Güzelim güzelsin güzel

Farkında olmayabilirsiniz ama tıpkı konserinde her şarkısına notası notasına eşlik eden güzel insanlar gibi, muhtemelen Selami Şahin’in diskografisine sandığınızın çoook ötesinde hakimsiniz.

15 Mart 2015 Pazar, 17:24
Abone Ol google-news



Jolly Joker’da, burada izlediğim sayısız rock, pop ve sair türden müzik konserinde şahit olduğumun üzerinde, hıncahınç bir kalabalık var. Yaş ve tarz skalası geniş; ortak paydaya bakınca, hemen hepsi, gece sahne alacak olan Selami Şahin’in tabiriyle “romantizm sevdasında buluşan”, sektirmeden hitap ettiği üzre “güzel insanlar” denilebilir.

Kuliste bir aile saadeti hüküm sürüyor. Kocasının bir yudum çay, bir shot viski temposunu şahin gözleriyle takip eden Didem Şahin, “Soluğum ensende Selami” edasıyla oturduğu köşeden, bir yandan da bizimle alâkadar olup sorular soruyor: Cumhuriyet’in önünde hâlâ polis yığılı mıymış? Gençliğinin Cumhuriyet’ini hatırlayınca, yazısının çokluğundan o kadar kalın gelirmiş ki, okurken kolun ayrı, kafan ayrı ağrırmış. Reklamlarını görmüş, gazetede bir yenilenme mi oluyormuş?

Bu sırada, Selami Şahin’in menajerliğini üstlenmiş olan ikinci oğlu Emirhan Şahin sahnede isimlerini anıp teşekkür edeceği orkestra arkadaşlarının isim ve soyad listesini getiriyor, bir dalgınlık olmasın, kimse atlanmasın diye.

Ayrıca kenara not almış; geceyarısından sonra 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü idrak edeceğimizi, kutlamayı ihmal etmemesi gerektiğini hatırlatıyor babasına.

Büyük oğlu Lider Şahin de onunla birlikte çalışıyor. En küçükleri, kızı İrem’i sorunca, “O üniversitede henüz” deyip, Didem Şahin’e dönüyor: “Ne okuyordu İrem?” Bilgi’de gastronomi tahsili görüyormuş.

Selami Şahin’le Didem Şahin’in yan yanalarken, ancak uzun ve bol badireli evlilikleri devirmiş insanlarda müşahade edebileceğiniz türden bir tencere-kapak hâlleri var; birbirlerinin cümlelerini tamamlıyorlar.

Nikah tarihleri, internette ‘85 olarak geçiyor; hesap doğru mu diye sorunca, Selami Şahin, bıyıklarını kulaklarıyla buluşturan bir gülüşle başını sallıyor. 30 yıl önce ettikleri evlilik yeminini tazeleyeceklermiş bu sene; aynı tarihte, aynı yerde. Eşi Didem Şahin’den, ağzında bakla ıslanmadığı için küçük, tatlı bir zılgıt yiyor, bunun üzerine. Gazeteci bulunan ortamda bunu söylemenin ne alemi varmış yahu; şimdi herkes başlarına toplanacakmış.

“Sizde var mı çocuk?” diye soruyor Selami Şahin. Olmadığını söylüyorum. “O da olur bir gün” diyor, sanırım biraz da merhametle. “Yok, benimki iradi bir durum; hiç istemedim; bu saatten sonra hele hiç olmaz” diyorum.

Bir an durup, düşünürcesine dalıp, saati soruyor. Sahne vakti açısından sorduğunu düşünüp yanıt veriyorum; göz kırpıyor: “Bu saatten sonra dediniz de; onun için merak ettim.”

Gecenin ilk “A la Selami” nüktesi, çalışmadığımız yerden geliyor. Selami Şahin nüktedanlığı diye bir şey var biliyorsunuz; çokça kafiyeli kelime oyunlarıyla renklenen, çocuksu, naif; insanı, güleceği yoksa bile siniri bozulduğu için güldürmeden şurdan şuraya bırakmayan...



Dışarıdaki kalabalığa uygun donandığını söylüyor; hem üzerindeki spor gömlek ve pantolon hem de repertuvar açısından:

“Sahneye çıkarken, ben, nasıl diyeyim; hani mevsimlere göre giyiniriz ya, her sahnenin de başka mevsimi vardır, ona göre üzerime bir şeyler alırım. Gençlere konser verirken
başka, Günay’a çıkarken başka...”

Bestelendiği yıl hayatta olmayı bırakın, henüz ebeveyninin tahayyülünde bile bulunmayan gençlerin, şarkılarını ezbere söylüyor olmasından çok mutlu ve belli ki kafasını taktığı bir mevzu; arabeskçi olmadığının, fantezi müzik yapmadığının, hafif batı müziği tarzında şarkılar besteleyip söylediğinin altını ehemmiyetle çizme gereği duyuyor.

Antakya’da doğduğu köyde, ilkokula başlayana kadar hiç Türkçe
konuşmamış, sadece Arapça. 14 yaşındayken tek başına kopup İstanbul’a gelmiş, rüştünü ispat yaşlarında Çakıl Gazinosu’nda sahneye çıkana dek otellerde tuvalet temizliğinden komiliğe birçok işte çalışmış, ilk bestesi Sen Mevsimler Gibisin’le Altın Kelebek kazandığı günden beri yaptığı 300’ü aşkın şarkı, bugüne dek saymaya kalksak inceden bir telefon rehberi dolduracak sayıda solist tarafından seslendirilmiş biri.

