Ekim Devrimi edebiyat demektir biraz da

Lenin Virgil’i, Horace’ı orijinallerinden okurdu ama en çok Goethe’nin Faust’una hayrandı.

29 Ekim 2020 Perşembe, 16:31
Ekim Devrimi edebiyat demektir biraz da
Abone Ol google-news

Miladi takvime göre 17 Ekim’de anılıyor ya da kutlanıyor Büyük Ekim Devrimi. Tam gününde yazmak isterdim ama yayın tarihimize denk gelmediği için olmadı. Neyse ki Julian takvimi var; bu takvime göre Ekim Devrimi’nin yıldönümü bugün (25 Ekim). Dolayısıyla yazmak için gecikmiş sayılmam.

ABD’li sosyalist gazeteci John Reed “Dünyayı Sarsan On Gün” diye nitelendirse de (kitabının adıdır bu aynı zamanda) etkisi, yıllarca sürdü Ekim Devrimi’nin. İnsanlığın en büyük deneyimlerinden biriydi kuşkusuz. Hakkında yazılmayan ne kaldı bilemem doğrusu. Haylice bilgimiz var artık. Nasıl oldu, kimler yaptı, Rusya’yı nasıl etkiledi, SSCB kimlere örnek oldu, haberdarız. Kişisel olarak benim ilgimi Devrim’in teorik/pratik önderi Vladimir İliç Lenin çeker. Çünkü, Devrim’e onun kişiliği, hatta edebi beğenileri damga vurmuştur. En azından edebiyat tutkusunun Devrim’i biçimlendirdiği bir gerçektir. Latince (dili/edebiyatı) tutkunu bir önder olarak bu tutumu Rus politik kültürünü de etkilemiştir, şüphe yok.

Goethe’ye hayrandı bir kere. Ama ilk gençliği ile delikanlılığının Rusya’sında edebiyat öyle rahatça ilgilenilecek bir hobi değildi. Sansür belası vardı bir kere, ki baş sansürcü de Çar’ın kendisiydi. Rus edebiyatının kurucusu kabul edilen Puşkin’in kitaplarını matbaaya yollanmadan önce bizzat okumak isterdi Çar I. Nikolay. Edebiyat tarihçilerine göre çok sayıda eseri yasaklanan Puşkin kimi eserlerini korktuğu için yok da etmiştir. Ama edebiyat hiç kimsenin, Çar’ın bile bastıramayacağı kadar güçlüydü, Rusya’da.

EVDE OKUNAN KLASİKLER

Böyle bir atmosferde büyüyen Lenin’in, muhafazakar da olsa kültürlü bir öğretmen olan babası sayesinde Shakespeare, Goethe, Puşkin gibi devlerle buluşması evinde olmuştur. Evde yüksek sesle bu isimlerin eserleri okunurdu. Latince tutkusu nasıl başlamıştır bilemem ama Lenin’in Virgil’i, Horace’ı orijinallerinden okuduğu söylenir. Ama en çok Goethe’nin Faust’una hayrandı, yirmi yıl süren sürgünü boyunca Faust’u yüzlerce kez okumuştur.

Klasik eserlere olan hakimiyeti politik yazışmalarında da görülür. Sosyaldemokrasiyi terk edip daha radikal bir çizgide karar kıldığında kendini eleştirenlere yanıtı yine Goethe’nin eserlerinden birinde kullandığı şu cümle olmuştur: “Dostlar teori gridir, ancak yeşil hayatın ebedi ağacıdır." Bununla kalmış değildir. Siyasi rakiplerine, örneğin Ivan Goncharov’un muhteşem romanı Oblomov’dan alıntılarla yanıt verirdi. Siyasi literatüre Oblomovizm deyimini kazandıran Lenin’dir, malum.

