Gazeteciler yargılanıyor: 6 gazeteci ilk kez hakim karşısına çıktı

”MİT mensubunu ifşa” suçlamasıyla tutuklu bulunan gazetemiz yazarı Barış Terkoğlu, OdaTV Yayın yönetmeni Barış Pehlivan, Yeniçağ yazarı Murat Ağırel ve Yeni Yaşam gazetesi yöneticileri Ferhat Çelik ve Aydın Keser aylar sonra bugün ilk kez yargıç karşısına çıktılar. Barış Terkoğlu, Aydın Keser ve Ferhat Çelik'e adli kontrol şartıyla tahliye kararı çıkarken, Murat Ağırel, Barış Pehlivan, Hülya Kılıç'ın tutukluluğuna devam kararı verildi.

24 Haziran 2020 Çarşamba, 12:35
Gazeteciler yargılanıyor: 6 gazeteci ilk kez hakim karşısına çıktı
Abone Ol google-news

Fotoğraf: Seyhan Avşar

İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu bulunan gazeteciler getirilirken, tutuksuz yargılanan Manisa Akhisar Belediyesi Basın Birimi görevlisi E. E. duruşmaya Sesli Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Koronavirüs nedeniyle yoğun güvenlik önleminin alındığı duruşma salonuna sınırlı sayıda gazeteci ve tutuklu gazetecilerin yakınları alındı. Milletvekilleri ise duruşma salonuna girerek gazetecilere selam verdikten sonra ise salondan dışarı çıktılar. 

TAHLİYE VE TUTUKLULUK KARARI

8 sanığın yargılandığı davada, tutuklu sanıklar Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve Yeni Yaşam gazetesi çalışanları Aydın Keser ile Ferhat Çelik'in adli kontrolle tahliyesine karar verildi. Diğer tutuklu sanıklar Barış Pehlivan, Murat Ağırel ve Hülya Kılınç'ın ise, atılı suçun vasıf, mahiyeti ve somut delillerin mevcudiyetine göre tutukluluk hallerinin devamını kararlaştıran heyet, Erk Acarer hakkında yakalama kararının devamına ve derhal beraat kararı verilmesi talebinin reddine hükmetti.

Duruşmada ilk olarak gazeteci Murat Ağırel savunma yaptı.

“Sayın Başkan, değerli heyet, kıymetli avukatlar hepinizi saygı ile selamlıyorum” diyerek başladı savunmasına. Ağırel, sanık sıfatıyla yargılanıyor olmasının nedeninin 2937 sayılı Kanunun 27. maddesi ile birlikte TCK'nın “Devlet Güvenliğine ve Siyasal Yararlarına İlişkin Bilgileri Açıklama” başlıklı 329 maddesinde tanımlanan suçları işlediği ilişkin olduğunu belirtti.

'KEMALİST BİR GAZETECİYİM'

Savunmasında FETÖ ile mücadele eden Kemalist bir gazeteci olduğunu belirten Ağırel, “FETÖ’nün kumpası olan Ergenekon davasında sanık olarak yargılandım. 2019 yılında bu davadan beraat ettim. Beraat ettikten sonra hakkım olmasına rağmen tazminat davası açmadım. Bunun sebebi ise; şayet alacağım tazminat bu kumpası kuran hainlerin cebinden çıkacak olsa saniye düşünmezdim. Ne yazık ki muhtemel alacağım tazminat, fukaranın cebinden ödenecektir. Dosya avukat masrafını dahi iade almadım. Bunu yapmış olsaydım rahatsız olur uyumazdım. Boğazımdan geçmezdi” dedi. 

“Mahkemenizde iddia edildiği gibi bir suçun olmadığını ve nasıl olmadığını savunacağım” diyen Ağırel, “Zira bu olmayan suçlamalarla tam 120 gündür cezaevinde bir hücrede tek başıma tutuluyorum. Hakkımdaki suçlamalar, ne bir somut delile dayanıyor, ne de vicdana sığıyor” diye konuştu. Ağırel hazırlanan  iddianamenin, “niyetname” olduğu belirtti.