Seninle Başım Dertte’yi söyleyerek sahneye çıktığı anda seyircinin verdiği tepkiyle mekan, küçük çaplı bir zelzele atlatıyor. Her yaştan ve modelden çift, birbirine sarılarak
pozisyon alıyor. Ve ben böyle bir şey görmedim, ilk notayla birlikte kadroya koro yazılan kalabalık, sanki orkestrayla birlikte bir aylık prova mesaisi vermiş gibi, gecenin sonuna dek, sektirmeden tüm şarkıları, satır satır, dize dize, nota nota, Selami Şahin’le birlikte terennüm ediyor.

Siz olsaydınız, siz de söylerdiniz, zira haberiniz olmayabilir ama muhtemelen bütün şarkıları sizin de ezberinize nakşolmuştur.

Herkeste bir “Aa, ben bunu da biliyorum”, “Haydaa, bu da mı onundu?”, “Yok artık, bunu da mı o yazmıştı?” hâli... Kendi sesinden tanınanların yanında, Zeki Müren’den, Sezen Aksu’ya, birçok farklı sanatçının yorumundan ün kazanmış şarkılar da gırla... Kaynağı nedir bilmiyorum ama Türkiye’de yazılmış en sevilen 15 şarkının sekizinin kendisine ait olduğunu söylüyor bir ara.

Tahminimizden farklı bir performans: Fıkra adedi yok kadar az, stand up topuna hiç girmiyor. Peş peşe “Bir efkar içkisi daha mı içsek yoksa eve doğru yolda öpüşmeye mi başlasak” muallağına düşüren şarkılar patlattığı bir konser performansı. Ve misal, Seni Sevmediğim Yalan’ın handiyse rock düzenlemesiyle icra edildiği, yer yer farklı tonlardan da çalan, enteresan bir konser performansı...

Geceyarısına az kala, izleyicilerden, o gün ülkenin dörtbir köşesindeki sokaklarda yapılan şeyi yapmasını ve “Bir yıl evvel, 14 yaşındayken hayatını kaybeden o güzel çocuk”u hatırlamasını rica ediyor: Berkin Elvan’ı... Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımına karşı bir gönül birliği çağrısında bulunuyor “güzel insanlara”.

Bu da sahne notları arasına oğlu tarafından kaydedilmiş midir, bilemeyeceğim. Yani zaten aklında vardı da içinden mi gelmiştir, yoksa “mevsim normallerine” göre üste geçirilmiş bir tavır mıdır, izleyici kitlesinin damarına göre şerbet midir bilemem ama saygı ve şükran dolu bir alkışla karşılanıyor. Kalabalığın üzerine şaşkınlıkla karışık bir matem, bir coşku, tuhaf bir hâl çöküyor. Saatler ve repertuvar ilerledikçe, yok böyle olmayacak deyip, biradan rakıya dönüyoruz.

Selami Şahin’i bir stadyumun ortasına, arkasında bir orkestra ve bir mikrofonla yerleştirin, akşamdan sabaha tribünleri inletir herhalde. Jolly Joker’ın arkasındaki, sahneyi görmeyen bölümde bile, sahneyi yansıtan ekrana doğru tezahürat edercesine ellerini kollarını sallayarak eşlik eden bir kalabalıktan söz ediyoruz. Eller-kollar çok meşgul; şarkılara eşlik etmediklerinde de cep telefonuyla video ya da fotoğraf çekiyor. Kalabalığın arasında tek tük de olsa, “gökyüzünde yalnız gezen yıldız” modeli insanlar var; onlar da ya birilerine Whatsapp’dan flört kovalamakla ya da “Herhalde bu gece buradan böyle mazlum ayrılmama gönlünüz razı olmaz di mi?” edasıyla etrafındaki insanlara yanaşmaya çalışmakla meşgul. Memleketin üremeyi teşvik kurumları Selami Şahin’den faydalanmayı düşünebilir; ortama aseksüel giren aşk böceği çıkar; öyle bir efsun... Konser bitiminde dağılan kalabalığa kulak kabartınca işittiğiniz güzelliğin haddi hududu yok. Bir güzellik muhabbeti alemin diline pelesenk olmuş. Kimi yanındakinin güzelliğine iltifat ediyor, kimi kafasının güzel olduğundan dem vuruyor, kimi en güzel şarkısı hangisi tartışmasında... Tartışma derken, onu da güzel güzel tartışıyorlar. Kapıdan kim nasıl girdi bilinmez ama çıkarken herkeste bir “güzel insan” hâli; kırk kere söyleyince hakikaten oluyormuş demek...


Çok üretenin işi de zor
Selami Şahin, yakında şarkılarını bir “disko/biyografi” kitabında toplamayı planlıyor. Bir sayfada şarkının sözü, bir sayfada notası, bir sayfada da hikayesi olacakmış. Ansiklopedi
tadında bir şey olacak o hâlde; kaç cilt düşünüyorlar? “Yok, orası biraz sıkıntılı işte” diyor; “Hepsini koymayalım, 100’ünü seçerek yapalım dedik. Seyreltmesi biraz zor olacak.”



Kuliste bir aile saadeti hüküm sürüyor. Kocasının bir çay, bir viski shot temposunu şahin gözleriyle takip eden Didem Şahin, “Soluğum ensende Selami” edasıyla oturuyor.