Gösteri sanatları

Ağaçlarda yaşayan primat atalarımız daldan dala sıçrayışlarıyla ölüme meydan okuduklarını çevrelerine duyurmak isterlerken “ön müzik” örneklerini vermiş olabilirler.

08 Şubat 2021 Pazartesi, 04:01
Gösteri sanatları
Abone Ol google-news

İnsanların neden müzik yaptıkları ve müzikten hoşlandıkları evrimin gizemlerinden biri. Washington Eyalet Üniversitesi’nden Edward Hagen, “Müzik, yaşamımızın çok önemli bir parçasıdır ve müzik yapmak çoğu zaman yoğun bir duygusallığı gerektirir” diyor. Ancak müziğin insanlar üzerinde neden öylesine yoğun bir etki yarattığı konusu henüz tam anlamıyla açıklığa kavuşturulabilmiş değil. 

Washington Üniversitesi’nden David Schruth ve ekibine göre insanlarda müziğin kökenleri, primat atalarımızın ilk ortaya çıktıkları 50 milyon öncesine uzanıyor. Mekân ise ağaç dalları... 

DUYURMA ÇABASI

Fosillerden elde edilen bulgular ormanlarda yaşayan bu ilk primatların daldan dala sıçrayarak bir yerden bir yere gittiklerine işaret ediyor. Uzmanlar, bunun ciddi bir eşgüdümü ve kas denetimini gerektiren son derece tehlikeli bir yolculuk yöntemi olduğunu belirtiyorlar. 

Schruth ve arkadaşlarına göre, ilk primatlarda müziğe benzer çıkarılan sesler; topluluk üyelerinin birbirlerinin akrobatik becerileri konusunda bilgi edinmeleri; uygun eşlerin belirlenmesi ya da düşmanlarla meydana gelebilecek çatışmalardan kaçınılması açısından bir yarar sağlamış olabilir. Kısaca belirtmek gerekirse, karmaşık bir müzikle çığırmakta olan bir primat ses tellerini çok iyi denetleyebildiğini çevresine duyurmaya çalışmaktadır. Schruth ve arkadaşları bu davranış biçiminin öteki primatlarda çığıranın aynı zamanda bacaklarına ve gözlerine son derece egemen olduğu izlenimini de doğurmuş olabileceğine inanıyorlar. 

KARMAŞIK ÇIĞLIKLAR

Schruth ve ekibi, bu görüşlerinin doğru olup olmadığını anlamak amacıyla günümüzde yaşamakta olan 50’yi aşkın primat türüne özgü 830 akustik sesin müzikalitesini -sözgelimi, iki nota arasındaki ses farkını (ton) ve ritmini- değerlendirdiler. Öte yandan, belli bir primat türünün ne sıklıkla daldan dala sallanıp sıçradığıyla ilgili verileri de incelediler. Sonuçta, daldan dala en çok sıçrayıp salınan türün genelde çok daha karmaşık çığlıklar atma eğiliminde olduğu görüldü ve bu akustik seslere ön müzik anlamına gelen “protomüzik” adı verildi. 

Schruth, müziğin açık seçik tek bir tanımlamaya pek de elverişli olmayan bir kavram olduğunu belirtiyor. Bu da bilim insanlarının müziğin kökenlerini nasıl araştırdıklarını çok ciddi bir biçimde etkiliyor” diyor.

Araştırmaya katılmayan Hagen, bu çalışmanın müziğin kökenleriyle ilgili anlayışımıza bir katkısı olup olmadığının müziği nasıl tanımladığımıza bağlı olduğunu belirterek “Kimileri bizim primatlarda ve ötücü kuşlarda müzik olarak değerlendirdiğimiz olguyu kendi müzik tanımlarının dışında tutacaklardır. Benim de aralarında yer aldığım bir kesim de insan müziğiyle primatların çıkardıkları sesler arasında bir bağlantı olduğunu öne sürecektir” diyor. 

GÖZDAĞI YA DA DAYANIŞMA

Hagen ve arkadaşları geçen yıl yaptıkları bir araştırma sonucunda insan atalarımızın ilk önceleri müziği andıran seslerden iki biçimde yararlandıklarını öne sürdüler. Buna göre, topluluklar ya kendilerinden olmayanlara gözdağı vermek amacıyla birbirlerine güç ve dayanışmayı simgeleyen sinyaller gönderiyorlardı ya da anneler yavrularıyla iletişim kurmak için tekli seslendirmelerden yararlanıyorlardı. 

Geçen yıl yayımlanan bir başka araştırma da, insanların iyi ilişkiler geliştirmek ve toplumsal bağlarını sürdürmek amacıyla müzikten yararlandıkları yönünde farklı bir görüşü gözler önüne sermekteydi. 

Hagen, tüm bu görüşlerin birbirleriyle bağlantılı olabileceklerini, ilk müzik örneklerinin primatlarda hem eşleri çekmek, hem de düşmanları uzaklaştırmak amacıyla evrilmiş olabileceğini belirtiyor. Daha sonraları, ilk insanların sayıca daha büyük topluluklar olarak işbirliğine gitmeye başlamalarıyla birlikte, müziğin de yabancıları korkutmak yerine onları çekmek gibi farklı bir amaç gütmeye başladığına ve aynı zamanda toplumsal bağları güçlendirme işlevini de sürdürdüğüne dikkat çekiyor. Hagen’in bu sözleri müziğimizin bizlerde neden öylesine farklı duyguları uyandırdığını ve ezgilerimizin öteki canlı türlerine kıyasla neden çok daha incelikli ve karmaşık bir yapıya sahip olduğunu açıklamamıza da yardımcı olabilir.