Şubat ayının ilk haftasında "SARMAL" isimli kitabının satışa çıktığını aktaran Ağırel, “Satışa çıkmasından sonra bir ilgiye mazhar oldu. Bu nedenle devamlı tanıtımlara ve kitap imza günü etkinliklerine katıldım. 22 Şubat günü yani suç işlediğinim iddia edilen tweet paylaşımını yaptığım gün, Cadde Bostan Kültür Merkezi’nde imza günü etkinliğim olacaktır. O günün sabahında TELE1 TV'de Namık Koçak'ın programına canlı yayın konuğu olarak katıldım ve kitabım hakkında konuştuk. Sonrasında Kadıköy gittim. İmza etkinliği başlamadan yirmi dakika önce Sputnik Radyo RSFM'de Ahu Özyurt'un sunduğu programa telefon bağlantısı ile canlı yayına bağlandım. Bu canlı yayın 14.40 da başladı 15.00'a kadar sürdü. Konu sadece kitabımdı” ifadelerini kullandı. 

Programlarından sonra eşi ve çocuklarıyla bir mekanda oturduklarını aktaran Ağırel, “O sırada Cumhurbaşkanı’nın Libya’da bir kaç şehit olduğunu açıkladığına ilişkin haberleri okudum. Ülkenin Cumhurbaşkanı şehitlerimizden tane diye bahsediyordu” dedi. 

Konuya ilişkin binlerce sosyal medya paylaşımı yapıldığını aktaran Ağırel özetle şunları söyledi: “Sosyal medyaya baktım. Konu hakkında binlerce kişi paylaşımında bulunmuştu. Daha öncesinde ise Libya'da bir geminin vurulduğu ve şehitlerimizin olduğu haberleri vardı hatta Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın'a da bu sorulmuştu. Sayın Kalın isabet etmediğini bildirmişti. Hatta geminin vuruldu videoları yayınlanmıştı. Bu habere ait şehitler hakkında da paylaşımlar yapılmıştı. Benim dikkatimi ise Habertürk Güvenlik Uzmanı olan askeri harekât konularında devamlı TV'lerde gördüğümüz ve şehitler konusunda en doğru bilgiler veren Abdullah Ağar'ın 19 Şubat'ta yaptığı ‘Vatan kimi zaman bilinen kimi zaman da bilinmeyen  kahramanlarıyla yükselir’ yazıp ek olarak paylaştığı fotoğraflı paylaşımı dikkatimi çekti. Hiçbir kurumda bir bilgi yoktu. Araştırma yaptım ancak hiçbir yerden doğrulatamadım. Sosyal medyaya daha dikkatli baktım. Benim de yazarı olduğum Yeniçağ gazetesi internet haber servisi bu konuda bir haber yapmış ancak kaldırmıştı. Yeniçağ İnternethaber sorumlusu Batuhan Çolak silinen haberi kendi twitter hesabında birkaç tweet mesajı ile haberleştirmişti. Okudum. Şehitlerimizden birisi emekli olmasına rağmen tekrar göreve çağrılmış sonra şehit olmuş, cenazeleri de törensiz yapılmış yazıyordu. Batuhan Çolak'ı aradım. Bu bilginin daha önce de gazeteciler tarafından bilindiğini ancak doğrulatamadığını, hiçbir yerde de resmi açıklama olmadığından bahsetti. Batuhan resmi kurumlardan onaylattığını bildirdi. Şehitlerimizin törensiz gömüldüğünden bahsetti. Üzüntülerimizi dile getirdik. Her Türk evladı gibi ben de her şehit haberinde çok üzülüyorum. Çünkü şehitler tane değildir. Bir babadır, ağabeydir, oğuldur, kocadır, sevgilidir. Şehit şahadete erdiğinde can veren sadece kendisi değildir. Tüm sevdikleridir. Şehidimiz ister asker, ister polis, ister memur, ister vatandaş olsun. Hepsi bu toprakların evlatlarıdır. Hak ettikleri değeri göstermek zorundayız. Yapılacak tören bu değerlerden en önemlisidir. İşte tam bu saikle, gazeteciliğin vermiş olduğu haber refleksi ile düzgün, doğru bilgileri ve düşüncelerimi paylaşmak istedim. Biraz daha sosyal medyaya baktım. Sol gazetesi bizim gazeteyi ve Batuhan Çolak'ı kaynak göstererek yine aynı saatlerde paylaşım yapmıştı. Şehitlerimizle ilgili haberlerin Batuhan ve Yeniçağ'da yayınlanma saati öğle sularındaydı. Çok basit bir araştırma ile şehitlerimizden birinin devre arkadaşlarının paylaşımını gördüm. 1993'lüler Derneği"nin paylaşımıydı. Şehidimizin de fotoğrafı vardı. Ancak farklı farklı fotoğraflar kullanılıyordu. Biraz daha bakındım. Muhtarın paylaşımına tekrar denk geldim. Şehitlerimizin baba adı, adresi, defin yeri bildiriliyordu.  Ekşisözlük, Facebook, Twitter şehitlerimizin resimleri ile bilgiler ile doluydu. Şehitlerimizden biri albaydı. Diğerinin binbaşı olduğu yazılıydı. Sadece bir yerde yazılmıştı. "Yorumların birinde de "meslek memuru" ifadesi vardı. Bu Dışişleri'nde kullanılan bir terimdi. Memurun ne işi var orada dedim kendi kendime. Sonrasında iddianamede de yer alan paylaşımı yaptım. Bu paylaşımı yapmamda ki gayem şehitlerimizin şahadetini yüceltmek ve bu kahraman vatan evlatlarının hak ettiği ilgiyi ulaşmasını sağlamaktı.

