Fatih Altaylı kimi işaret etti? 'Dün FETÖ’nün kayığında, bugün başkasının yalısının balkonunda'

Habertürk yazarı Fatih Altaylı, bugünkü köşe yazısında gazeteciliğin 'yandaşlığını' kaleme aldı. Yandaş olmayanların hakettiklerini alamamakla cezalandırıldığını söyleyen Altaylı, "Yandaş olan gazeteciler okunurluk veya etkinliklerinin ötesinde ödüllendiriliyor mu, hak etmedikleri makamlara ya da köşelere getiriliyor mu, görevlerinin reel ekonomisinin üzerinde paralarla ödüllendiriliyor mu?" diye sordu.

22 Ocak 2020 Çarşamba, 10:21
Fatih Altaylı kimi işaret etti? 'Dün FETÖ’nün kayığında, bugün başkasının yalısının balkonunda'
Abone Ol google-news

Habertürk yazarı Fatih Altaylı, bugünkü köşesinde yandaş gazeteciliğe değindi.

İşte Altaylı'nın yazısının ilgili bölümü:

Dün “yandaşlık üzerine” yazdıklarımın bayağı bir tepki toplayacağını biliyordum.

Öyle de oldu.

Dün bıraktığım yerden devam edersek, elbette ki gazetecilerin, medyaların, medya gruplarının belirli bir siyaseti destekleme hatta duruma göre bunu körü körüne yapma hakları da bana göre bir tür fikir özgürlüğü kapsamında.

Buna saygı duymamız lazım.

Hoşumuza gitse de gitmese de.

Ancak bunun “mali” tarafının da destek kadar “açık” ve şeffaf olması gerekiyor.

Yani bu desteğin fikri mi yoksa “tamamen duygusal” dediğimiz türden mi olduğunu okurun bilmesi gerek.

Medya grubu ya da gazeteci “desteği” karşılığında hak ettiğinin üzerinde bir gelir elde ediyor mu?

Kamu kaynaklarından destekleniyor mu?

Bu merkezi hükümet veya belediye olabilir, fark etmez.

Ya da yandaş olmayanlar hak ettiğini alamamakla cezalandırılıyor mu?

Yandaş olan gazeteciler okunurluk veya etkinliklerinin ötesinde ödüllendiriliyor mu, hak etmedikleri makamlara ya da köşelere getiriliyor mu, görevlerinin reel ekonomisinin üzerinde paralarla ödüllendiriliyor mu?

Bunlar şeffaf olmadığı ve okur ya da toplum tarafından bilinmediği müddetçe hangi tarafta olursa olsun yandaşlık “zararlı” bir iş haline gelir.

Ahlaksızlığa dönüşür.

Mesele Emin Çölaşan’ı severiz veya sevmeyiz ama tarafını mali nedenlerle seçmediği, desteğinin satın alınacak türden olmadığından eminizdir.

Ya da rahmetli Hasan Karakaya’nın veya Abdurrahman Dilipak’ın da beğenip beğenmediğimizden bağımsız olarak saflarını “satışa çıkarmadıklarını” biliriz.

Yoksa dün FETÖ’nun kayığında, bugün başkasının yalısının balkonunda menfaat karşılığı oturup bağıranların yandaşlıklarından bahsedilemez.

Onların ki gazetecilik değildir çünkü.

Satılmışlığın yandaşlığı olmaz.