Finiş'i olmayan yarışlar

Çalınan safkan iki İngiliz atının hurdacı mesaisinden, başka türlü bir reality şova... Dünyanın sonu özel yayınınız hazır mı?

16 Mart 2015 Pazartesi, 11:22
Abone Ol google-news

Belki şehre getireceklerdi. At arabasıyla hurda taşınabilen dış mahallelerde dolanacaklardı bütün gün. Arkaya, kentsel dönüşümün ufaladığı apartmanların beton filizleri yüklenmiş giderken, kaldırımdan birinin dikkatini çekecekti belki. Genelde çocuklar görür böyle şeyleri. “Evet, bu atlarda bir tuhaflık var” diyecekti anneleri. Bir tuhaflık var ama ne?

İzmit’in Kartepe dolayları bir, güzel tabiatına serpiştirilmiş otelleriyle, pansiyonlarıyla, bungalovlarıyla meşhurmuş, bir de senelerin senesi İngiliz cins atların yetiştirildiği haralarıyla. İki hafta evvel üç kişi, bu haralardan birine girdi, iki safkan İngiliz atını çaldı. Jeanne D’arc ve Mona, haradan hipodroma geçen hayatlarında ilk kez dışarısını gördüler böylelikle. Bir-iki güne kalmadan jandarmanın yakaladığı şahıslar hırsızlığı reddetti, “Bu atlar hastaydı” dedi, “zaten biz de hurda arabasına koşacağız” diye ekledi.

Baba ismi giriniz. Anne ismi giriniz. Atın adı. Türkiye Jokey Kulübü’nün böyle bir hizmeti var: At sorgulama. Çimde handikapı var mı ya da kumda? Babasının var mıydı? Böyle bir âlem bu. Herkesin ailesinde yok mudur kimi safkanların üç göbeğini, kendi dayı oğlundan, amca kızından daha iyi tanıyan, “Ah sağanak yağmurda hiç koşamaz” diye bazı atlar için hayıflanan biri? Vardır.

İşte böyle yarıştırılarak sahibine şimdiye kadar 100 bin lira kazandırmış olan Jeanne D’arc, onu çalanlar yakalanmasaydı, bundan sonra bilmediği bir kulvarda koşmaya başlayacaktı. Aklına pist kamçıları geldiğinde, bayıltılana kadar yiyebileceğini bildiğinden, daha yemeden Tavşantepe’nin sokaklarında sebepsiz hızlanmaya başlayacaktı belki. Arkadaki davlumbaz boruları, demir yatak başları iplerinden çözülecekti. Yolun karşı “kulvarından” hurda arabasına koşulmuş hiç de safkan olmayan başka bir atla göz göze geleceklerdi. Böyle şeyler olabilirdi.

Jeanne D’arc, erkek kılığına girmiş hakiki Jean D’arc gibi, derme çatma bir ahırda uyuzlu, frengili atların arasında başka bir hayatın ortasında bulacaktı kendini. Ama hiçbiri ne 100 bini, ne hurdayı bildiğinden, hangisinin insandan daha çok çektiğini kestiremeyeceklerdi. İnsan yakıştırması olan soydan, sınıftan, asaletten konuşmayacaklardı. Finişi olan yarışla olmayanı, iki hayatı karşılaştıramazlardı. Gelir adaletsizliğinden, eşitsizlikten bahsedemezlerdi, her şeyin müsebbibi insana birlikte küfredemezlerdi. Böyle şeyler olmazdı. Olursa reality şov çıkardı zaten. Az sonra... 100 bin TL ederindeki safkan bir İngiliz atının hurda arabasındaki hayatı... İnsanlar böyle şeyleri severdi. Bir hikâye kesin çıkardı.

 

'Dünyanın sonu' özel yayını

Geçen hafta içinde Etiyopya’da gezegendeki ilk insanlardan birine ait olduğu düşünülen bir çene kemiği bulundu. Eldeki buluntulara göre tarih cetvelini 400 bin yıl daha geri götürerek 2.8 milyon yıla uzattığından Homo Sapiens öncesine dair tarihi bir buluş sayılıyor bu. Her devrin derdi ayrıdır, 2.8 milyon sene için büyük konuşmak da münasip olmaz ama elimizdeki rakamlar bilebildiğimiz, kaydedebildiğimiz kadarıyla insanlık tarihinin en eşitsiz yıllarını yaşamak bize düştü. En zengin hiç bu kadar zengin olmamıştı, en yoksul hiç bu kadar yoksul olmamıştı, aradaki fark hiç bu kadar devasa değildi.

Geçen senenin sonunda Norveç’in meşhur gazetelerinden Aftenpost’un girişimiyle bir reality şov (The Sweatshop) yapıldı. Beş bölümü de internetten izlemek mümkün; hatta tavsiyedir. 18-19 yaşlarına gelene kadar hayatla ilişkilerini Norveç standartlarında kurmuş, üçü de giyinmeyi, buna para harcamayı seven, hatta biri moda üzerine blog yazan üç genç Kamboçya’ya gidiyor. Satın aldıkları kıyafetlerin günde üç dolar alan insanlar tarafından dikildiği sefil koşullardaki atölyelerde çalışmaya... Günde üç dolarla karınlarını doyurmaya, “Norveç’teki tuvaletleri kadar” evlerde yaşamaya...

Neticede bu da bir simülasyon, kamera var, belli bir süresi var, herkes kendi yatağına dönecek sonra. Bir şov, hakikât gösterisi. Üç gün de dişlerini parmaklarıyla fırçalasınlar. Ama Kamboçyalı işçilerle konuştukça sağlıklı pembe yanaklarından süzülen yaşlarda, erkek olanın 100 değil, 160 dolar kazanmak isteyen işçilerin sloganını ayak bileğine dövme yaptırmasında, burunlarını çeke çeke “Biz öyle yaşayabildiğimiz için bu insanlar böyle yaşıyormuş meğer” demelerinde ve yine onları Kamboçyalı işçi arkadaşlarının teselli etmesinde de kayıtsız kalınamayacak hakikatler var. Bir haftada “Bat dünya bat” merhalesi.

Bir iki ay evvel CNN’in “kıyamet günü” için özel bir yayın hazırladığı iddia edildi. Dünyanın sonunun geldiği teyit edilene kadar ambargolu olduğu söylenen videoda, birtakım Hıristiyan ilahileri ve Titanik batarken çaldığı söylenen şarkı varmış. Sonra da dünyanın sonunu getiren her neyse onun haberi verilecekmiş. “Göreceğiz” demek de iddialı.