"MALUM MEDYA ORGANLARI TARAFINDAN HEDEF GÖSTERİLDİM"

Sizi anlattığım haberleri sosyal medyadan derlemem ve şehitlerimiz hakkında paylaşım yapmam toplam 50-60 dakika içerisinde gerçekleşmiş ve sadece 43 dakika aktif kalmıştır. Sonrasında hesabımı ele geçirenler tarafından paylaşım kaldırıldı. Odatv haberi ile benim paylaşım arasında 11 gün vardı. OdaTV haberinden Barış Terkoğlu gözaltına alınınca ancak olaydan haberim oldu. Haberin içeriği hakkında bilgi sahibi olduğumda ise şaşırdım. Zira ben tören yapılmadığını biliyordum. Bunu da paylaşımımda belirtmiştim. Barış Terkoğlu gözaltına alındıktan sonra malum medya organlarında hedef olarak gösterilmeye başlandım. Zira kitabım sarmal da Pelikan adlı bölümünde belirttiğim tüm isimler beni hedef gösteriyordu. MİT'in ifşasından bahsediliyor ve ilk ifşanın ben ve Batuhan tarafından yapıldığı yazılıyordu. Hatta ‘Yeniçağ’ın MİT ifşasındaki rolü’ manşeti ile haberler yapılıyordu. Bunun üzerine benim ve Batuhan'ın da gözaltına alınacağımızı düşündüm. Beklediğim gibi oldu. 6 Mart günü Başsavcılıktan arandım. İfadeye çağrıldık. İfademi verdim. Savcının sorduğu her soruya cevap verdim. Savcı bir videodan bahsetti ve videoyu kimin çektiğini tespit etmeye çalıştıklarını, fotoğraflarını sosyal medyadan bulunamayacağını bildirdi. Ben de kendisine fotoğrafların sosyal medyada yer aldığını videoyu görmediğimi söyledim. Ancak tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edildim. Mahkeme adli kontrol şartı ile serbest bıraktı beni. Tahliye olduktan birkaç saat sonra daha önce planlanan Ankara’daki kitap fuarına gittim. Dönüşte arandığımı eski kayınvalidemin evine gidildiğini öğrendim. Polis memuru ile konuştum ‘beni arasalardı zaten gelirdim’ dedim. Yolda olduğumu birkaç saate geleceğim bildirdim. Avukatım ile birlikte gidip teslim oldum. Sonrasında 5. Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarıldım. Mahkemede savcının 24 saat dolmadan neden tutuklama istediğini öğrenmek istediğimizde kaçma şüphesi ve delilleri karartma gibi nedenlerin ileri sürüldüğünü öğrendim. Yani yeni bir gerekçe de yoktu. Aynı iddia ile 8. Sulh Ceza Mahkemesi tahliye etmişti. Savunmamı yaptım. Avukatlar savunmasını yaptı. Ara verildi. Sonra karar için içeriye çağırıldık. Ben savunma kürsüsüne tam geçmeden ve avukatlar daha salona girmeden, mahkeme başkanı bana ‘tutuklandın’ dedi dışarı çıkardı.

