‘Hep doğru ve haklı tarafta oldular!’

Hayatımızı Aydınlatan Muhteşem Kadın Dostlarım (Remzi Kitabevi), Atillâ Dorsay’dan kadının yerinin ve konumunun hâlâ en hararetli biçimde tartışıldığı günümüzde kültür ve sanat dünyamızdan seçkin 30 kadının özenle çizilmiş ayrıntılı portreleri... Bir ortak özellikleri de Dorsay’ın uzun kariyeri boyunca bizzat tanıdığı, dostluklar kurduğu, anılar ve anekdotlar paylaştığı, hakkında yazılar kaleme aldığı kadınlar olmaları. Onun deyişiyle “Lady”ler ve “Diva”lar…

17 Haziran 2021 Perşembe, 00:04
Abone Ol google-news

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE KADINLARIMIZ!

- Bu kitabınızın özellikle İstanbul Sözleşmesi’nin hâlâ tartışıldığı toplumumuzda önemli bir işlevi olacağını düşündüğünüzü ifade ediyorsunuz Sunuş yazınızda. Otuz başarılı kadın portresini sunduğunuz kitabınızın bu bağlamda temel amacını anlatır mısınız?

Temel amacım artık hayli yaş aldığım şu günlerde, uzun ömrümün zengin deneyimlerini olabildiği kadar kitaplara aktarmak. Ve böylece genç kuşaklara ve geleceğin okurlarına bir tür miras bırakmak…

Ama bunu birkaç kitaba yayarken, güncel olaylar da elbette bizi etkiliyor. Toplumumuzun ezeli sorunlarından “kadının durumu” artık ‘üçüncü sayfa’ haberlerini aşıp birinci sayfalara yerleşirken ve üstüne üstlük adını bizim verdiğimiz uluslararası tek büyük anlaşma İstanbul Kadın Sözleşmesi iken, bunun ani bir emirle iptal edilmesi de, anılarımın bu kitap için tümüyle kadınlara ayrılmasını etkilemiş olabilir.

Kadınlar her erkek için hayatımızı domine eden, biçimlendiren ve bizlere gerçek mutluluğu sunan üstün ve saygın varlıklardır. Onlarsız bir yaşam düşünülemez.

- Muhteşem Kadın Dostlarım’ın ikinci kitabının geleceğini de belirtiyorsunuz. Bu ilk kertede anılarınız çevresinde okurlarla buluşturduğunuz bu otuz kadını nasıl belirlediniz?

Kolay olmadı. Bu Lady’leri seçerken, bir yandan kültür dünyamızın en önemli alanlarına el atmaya, öte yandan hepsinin bu alanların öncülerinden olmasını sağlamaya çabaladım.

Ama belki en önemli faktör, benim onları iyi tanıma durumum oldu. Birlikte olup sanat gecelerine, festivallere, buluşmalara, yolculuklara katıldığımız, birlikte anılar imal ettiğimiz, anekdotlar yarattığımız, ağladığımız veya güldüğümüz, zaman zaman üzerlerine yazılar veya notlar yazdığım Lady’ler seçtim.

Ama tabii yazamadıklarım da oldu. 30 sayısını hedeflemiştim, onu aşmak istemedim. İkinci bir cilt olabilir elbette…Ama araya yine kaçınılmaz olarak erkeklerin girdiği bir-iki kitaptan sonra...

ALANLARINDA ÖNCÜ OLDULAR

- Sizde en iz bırakan sanat dalının yazarlığınızla özdeşleşen sinema olduğu düşünülür haklı olarak fakat tiyatro da ondan geride değil. Hatta kitabınızda sinemaya daha fazla yer ayırmakla birlikte tiyatroyu başa alıyorsunuz.

Bilenler bilir: benim ilgi alanlarım geniş, hobi’lerim çok olmuştur. Müzik bunlardan biridir; tiyatro bir başkası…Aslında tiyatronun başa geçmesinin birden çok nedeni var. Bir kere, bir görüşe göre tiyatro sanatların en eskisidir: antik çağdan beri var olan…En eski mağaralardaki çizimleri resim sanatının öncüsü saymazsak!...

Ayrıca o bölümün başında yer alan sevgili Yıldız Kenter ve Gülriz Sururi, üzerlerine en uzun yazdığım sanatçılardan oldular: öylesine dolu dolu yaşadılar, o kadar çok ürettiler ki…

Ardından elbette yazarlar (gazetecileri de alarak) ve müzikçiler geldi: her bölüm benim özenle seçtiğim başlıklar altında toplanarak…En sonda ise birkaç farklı alan: müzecilik, festival yöneticiliği, mankenlik ve medya sorumluluğu gibi…

ANITSAL KARİYERLER

- Yakın tarihte basın, medya, sanat alanlarında pek çok ilke tanıklık ettiniz. Yer verdiğiniz portreler ve anılarınız çerçevesinde bu sizde de iz bırakmış ilklere birkaç örnek verir misiniz?

