‘Dünya eski dünya değil artık’

Dünyaca ünlü İsrailli sanatçı Mark Eliyahu ile Fuat Güner yeni bir projeye imza attılar. “Nefes Yerine” adlı şarkıda buluşan iki usta müzisyen hayata dair önemli mesajlar veriyor.

23 Mayıs 2020 Cumartesi, 06:00
Abone Ol google-news

Dostlukları iki yıl önce başlayan Fuat Güner ve Mark Eliyahu farklı kültürlerden gelseler de müziğin ortak dilinde buluşmayı bilen sanatçılar. Dünyaya Kamança’yı tanıtan ve sevdiren Mark Eliyahu, daha önce Türkiye’de konserler de vermiş ve burada bir hayli geniş bir hayran kitlesi edinmişti. İki sanatçının ortak projesi olan “Nefes Yerine” sözleri Fuat Güner’e, bestesi Mark Eliyahu’ya ait bir şarkı. hayata, yaşamın özüne dair incelikli mesajları olan şarkıyla ilgili Güner ve Eliyahu’ya ulaştık ve karantina şartlarında uzaktan yolladığımız sorularımızla keyifli bir söyleşi yaptık.

- “Nefes Yerine” iki farklı kültürden iki farklı dili konuşan ama müzikte birleşen iki sanatçının ortak ürünü. Bu şarkını hikâyesini sizlerden dinleyebilir miyiz?

Mark Eliyahu: Türkiye ve Türk kültürü benim için hep özel bir yere sahip olmuştur. Türk insanından, Türk kültüründen ve tabii ki Türk müziğinden çok etkilendim ve ilham aldım. Ben de bu olumlu tutumu ve titreşimleri bir şarkıya dönüştürmek istedim. Bunun için de doğru zamanı ve bu ilk Türkçe şarkımda işbirliği yapacağım doğru kişiyi bekliyordum. İki yıl kadar önce Fuat Güner beyefendi ile tanıştım, kendi sunduğu TV programında benimle söyleşi yaptı ve aramızda güçlü bir bağ oluştu. Şarkıyı besteledikten sonra kafamda hep şarkıyı Fuat’ın söylediğini duyuyordum ve onunla iletişime geçtim. O da mutlulukla yapacağını söyledi ve Türkçe sözleri yazdı. Sözler müziğe çok iyi oturdu doğrusu. Şarkı hazır olana kadar istanbul’a birkaç yolculuk yaptım ve sonra da İstanbul’da bir klip çekmeye karar verdik. Tüm dünya evine kapanmadan da bitirmeyi becerdik bir şekilde.

Fuat Güner: Ben yabancı şarkıcı ve müzisyenlerle buluştuğum, “Aramızda Müzik Var” adında bir TV programı sunuyorum. Mark ile bu programın çekimi için Tel Aviv’de buluştuğumuzda tanıştık. Birlikte müzik yapmaktan büyük keyif aldık ve ilişkimiz devam etti. Bir süre sonra Mark beni aradı ve “Fuat bir beste yaptım, sen söz yazıp seslendirir misin?” dedi, ben de seve seve kabul ettim. Şarkının ve Mark’ın şansına sözleri kısa zamanda bitirebildim, çünkü bazen çok uzun sürebiliyor yazmak. Sözleri yolladım, çok beğendi. Demo kayıtları bizim stüdyomuzda yapmak için bir günlüğüne İstanbul’a geldi, sonra süreci mailleşerek sürdürdük. Şarkı bittikten sonra Mark tekrar İstanbul’a geldi ve klibi çektik, 17 Nisan’da da yayımlamaya başladık.

- Bu işbirliğinin devamı gelecek mi peki?

M.E.: Umarım gelir.

F.G.: Bu işbirliğinin devam etmesi ikimizin de çok istediği bir şey, yeni şarkılar yapmak üzere konuşuyoruz, bu benim bestem veya onunki olabilir, mutlaka bu birlikten güzel şeyler çıkacaktır, çünkü kimya tuttu.

- Mark’a sormak istiyorum, Türk kültüründe sizi bu kadar etkileyen şey ya da şeyler neydi?

M.E.: Sanırım en çok modern kültürle ya da çok yüksek ve sofistike kültürle geleneksel ve folk kültür arasındaki derin köklerin kombinasyonuydu beni etkileyen. Bu kültürün büyüsü burada bence.