"BERAATİMİ TALEP EDİYORUM"

Dışarıda kararı beklerken mübaşir kararı getirdi. Ben okumadan imzaladım. Avukatım karar metnini imzalarken karara baktı, ‘müvekkilim tahliye edilmiş’ dedi. Hepimiz şaşırdık. Evrakı mübaşir ile birlikte inceledik. Karar metninde 3 tane farklı karar vardı. Tutuklandım.

Ağırel, "Öncelikle tahliyemi, savunmamın nişanesi olarak beraatimi talep ediyorum" diyerek savunmasını sonlandırdı.

AYDIN KESER'İN SAVUNMASI: 4 AYDIR TECRİTTEYİM

Ağırel'in ardından Aydın Keser'in savunmasına geçildi. Keser, "Bu haber ve yazılar bizden önce internet siteleri ve haber sitelerinde yayınlanmış ve basın özgürlüğü içerisinde haber değeri taşıdığı gerekçesiyle yapılmıştı" dedi.

Keser, sözlerine şöyle devam etti: 4 aydır tecritteyim, eşimle yalnız bir defa görüştüm. Kardiyolojiye gitmem gerekiyordu, ama cezaevinde Covid-19 süreciyle sevk edilemeyeceğim söylendi.

FERHAT ÇELİK'İN SAVUNMASI: İFŞA KASTI YOK

Keser'in ardından Ferhat Çelik savunma yaptı. Çelik, "Zaten medyanın yüzde 95’i AKP’nin elinin altında.. Yüzde 5’i bağımsız ve kendi çabalarıyla yapmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Libya’da çıkar birkaç tane şehidimiz var diye sorarsa, insanlar sorar kim bu diye? Yurt dışındaysa akla ilk gelen askerdir. Gazetecinin açık kaynaklarla haber yapması suç mudur? Benim bu haberi yapmam için bir yerden talimat almam gerekmez. Bu süreçte kimse bu insaların mit mensubu olduğunu bilmiyor. Açık kaynaklarda böyle bir bilgi yok. Yeni Yaşam’ın iki haberine de iddianamede yer verilmedi. Ferhat Çelik, Yeni Yaşam’da yaptıkları haberleri okuyor. Haberde her ikisi için de asker ve albay terimlerini kullanmışım. Bu iki haberi savcı iddianameye koymadı,  ifademe de yer verilmemiş sadece hayat hikayem yer alıyor. AKP iktidarının karakteri bu. Gerçeklerin üstünü örtmek için algı oluşturuyor. Ben bu haberi görmedim ama arkasındayım. Görsem de görmesem de sorumlusuyum. Haberimiz ortada MİT ifadesi geçmiyor. MİT; kanunun, gazeteciliğin elini kolunu bağlıyor. Ben önceden bilemem kim MİT mensubu kim değil.

Haberi açık kaynaklardan kopyala yapıştır yaparak nasıl casusluk yapmışız?

"GAZETECİLİĞİ MUSA ANTER’LER, HRANT DİNK, METİN GÖKTEPE’LERDEN DEVRALDIK"

Günde 10 bin basar, 5 bin satar gazetemiz. Pandemi döneminde de çıkamadık. Bize deseler ki bu haberi geri çekin... Bu haberi yaparken bu insaların kimlik bilgilerinden bir haberiz. Bile bile neden MİT mensubuna binbaşı yazayım?

