Hem hukukçu hem sanat tarihçisi

Türk sanat piyasası son yıllarda aldığı ivme ile zaman zaman çok endişe verici bir hal alsa da büyümeye devam ediyor. Haddinden ve hacminden fazla şişmekte olan bir balon olduğununun, her fırsatta dile getirildiği günler de yavaş yavaş geride kalıyor gibi. Sakinleşiyor, normalleşiyor.

30 Nisan 2014 Çarşamba, 15:07
Abone Ol google-news

Galeriler daha seçici, sanatçılar daha dünyalı, koleksiyonerler daha bilinçli, geçen zaman içerisinde gözler daha çok şey görmüş, daha çok okunmuş, daha çok gezilmiş, araştırılmış, deneyimlenmiş, süzgeçler ortaya çıkmış.

Sanatın ‘çok para eden bir şey’ olabileceğinin Türkiye’deki keşfinden sonra, büyük bir hırsla, bir oturuşta oburca ağızlara tıkıştırılıp yutulmaya çalışılan çağdaş sanat pastası, neyse ki yavaş yavaş sindirilmeye başlanmış. Türkiye’de sanat ortamının sağlıklı gelişmesini isteyen ve bekleyen tüm piyasa aktörleri için bunlar umut verici gelişmeler. Ama fiyatlardaki güvensizlik devam ediyor; Bir sanatçının bir müzayedede 10’a satılan bir eseri, bir başka müzayede de 3’e satılabiliyor, hatta satılmadığı bile oluyor. Aynı sanatçının bir başka eserini bir müze koleksiyonuna 20’ye katarken, yine aynı sanatçının başka bir eserini bir tacir 2’ye satabiliyor. Sanatçının kendisinin, temsilcisinin veya galerisinin yıllardır sabır ve emekle yükselttiği fiyatlar bir müzayedede taban yapabiliyor. Sanat piyasasını, özellikle de sanatçıları, temsilcilerini ve galerilerini zor durumda bırakan bu orantısız fiyatlar, Türkiye’de özellikle çağdaş sanata karşı güvensizlik yaratıyor ve her geçen gün daha da can sıkmaya başlıyor.

Geride bıraktığımız senelerde, dünyaya iyiden iyiye açılıp, yurtdışındaki sanat platformlarında da varlık göstermeye ve daha profesyonelce hareket edip, daha profesyonelce temsil edilmeye başlanan Türk sanatçıları, bu dertten ya mustaripler ya da her an olabilecek gibi görünüyorlar.

Bu durum henüz daha yeni yeni ayakları yere basmaya başlayan Türk sanat piyasasının en küçüğünden, en büyük aktörüne kadar, herkese zarar veriyor.

Tüm bu kaygı ve belirsizlikler Türkiye’de sanatın var olması ve gelişmesi adına emek verenlere şu soruyu sorduruyor: Türk sanat piyasasının vitrini olan müzayedeler, piyasayı ve sanatçıyı koruyan herhangi bir kurala tabi mi? Sanatçıyı, koleksiyonerleri ve piyasayı koruma adına ortaklaşa alınmış önlemler var mı?

Bir müzayedecide aranan özellikler; espiritüel, zeki, hazırcevap, karizmatik ve dikkatli olması. Ama bunlar her ne kadar sanatı, tam da ihtiyacımız olduğu gibi, eğlenceli ve heyecanlı kılıp, müdavimler yaratsa da yeterli değil. Sanat ve sanat ticareti geleneğinin köklü örneklerinden birinden Fransa’ya bakacak olursak, müzayedeci olmak için “Commissaire Priseur” meslek lisansına sahip olmak gerekiyor. Bir kere müzayede evi sahibi ile müzayedeyi
yöneten, yani çekici tutan birbirinden ayrılıyor. İsteyen herkes müzayede evi açabiliyor ama müzayedede çekiç tutabilmek ve açık artırma yoluyla bir obje veya eşya satabilmek için hem sanat tarihçisi hem de hukukçu olunması gerekiyor. Bu da yetmiyor, hem sanat tarihi, hem obje bilgisi, hem de hukuk bilgisinin sınandığı çeşitli yazılı ve sözlü sınavlardan geçerek staja kabul edilmek gerekiyor. Staj süreci de başarı ile tamamlandıktan sonra nihayet ‘commissaire priseur’ yani müzayede düzenleme ve yönetme hakkına sahip olunuyor. Yani müzayedeci hem ‘hukukçu’ hem de ‘sanat tarihçisi’ oluyor. Yani hem ne sattığını biliyor hem de işini hukuk etiğinin gerektirdiği şekilde yapıyor. Ayrıca Fransa sanat piyasasında 10 sene boyunca aktif olarak çalışmış kişiler de yine çeşitli sınavlara tabi tutularak bu hakkı elde edebiliyorlar.

Her ne kadar Batı’ya yakın, Doğu-Batı sentezi bir toplum olduğumuzu iddia etsek de özellikle eğitim anlayışımızda ve ticarette genellikle Doğulu tarafımızla hareket ettiğimizden, bizim Fransa örneğini birebir uygulamamız söz konusu değil tabii ki. Ama en azından sanat piyasası profesyonellerine özel hazırlanmış, zorunlu genel hukuk ve genel sanat tarihi eğitim programları şart gibi görünüyor.

Tüm bunlar gösteriyor ki acilen yapılması gereken bir tek şey var. Bir an önce, Kültür ve Turizm Bakanlığımız, hukukçular, müzayede evleri ve sanatçılar bir araya gelip Türk sanat piyasasının ve piyasa aktörlerinin haklarını ve çıkarlarını koruyacak kuralları belirlemeli ve uygulamaya geçmeliler. Bu konu ile ilgili girişimlerin bazı sanatçı kolektifleri tarafından başlatılmış olması da ayrıca umut verici. Umarım Türk sanatını geliştirip ileriye taşıyacak bu girişimler bir an önce doğru diyalogla belirlenip hayata geçirilir