TOLSTOY İNCELEMELERİ MUHTEŞEMDİR

Tolstoy’u, hakkında kitap yazacak kadar iyi incelemiştir; Leo Tolstoy as the Mirror of the Russian Revolution ( Rus Devrimi’nin Aynası Olarak Leo Tolstoy) sıkı bir kitaptır. (Meraklısı dilerse şu linkten şu yazıya bir göz atsın, kapsamlı değilse de bir fikir verebilir: https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1908/sep/11.htm). Genelde Tolstoy’dan memnun kalmıştır ama büyük yazarın kafa karışıklığına şaşırmıştır da; “hem ilerici hem gerici nasıl olabilir” dediğini biliyoruz Tolstoy için.  Ancak Büyük Tolstoy’un romanlarının sömürüyü, sömürüye köylü öfkesini iyi yansıttığını da bilirdi. Tolstoy’da var olan çelişkilerin rastlantı olmadığını, bunun Rus toplumunun bir özelliği olduğunu söyler, bu nedenle siyasi değerlendirmelerinde, çözümlemelerinde Tolstoy’dan çokça yararlanırdı.

Dostoyevski’yi pek sevmediğini bilirim. Önceleri nedenini pek bir merak ederdim, Dostoyevski nasıl sevilmez diye. Okumalarım çeşitlenince anlar gibi oldum. Büyük Dostoyevski’nin romanları dışında, kimi yazıları döneminde bile gerici sayılabilecek bir içeriğe sahip. Anılarının yanı sıra kimi konularda görüşlerine de yer verdiği Bir Yazarın Günlüğü çok tatsızdır benim için. Dostoyevski’nin yaklaşımlarına ısınamamışımdır.

ÇERNİŞEVSKİ DEYİNCE AKAN SULAR DURUR

Gorki’yi çok sevdiğini bilmeyen yok. Gorki de anılarında pek güzel anlatır Lenin’le yaptığı sohbetleri. Lütfen bulup okuyun, çok keyiflidir. Hem Lenin’i hem Gorki’yi çok daha fazla seveceksiniz. Ama Lenin için Nikolay Çernişevski bambaşkaydı. Çernişevski, sadece Lenin’in değil bütün bir “devrimci kuşağın” üzerinde etkili olmuş bir yazardı. Bir rahibin oğlu olan bu sosyalist yazarın hepimizin bildiğini varsaydığım “Nasıl yapmalı?” adlı romanı, ki yazıldığı hapishaneden dışarıya kaçırılmıştır, Lenin’i daha Marx’ı okumadan önce radikalleştirmiş bir romandır. Lenin, Çernişevski’yi küçümseyen yoldaşlarına pek kızar, onlar için “onun derinliğini, vizyonunu kavramayacak kadar küçükler” derdi. Lenin’in 1902’de yazdığı “Ne Yapmalı?” adlı o çok önemli politik çalışmasının adının Çernişevski’nin romanından esinlenmesi rastlantı değil yani. Ivan Turgenyev ile her ne kadar “görmezden gelemeyiz” demiş de olsa Vladimir Nabokov’un Çernişevski’den neden nefret ettiklerini hala anlayamamışımdır bu arada.

Anlaşıldığı üzere edebiyatta pek de modernist sayılmazdı Lenin. Döneminin modernisti sayılan Mayakovski’ye pek muhabbet beslemezdi diye bilirim, bu şair dönemin tüm devrimcilerinin adeta taptığı biriydi oysa. Şaşırtıcı bulunmasın; “proleter edebiyatı” gibi bir kavramla da başı hoş değildi. Devrim’den sonra, “eski” edebiyatın düzeyine ulaşılamadığı hatırlanırsa Lenin’in haklı çıktığı söylenebilir rahatlıkla.

Yani, Ekim Devrimi, edebiyatın da biçimlendirdiği bir devrimdir bir yanıyla. Öncesinde, sırasında, (Lenin’in öldüğü ana kadar özellikle)  sonrasında bu kadar çok edebiyat konuşulan bir Devrim var mıdır?

Yoktur.