TSK’nın Libya’da olduğuna dair hep haberler yapıldı. Erdoğan 6 Ocak’ta söylüyor. Oradaysan kaybın da olur kazanımın da olur... Burada bir kasıt yok, biz gazetecilik yapıyoruz. Kimseden icazet almayız. Gazeteciliği Musa Anter’ler, Hrant Dink, Metin Göktepe’lerden devraldık.

Bir ifşa kastı yok..Manisa’da cenaze yapılıyor, MİT çelenk göndermiş önlem almamışlar.

Bu mesleği onurla icra eden herkese saygı duyarız ama bir organize iş olmasına ilişkin delil yok. Basın özgürlüğü sıralamasında Türkiye son sırada. Böyle küçük bir olaydan büyük bir suçmuş gibi bir şey yaratmak doğru değil. Vicdanlarda zaten biz beraat etmişiz, özgürüz. Bir ifşa kastı olmadığını beyan ediyorum ve beraatimi talep ediyorum" dedi.

HÜLYA KILINÇ'IN SAVUNMASI: ANLATILANLAR GERÇEK DIŞI

Aranın ardından duruşma Hülya Kılınç savunmasıyla devam etti. Kılınç ifadesinde şunları söyledi: 

"20 yıllık deneyimli bir yerel gazeteciyim. Hayatımda ilk defa böyle ağır bir suçlama ve ilk defa ağır ceza mahkemesi karşısında bulunuyorum. 03.03.2020 tarihinde imzamla yayınlanan haberde “MİT görev ve faaliyetlerine ilişkin devletin gizli kalması gereken bilgilerini açıkladığım, yayınladığım, yaydığım ve MİT mensuplarının açık kimlik, görev ve unvanlarıyla birlikte ifşa ettiğim” suçlamasını kabul etmiyorum.Benim yaptığım iş, birazdan açıklayacağım üzere, sadece ve sadece gazeteciliktir. Ben yalnızca gazetecilik yapmak, kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla haberi hazırladım. 

Yerel bir gazeteci olarak, yaşadığım bölgede bir şehidin olması ve şehidin törensiz defnedilmesi çok büyük haber değeri taşıyan ve haber yapılmasını gerektiren önemli bir olaydır.

Üstelik bu konu haberin yayınlanmasından önce devlet yetkilileri tarafından açıklanmış, özellikle Cumhurbaşkanının “Libya’da birkaç tane şehidimiz var” açıklamasıyla kamuoyunda yaygın olarak yer almış ve önemli ölçüde ilgi çekmişti.

İddianamede haberi yapmam için; şehidin defnedildiği yere gitmem, yörenin muhtarı, aza, Akhisar Belediyesi Basın Bürosu görevlisi ve şehidin ailesiyle olan görüşmelerim gizli, gizemli ve suç işlemek amaçlı faaliyetler olarak anlatılmaktadır. Bu anlatımın gerçekle ilgisi yoktur.

Bir gazeteci olmamın öncesinde bir kadın ve 17 yaşında bir erkek çocuk annesiyim ve her şehit haberinde, çocuğunu kaybetmiş annelerin acısını her anne gibi yüreğimde hissederim. Libya’daki şehitlerimizin olduğunu duyduğumda da bir anne olarak aynı acıyı hissettim.

SUÇ İŞLEDİĞİME İNANMIYORUM

Libya şehitlerinden birinin Manisalı olduğu ve askeri tören yapılmadan defnedildiğini günler sonra köy muhtarının sosyal medyada yapmış olduğu bir paylaşımından öğrendim ve çok şaşırdım. Bir şehit için askeri tören yapılmaması gazetecilik açısından haber değeri taşıyan önemli bir olaydır. Hangi rütbede olursa olsun memleketi için hayatını feda eden her insan değerlidir ve bu değerle uğurlanması gerektiğini düşünürüm. Hayatını vatanı için veren bir şehide askeri tören yapılmamasının haber değeri olması nedeniyle haberi hazırlamak istedim.