- Parçanın sözleri aslında evrensel bir duyguyu, herkesin yakınlık duyacağı bir ihtiyacı dillendiriyor ama ilginç bir şekilde tüm dünyayı saran bu koronavirüs günlerinde dinleyiciyle buluşunca sanki zamanın hissiyatını da anlatıyor gibi. Siz ne düşünüyorsunuz?

F.G.: Bu sözleri yazarken korona virüs daha ortaya çıkmamıştı. İnsanların hayat koşturmacası içinde, büyük hayaller, büyük umutlar peşinde koşarken küçük güzellikleri nasıl da atladığını düşünüyordum. Buna dikkat çekmek istedim. Ve burda sözleri bitirmemdeki katkısından dolayı İpek İyier’e teşekkür etmek istiyorum, çünkü bazı mısralar ona ait. Koronavirüs biz klibi çektikten sonra pandemi haline dönüştü, insanlar evlerine kapanıp birçok şeyden mahrum kalınca, bu sözlerin anlamı daha çok ortaya çıktı. Sanki bu dönemin geleceğini hisseder gibi yazmışım.

BOL BOL YENİ BESTE

- Mark Eliyahu ile ortak konserler de verecek misiniz, karantina bitip de her şey normale döndüğünde elbette?

F.G.: Ortak konser planlarımız vardı, görüşmeler yapılıyordu, ama maalesef bizim sektör durdu, biz de her şeye ara vermek zorunda kaldık, ama mutlaka bu dertten kurtulduktan sonra konserlerimizi gerçekleştireceğiz.

- Siz bu karantina günlerini nerede, nasıl geçiyorsunuz? Çalışmak mı daha ön planda şu sıralar, yoksa bambaşka şeyler mi?

F.G.: Karantina günlerini evimde gitar çalarak, piyano çalışarak, yeni besteler ve sözler yazmaya uğraşarak, kitap okuyarak, arşivlerimi düzenleyerek, uzun zamandır ilgilenemediğim eski kayıtları bilgisayara aktararak, çok sevdiğim hobim olan model uçaklarımla uğraşarak ve biraz da televizyon seyrederek geçiriyorum.

M.E.: Ben de vaktimin büyük kısmını evde geçiyorum. Muhtemelen birçoğumuzun olduğu gibi beni de arada bir çıldırma noktasına getiriyor bu durum ama arada iyi şeyler de çıkıyor sanki. Yani hayatta aslında neyin önemli olduğu gibi şeyleri düşünüp her şeyi daha doğru bir perspektife oturtmak şansını buluyoruz. Ayrıca bol bol yeni beste yapmak için vaktim oluyor. Yolculuk yapmayı çok sevdiğim halde bu dönemde evde kalmak ve evdeki stüdyomda bu kadar çok vakit geçirmek yaratıcılık anlamında çok özel bir alan açtı benim için.

YAVAŞLAMAK LAZIM

- Sizce bu salgından insanlık nasıl bir ders çıkaracak, ya da çıkarmalı?

M.E.: Belki insanlık biraz artık ağırdan almayı öğrenir diye umuyorum, yavaşlamak lazım.

F.G.: Bu salgının ben de bıraktığı etki ve düşünce şu: Artık dünya eski dünya olmayacak, içimizde endişe ve korku taşıyacağız. Henüz bunun arkasından neler geleceğini de bilmiyoruz. Tüm dünyayı saran bu illet sanattan spora, insanları büyük coşku ve sevgiyle bir araya getiren sektörleri ve mekânları çok olumsuz etkiledi, etkilemeye de devam edecek. Hayat daha ne kadar dijitalleşecek? Herkese çip mi takılacak, robotlaşma ne kadar işsizliğe sebep olacak, yoksa bunlar ince ince planlanmış bir oyunun parçası mı? Gerçekten istikbal için kendimden çok, evlatlarımız, torunlarımız için endişeliyim. Sanırım dünyanın en güzel yıllarını yaşayan nesildik. Bir başka açıdan bakarsak, dünyayı elimizden geldiği kadar mahvettik, umarım ders almış oluruz, doğaya karşı biraz daha duyarlı davranmaya başlarız.