (Matthias Schoenaerts) Kral 14.Louis (A.Rickman) arasında kalakalmış bir kadının (Kate Winslet) aşk hikâyesini bildik kalıplara göre perdeye taşıyan, standartlara uygun, tarihsel bir kostümlü drama.