Suç işlediğime inanmıyorum. (Yalnız ben değil, beni tanıyan, olayı inceleyen vicdanı olan ve makul akla sahip hiç kimsenin de benim suçlu olmadığım konusunda hemfikir içerisinde olduklarını biliyorum.) Ben de herkes gibi, bu suçlamanın Odatv’nin 'fincancı katırlarını ürkütmesi' nedeniyle yapıldığını düşünüyorum. Umarım yanılırım. Mahkemenizden tutukluluğumun kaldırılmasını ve beraatimi talep ediyorum."

SAVCILIĞIN MÜTALAASI

Savcılık taleplerle ilgili mütaalasını (görüşünü) açıkladı. Savcılık makamı mütalaasında, gazetecilerin tutukluluk halinin devamına, Erk Acarer'in yakalama talebinin tekrarına karar verdi. Savcılık, esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için gelecek celseye kadar süre istedi.

BARIŞ PEHLİVAN'IN SAVUNMASI: ARADAN 9 YIL GEÇTİ  BEN YİNE ŞEHİT CENAZESİ HABERİ İLE TUTUKLUYUM

Kılınç’ın ardından ise Barış Pehlivan savunma yaptı. Pehlivan savunmasında, “9 yıl önce yine tutukluydum. 9 yıl önceki Odatv davasında; Fethullahçılar bilgisayarımıza MİT belgelerinin yanı sıra sahte dokümanlar da yerleştirmişti. Kendi yazdıkları gerçek dışı örgüt talimatları üzerinden, haberlerimiz suç olarak gösterilmişti. Tarihin tekerrürüne bakın ki; o davada ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ ile suçlanmama delil neydi biliyor musunuz? OdaTV’de yaptığımız şehit cenazesi haberleri. Ne acı. Aradan 9 yıl geçti, ben yine şehit cenazesi haberi ile tutukluyum. ‘Neyse ki; Fethullahçılar gibi bilgisayarıma belge yüklemediler, direkt haberi suç delili yaptılar’ dedi.

Libya’da şehit olan MİT mensubu ile ilgili her bilginin ifşa olduktan bir hafta sonra Hülya Kılınç'tan telefon aldığını söyleyen Pehlivan, “Libya'da şehit olan askerlerimizden birinin Manisalı olduğunu söyledi ve ‘cenazesine dair bir haberle OdaTV'nin ilgilenip ilgilenmeyeceğini’ sordu. Bakınız, Hülya Kılınç o anda şehidimizin sadece asker olduğunu düşünüyor ve bana da öyle iletiyor. Haberin Hülya hanım tarafından hazırlanmasına başlama anında MİT yok gündemimizde. Amacımız sadece şehit cenazesi haberi yapmaktı” diye konuştu. Şehidin MİT mensubu olduğunu sonradan öğrendiklerini söyleyen Pehlivan, haber metni kendisine geldikten sonra internetten araştırma yaptığını ve konuya ilişkin çok sayıda bilgiye ulaştığını söyledi. Pehlivan, şehidin ailesini düşündüklerini için cenazenin kaldırıldığı köyün ve mahallenin adını, mezarlığın adını, şehidin soyadını, anne ve babanın adı ile soyadını yayımlamadıklarını söyledi.

“Eğer FETÖ sanıklarını görevde tutup, bir de onlara FETÖ operasyonu yaptırıldığını yazmasaydım burada olmazdım” diyen Pehlivan özetle şunları söyledi: “Eğer FETÖ'cüleri para karşılığı tahliye eden, başka tarikatların müridi yargı mensupları olduğunu yazmasaydım burada olmazdım. Eğer FETÖ şüphelisi olup; başka tarikatların hocalarından hüsnü şehadet aldığınızda dosyanızın kapandığını yazmasaydım burada olmazdım. Eğer FETÖ borsası sanığının çocuğunun gözü önünde öldürülmesinin perde arkasını yazmasaydım burada olmazdım. Eğer bu toprakların en tehlikeli örgütü FETÖ ile mücadelenin bir rant ve sermaye değişimi aracı haline geldiğini yazmasaydım burada olmazdım. Ama tüm yaşadıklarıma rağmen diyorum ki iyi ki yazdım, iyi ki yazıyorum, iyi ki yazacağım. Hepsi gerçekti. Yalanlayamadılar. Bunun yerine, bir bahaneyle hapse attılar. Amaç; daha önce yazdıklarımın bedelini ödetmek ve ileride de yazmamamdı.”

