Dünyaya eğlenmeye geldim

Deniz Arcak, uzun bir aradan sonra çıkardığı single'ı Cesur ile dedesinin verdiği mesajı paylaşıyor: 'Cesur ol, umutsuzluğa kapılma'. Cesaret konusunda pek öğüde de ihtiyacı yok. 72 yaşında paraşütle atlayan annesinin genlerini taşıyor.

02 Mayıs 2010 Pazar, 05:55
Abone Ol google-news

Deniz Arcak, 90'lardan bu yana müthiş enerjisiyle hep hayatımızdaydı. Kimi zaman yok oldu, kimi zaman konserleriyle buluştu sevenleriyle. Aslında yok oldu dediğimiz süre içinde bile müzikle ilgili çalışmalarına devam etti. Şimdi yeni maxi single’ı Cesur ile yeniden enerjisini taşıyor. Enerji dedik ama dışardan görmek yetmiyor, tanışıp sohbet etmeniz gerek. Konuşurken eli kolu yetmiyor, koltuğun üzerinde hafif zıplamalarla anlatıyor. Yaydığı enerji sizi de yerinizden oynatmaya başlıyor. Zaten hayali de “hiç uyumadan koşarak her şeyi yapabilmek.” Arcak'a ne zaman yetiyor ne öğrendikleri. “Hayatımın sonuna kadar okumak istiyorum” diyor mesela. Çok sevdiği Şefik Can dedesinin “Cesur ol, yeise (umutsuzluğa) kapılma, başaracaksın koş” sözünden yola çıkarak yazdığı Cesur şarkısının adını verdiği dört şarkılık maxi single’ı konuşmak üzere buluştuk Arcak’la. Bakın neler anlattı.

- Altı yıllık aradan sonra bir single ile çıktınız. Neredeydiniz bu arada?

- Hep bu albümü yapmaya çalıştım. 2004’teki albüm bittikten sonra üç yıl onun çalışmaları, konserleri devam etti. Sonrasında da maxi single için çalışmaya başladım ancak ilk aranjör arkadaşımızla fikir ayrılığına düştük. 9 aylık emeğimiz ve 7 şarkımızı arkamızda bırakıp yeniden çıktık yola. Aslında bu 12 şarkılık bir albüm. Devamı da gelecek yakın zamanda.

- Albüm için “yüreğimden gelen yansımaları paylaşmak üzere” diyorsunuz. Nasıl bir dışavurum oldu bu albüm sizin için?

- Bir deniz düşünün, dalgalanır, altı üstüne çıkar, akıntı gelir bulandırır. Sonra bir zaman gelir ki su durulur, netleşir. Suyun durulmasını beklemek lazım ki neyin nerede olduğunu görebilelim. Bu yaptığım iş de benim kendime tuttuğum bir ayna. Neyi nereye oturtabilmişim diye bakıyorum. 42 yaşındayım. Artık bir şeyleri oturtmanın, hayata biraz daha sakin adım atabilmenin zamanı gelse gerek bu yaşta. Başkalarının da kendilerine ayna tutmalarını sağlayabilirsek, insanların gönlüne bir parça huzur serpebilirsek ne mutlu bize.

- Müthiş bir umut var albümde. Nasıl bir Deniz Arcak var karşımızda?

- Çocukluğumdan beri olumlu ve iyimser bir tiptim zaten. Annem çocukken “Hayatın boyunca hep eğlenemezsin” derdi. Bir şey yapmam için eğlenmem gerekiyordu. Benim hayatımın geneli bu. Ben bu dünyaya eğlenmeye geldim. Bu, zevk etmek aslında. Büyüdükçe ve okuduklarımla hayatı zevk etmek denen şeyi iyice anladım. Anladım ki aşkla baktığın zaman, hayatın senin için sürprizlerle dolu olduğunun farkına vardığın zaman başka bir düzenek görüyorsun. Bir daha bu günün bu saatini yaşamayacaksın. Kusura bakmasın kimse, güneş hiç aynı doğmuyor. Hiçbir aldığın nefes bir öncekine benzemiyor. Bugün, bu an özel. Böyle düşündüğünde gerçekten hayat daha eğlenceli. Zaten ben olumsuz olsaydım ruh hastası olurdum. Depresif bir tip olaydım, vay halime.

- Albümün adı Cesur. Nasıl bir cesaret sizdeki?

- Yine çocukken halının üzerinde yüzebileceğimi, evin içinde uçabileceğimi düşünürdüm. Mesela Kuşadası'na gittiğimizde bir an arkasını dönmüş ailem, beni yamacın tepesinde denize atlamak üzereyken bulmuşlar. Öyle bir cesaret benimki. Hâlâ uçayım, kaçayım, zıplayayım şeklindeyim. Annem de 72 yaşında paraşütle atlıyor. Kalbinin ön duvarı yok, soruyorlar “Kalbiniz var mı?” diye, “Yok” diyor. 25 yaşındaki çocuklarla paraşüt yapıyor. Sanırım cesaretimi ondan almışım.

- Peki yaş geçtikçe?

- Büyüdükçe zaman zaman bazı şeylerden korkmaya başladım. Çünkü anlıyorsun ki düştün mü kafan yarılıyor. Şefik Can dedem, ben kapıdan çıkarken “Cesur ol, yeise kapılma, başaracaksın, korkma” derdi. O sözün üzerine yazdım “Cesur ol” diye. Ondan bundan korktuğun zaman hayatı yaşamaktan korkmaya başlıyorsun. Varoluşunun anlamlı olması için korkmadan başına gelecekleri yaşamak zorundasın. İnsansak eğer sonuçlarına katlanmaya hazır olmalıyız zaten. En büyük beceri aşkla yaşamayı becerebilmek. Tüm bunlar cesaret istiyor. İnsan insanın hem ilacı hem de zehiri. Hem zehirliyor, hem şifa oluyor. Cesur olmazsan ve hayatın içine girmezsen hiçbirini yaşayamazsın.


Herkes beni anlasın istiyoruz

- Geriye bir bakarsak, 90’lı yıllarda müzikal anlamda anlaşılamadığınızı düşünüyor musunuz?

- Aslında anlaşılamamak bir gençlik sendromu. O zamanlar ben de düşündüm. Belki haklıydım, belki değil. Ama şimdi “Sen anlıyor musun?” diye soruyorum. Herkes beni anlasın istiyoruz. O zamanki albüm 500 bin sattı. Anlaşıldı da. Ki o zaman blues söylüyordum, teknoyla çıktım. Güzel de bir işti. Ama önce sen anlamaya çalışacak, sonra anlaşılmayı bekleyeceksin.

- Bugün nasıl görüyorsunuz müzik piyasasını?

- Kendi tarzını ve halini bulabilmek zaman alan bir şey sanırım. İyi ya da kötü, üretim yapabilmek çok önemli. Bence güzel şeyler oluyor çünkü mihenk taşları var. Yeni insanlar, yeni şeyler deniyor, bizim jenerasyon kendini oturtuyor ya da oturtmaya çalışıyor. Kötü şeyler varsa da onlar da güzele hizmet ediyor.

- İçinizdekileri müzikle dışa vuruyorsunuz. Peki bu başka şekillerde de açığa çıkıyor mu?

- Sahnede olmaktan mutluyum. Bu sezon bir müzikalimiz vardı. Bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Diğer yandan sunuculuk devam ediyor. Ha bir de af çıktı, 20 yıl önce atılmıştık okuldan, geri döndük. Oksijen tüpü oldu bize okul. Marmara Üniversitesi’nde müzik öğretmenliğine devam ediyorum. Hayata okuyarak devam etmek istiyorum.