Harry Potter ve ‘Arap Baharı’yla şenlenen Porto

.

14 Ekim 2018 Pazar, 11:50
Abone Ol google-news

Katolik inancıyla ters düşen kitap ve insanların engizisyon tarafından törenle yakılmasına “otodafe”(Auto-da-fe) denir. “İman hareketi” anlamına gelen ve batı dillerinin tamamına yerleşmiş bu kelimenin aslı Portekizcedir. Portekiz engizisyonu “otodafe”lerine 16. yy’da kitap yakarak başlar. Bu kötü şöhretlerinden kurtulmak için midir bilinmez ama Portekizliler daha sonraları dünyanın en güzel kütüphane ve kitapçılarını kuracaktır. Bunlardan, Coimbra Üniversitesi’nin kütüphanesini ve Lizbon’da, dünyanın faal haldeki en eski kitapçısı olan, 290 yıllık Bertrand Kitabevi’ni bir kenara not edip Porto’ya gelelim.

Lello Kitapevi, 19. yy’dan bu yana Porto Üniversitesi’nin yanında hizmet veriyor. Dış cephesi diğer binalarla uyumlu bir sadelikte ama iç dekorasyonu kelimenin tam anlamıyla muhteşem. Ünlü yazar J.K. Rowling, Harry Potter romanlarındaki okulun kütüphanesini Lello’dan esinlenerek yazdığını söylemiştir. Hatta bazıları, Rowling’in ilk Harry Potter romanını bu kitapçının içinde yazdığını bile anlatır. İşin içine Rowling girince, eskiden sessiz sakin bir kitapçı olan Lello, artık kapısında güvenlik görevlilerinin nöbet tuttuğu, turistlerin içeri girmek için uzun kuyruklarda beklemek zorunda kaldığı bir yere dönüşmüş.

Porto, İberya Yarımadası’nın en güzel vadileri arasından süzülen Douro Nehri’nin Atlas Okyanusu’na kavuştuğu yerde kurulmuştur. Nehrin kuzey kıyısında yükselen 150 metrelik bir tepenin üstündedir. Nehrin güney tarafına ise Gaia denir ve burada meşhur şaraphaneler vardır. Douro’nun bağlarından gelen üzümlerle yapılan Porto şarabı, bildiğimiz şaraplardan biraz farklıdır. Şarabın fermantasyonu erken durdurulur. Dolayısıyla şarap daha az alkollü ve tatlı olur, çünkü içinde alkole dönüşememiş şeker kalır. Hazreti İsa, havarilerine tatlı şarap dağıtmamıştı ama İngiliz Anglikan Kilisesi, ekmek-şarap ayinini (ökaristi) bu tatlı Porto şarabıyla yapar. Zamanında, Fransa’dan şarap ambargosu yiyen İngilizler, kilise ayinlerinde tatlı Porto şarabı kullanmaya başlamış öyle de devam etmişler.

Turizm parlak döneminde

Zengin tarihi dokusu, dışı mavi beyaz renkli, “azulejos” denilen fayanslarla kaplı kiliseleri, yine içi azulejoslardan yapılma tablolarla süslenmiş tren istasyonu, Eiffel’in eseri olan muhteşem çelik köprüsü, Douro Nehri’nin güzelliği turistler açısından Porto’yu çok cazip kılsa da bundan 10 yıl önce turizm çökme noktasına gelmişti. Sadece Porto değil, Portekiz ve İspanya turizmi çok zor durumdaydı. 2009 yılında Porto’yu ziyaret ettiğimizde kiralık-boş dükkânların, müşterisiz kalmış restoranların olduğu bir kentle karşılaşmıştık. Şaraphaneleri ziyaret etmek şarap tatmak ücretsizdi. Tekneciler, yarım saatlik turlara katılmaları için bulabildikleri 3-5 turiste adeta yalvarıyordu. Kent içindeki 5 yıldızlı otellerin fiyatları bile ucuzdu. Geceleri binaların ışıkları yanmıyordu, çünkü çoğu kiracı kente yakın köy ve kasabalara taşınmıştı. Sonra “Arap Baharı” başladı. Önemli turistik destinasyonlardan Tunus karıştı. Devamında Mısır, Suriye. Ne yazık ki Türkiye de terör saldırılarının hedefi olunca, Avrupalı turist Avrupa’da kaldı. Şu anda Portekiz ve İspanya turizm açısından çok parlak bir dönem geçiriyor.

Porto restoranlarında yer bulmak zor. Tekneler de ağzına kadar dolu. Şaraphane mahzen ziyaretleri 3 Avro’dan başlıyor. “Arap Baharı”nın çiçekleri buralarda açtı diyebiliriz.

Artan turizmle ortaya çıkan yatırım iştahına gelince... Bu durum Porto Belediyesi’ni hiç heyecanlandırmıyor. Her yerin otel ve turistik restoranlarla dolmasına izin vermiyorlar. Kentin merkezi 10 yıl önce nasılsa, bugün de aynı.

Her ne kadar Porto çok güzel bir kent olsa da, Portekiz’i Lizbon’u görmeden keşfetmek mümkün değil. Özellikle kâşiflerin adına yapılan anıtlar, 16 yy. Portekiz koloniyal gücünün mirası ve önemli müzeler Lizbon’da. Ve tabii ki “Dünya Kültür Mirası” listesine girmiş “Fado” müziğinin en güzel nağmelerini canlı dinlemek için Lizbon’a da gitmek gerekir ki başka bir yazıda da bunlardan bahsederiz.

[email protected]