BARIŞ TERKOĞLU'NUN SAVUNMASI

OdaTV Haber Müdürü Barış Terkoğlu da savunmasında, “Ben yıllardır yazı yazıyorum, Cumhurbaşkanı'nı eleştiriyorum, Bakanları eleştiriyorum, Genelkurmay Başkanlarını eleştiriyorum. MİT kutsal bir örgüt müdür? MİT dokunulamaz mıdır? MİT sorgulanamaz mıdır? MİT; hatası, eksiği gösterilemez midir? Haşa, MİT mensupları peygamberin sahabeleri midir? Farkında mısınız, bu dava üzerinden ne yapmaya çalışıyorlar. Bu davayı kurgulayanları sevindirecek bir karar verirseniz yukarıdaki tüm sorulara ‘evet’ yanıtını vermiş olacaksınız” dedi.

“MENSUBİYETİNİ KÖTÜYE KULLANMIŞ MİT MENSUPLARI DA VARDIR”

Tarihte mensubiyetini kötüye kullanmış MİT mensupları olduğunu söyleyen Terkoğlu, şu ifadeleri kullandı;

Türk tarihinde 12 Eylül gibi karanlık işlere bulaşmış askerler vardır. İşkenceye karışmış polisler vardır. Aynı zamanda mensubiyetini kötüye kullanmış hem de çok kötüye kullanmış MİT mensupları da vardır.

Örnek olsun, ben daha birkaç ay önce Cumhuriyet Gazetesinde hapishaneden bana mektup yazan bir MİT mensubunun anlattıklarından yola çıkarak, MİT kimliğini adam kaçırıp fidye istemek için kullandığı iddiasıyla cezalandırılan bir personeli yazdım.

Bunu yazarken güç bela MİT'in basın müşavirliğini aradım, MİT mensubunu askeri alanda yakalayan kamu görevlileri ile konuştum. Siz eğer bu davayı tezgâhlayanları sevindirirseniz, bir sıradışılıkta karşısına MİT mensubu çıkınca bir gazeteci sorgulamaya araştırmaya devam edebilir mi?

“DARBE UYARILARINI ANLATTIK”

15 Temmuz darbe girişiminden önce haberler yaptıklarını kaydeden Terkoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü;

Biz OdaTV'de 15 Temmuz'dan önce aylarca ‘darbe geliyor' haberleri yaptık, yazıları yayınladık. Yanlış anlamayın, gayrimeşru bir kaynaktan öğrenmedik. Dış basında işaret veren yazıları, Washington'daki enstitülerin raporlarını çevirdik.

Zaman Gazetesi'nde adeta darbeyi işaret eden haber ve yazıları analiz ettik. Çeşitli davalara yansıyan ifadeleri aktardık. Hatta bizzat soruşturma savcılarının iddianamelerine giren darbe uyarılarını anlattık.

Emin olun bunları yaparken öyle saldırılara maruz kaldık ki. ‘Ordunun içine fitne sokuyorlar’, ‘Ordumuz terörle savaşırken darbe iddialarıyla ihanet ediyorlar’ diyenler oldu. Bunları da açıp okuyabilirsiniz.

Oda TV'deki gazeteci ağabeyimiz Soner Yalçın'ı arayıp tehdide varan konuşma yapan, benim ve Barış Pehlivan'ın işten çıkarılmasını isteyen ve bu darbe uyarısı yazıların susturulmasını isteyen oldu. Vazgeçmedik.

“MİT KANUNU’NUN DÖNÜŞÜMÜNÜN MAHKEMELERDEKİ CANLI TANIĞIYIM”

9 yıl önce MİT yöneticisi Kaşif Kozinoğlu ile birlikte sanık olduğunu söyleyen Terkoğlu, “MİT Müsteşarına öğlen saatinde darbe ihbarı anlamına gelecek itirafın yapıldığı ortaya çıktığı halde MİT Müsteşarı darbeye akşam yemeğinde yakalandı. Bu durumu herkes eleştirmedi mi? Sorular sormadı mı? Bunu da yapmak gerekmez mi? MİT Kanununun 2014 yılındaki dönüşümünün mahkemelerdeki canlı tanığıyım. 9 yıl önce bu Adliyede MİT yöneticisi Kaşif Kozinoğlu da benimle birlikte sanıktı. Bugün sözüm ona MİT Kanunundan bahsedenler, o gün Kozinoğlu'nu linç ediyor, özel hayatını didik didik ediyordu” ifadelerini kullandı.

“GİZLİ OLAN İSTİHBARATÇILARIN KİMLİĞİ KORUNSUN DİYE BU YASA ÇIKTI”

Yasanın şehit olan bir MİT mensubunun haberi yapılmasın diye değil, gizli olan istihbaratçıların kimliği korunsun diye çıktığını belirten Terkoğlu, şu ifadeleri kullandı;

O gün altlarında Başbakan'ın zırhlı aracı olan savcılar, MİT'e kumpasları derinleştirdiler. 7 Şubat oldu, daha fazlası yaşandı. İfşalar sıradan hale geldi. Nihayetinde görev başında faaliyet yürüten ve doğal olarak gizli olan istihbaratçıların kimliği korunsun diye bu yasa çıktı.

Şehit olan bir MİT mensubunun cenazesi haber yapılmasın diye değil. Ne Kozinoğlu'nun cenazesinde ne de bu kanun doğarken ortada olan savcılar, bugün bu kanunu ruhuna aykırı bir şekilde kullanıyor. MİT Kanununu yerde buldukları taş gibi alıp başımıza fırlatıyor.

Terkoğlu, “Bu iddianameyi yazanlar çok uğraşsalar da buradaki sanıklardan bir organizasyon yaratamadılar. Ancak bu süreçte gördük ki gizli soruşturma dosyasından organize şekilde sızıntılar oluyor, organize şekilde sanıklar hedef alınıyor, cezaevine kadar uzanan organize bir operasyon var. Soruşturmanın başlangıcından sonuna sıra dışı, organize olduğu açık işler oluyor” diye konuştu.

“DE HEM KENDİNİZ HEM ÜLKENİZ İÇİN KARAR VERECEKSİNİZ”

Mahkeme salonlarında büyüdüklerini söyleyen Terkoğlu, “İnsanın kaderi kendi eylemleridir. Biz kaderimize kendi eylemlerimizle karar verdik. Siz bizim için görünse de aslında hem kendiniz hem de ülkemiz için karar vereceksiniz. Bu nedenle sizden sadece adalete uygun, gerçekle barışık, vicdanla örtüşen, tartışmasız sadece ama sadece millet adına bir karar beklediğimi söylemek istiyorum” dedi.

TUTUKSUZ SANIK EKİNCİ'NİN SAVUNMASI

Terkoğlu’nun ardından davanın tutuksuz sanığı Eren Ekinci’nin savunmasına geçildi. Ekinci savunmasında sanıklardan Hülya Kılınç dışında kimseyi tanımadığını söyleyerek, “Caminin içinde ve dışında fotoğraf çektim, bu konuda bilgilendirilmemiştik ve fotoğraf çeken ve video çekenler vardı. Hülya hanım aradı buluşmak istedi, ama mümkün olamayacağını söyledim. Elimde şehit cenaze fotoğrafları olup olmadığını sordu. O ana kadar şehidin TSK mensubu olduğunu biliyordum. Mit mensubu olduğunu bilseydim başka yollarla verebilirsin fotoğrafı. Doğrudan dahil olmadığım bir şeyin içerisindeyim. Üstüme atılan suçlamaları kabul etmiyorum” dedi. 

3 GAZETECİYE TAHLİYE

Mahkeme, sanıklar Barış Terkoğlu, Mehmet Ferhat Çelik ve Aydın Keser'in delillerin toplanmış olması, tutuklulukta geçirdikleri süre ve kişilik halleri nazara alındığında adli kontrolün yeterli olabileceğini belirterek tahliyelerine karar verdi. Mahkeme bu sanıklara yurt dışına çıkış yasağı koydu.