Tiyatroda Yıldız Kenter, Gülriz Sururi, Gencay Gürün gibi isimler olmasaydı bugünkü tiyatromuz var olur muydu? Elbette öncesinde de, sonrasında da parlak isimler geldi. Ama onların ömürlerini adadığı bu alandaki anıtsallığı başkadır.

Sinemada ünlü Dört Yapraklı Yonca’dan ikisi var: Fatma Girik ve Filiz Akın. Onlar olmasaydı Yeşilçam ne eksik kalırdı… Fatma’nın diyelim ki Kadın Hamlet’i, Filiz’in ilk gerçek sarışın starımız olması… Müjde Ar’ın ilk kez cinselliği olan kadın karakterleri yaratması… Hülya Avşar’ın hala süregelen ‘seksiliği’… Lale Belkis’in ilk kez kötü kadını sevdirmesi...

Fatoş Güney’in ideal ‘Yılmaz Güney eşliği’... Gülsen Tuncer’in çok başka anlamdaki ‘gecelerin kadınlığı’... Serra Yılmaz’ın anlatılamaz muzipliği... Hümeyra’ın oyunculukla baş başa giden şarkıcılığı...

Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Selda’nın dünya çapındaki müzikal değerleri, alabildiğine zengin şarkıcılıkları... Nazan Ölçer’in yine dünya çapında takdir görmüş müzeciliği...

Bunlar ve anamadığım diğerleri, kuşku yok ki bu 30 Grande Dame’ı çok özel bir yere getiriyor. Yalnız Türkiye değil, dünya ölçüsünde...

Gencay Gürün'e sıcak bir ev ziyareti

DUYARLI VE DİRENİŞÇİ KADINLAR

- Sanatçıların zorlu yaşamlarına yakın plan yaptığınız Muhteşem Kadın Dostlarım, Yıldız Kenter’den başlayarak hepsinin mücadelelerine bir tanıklık niteliğinde. Sizi en hayran bırakan, şaşırtanları anarsanız neler söylersiniz?

Belki Gülriz Sururi’nin ömrünün aşkı olan Engin Cezzar’a olan inanılmaz vefası, efsanevi bağlılığı ve kendini adayışı...Dilek Türker’in tiyatro yapmanın belki en zor türü olan ‘tek kişilik oyun’lardaki sebatı ve başarısı...

Benzer biçimde Fatma Girik’in Memduh Ün’le yaşadığı masalımsı aşk.. Yine benzer biçimde o inanılmaz Fatoş Güney-Yılmaz Güney hikayesi... Zeynep Oral’ın ömrünü adadığı bir gazeteden kovulmasıyla yaşadığı büyük şoka direnmesi...

Adalet Ağaoğlu’nun büyük yazarlığı ve trajik sonu... Sevin Okyay’ın ilk kadın eleştirmenimiz olarak sivrilmesi... Ayten Alpman’ın bir şarkısının Kıbrıs olayıyla ayrılmaz biçimde bütünleşmesi...

Ajda Pekkan’ın ebedi gençliği bulması... Sezen Aksu’nun inanılmaz bir hazine olan üretimi... Selda’nın bu kadar ‘yerli ve milli’ kalarak evrenselleşebilmesi...

- Alanlarında öncü kadınların yaşamları ve anılarınız memleketin yakın tarihinde kuşaklar arası etkileşimi ve ayrımı da ortaya koyuyor. Siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik gerilimlerin, dönüşümlerin muhteşem kadınların yol hikâyesine yansılarına yorumunuz?

Bu kadınların hepsi zaman içinde kendilerini yenileyebildiler; yeni kuşaklara seslenebildiler. Başarılarını bir ölçüde de buna borçlular. Aynı biçimde, sosyal ve siyasal olayları ve gelişmeleri izlediler, gereğinde kampanyalara, protestolara, eylemlere katılmayı bildiler. Ve o benzersiz sanatçı duyarlılıklarıyla hep ‘doğru ve haklı taraf’a katılmayı başardılar. Bu da az şey değil...

- Aynı soruyu sizin özelinizde yinelersem neler söylersiniz?

Valla kendim ve yapıp yapamadıklarım üzerine konuşmayı pek sevmem. Ama hastalık derecesindeki sinema tutkuma ve hemen tüm sanatlara olan ilgimin yanı sıra, siyaseti hep izledim ve hep politize bir yanım oldu. Her aydının, her düşünen insanın olması gerektiği gibi...

1966’da Cumhuriyet’te başlayan gazeteciliğim sırasında hep öyle oldum ve sonuna dek (yani 55 yıl boyunca) hep öyle kaldım. Çalıştığım tüm gazetelerde; şimdi de yazdığım T24 sitesinde...

Tüm sanatla uğraşanların, tüm aydınların böyle yapması gerekiyor. Hele bugün içinde bulunduğumuz akılları durgunluk veren korkunç durumda: ne hukuk kaldı, ne adalet: ne akıl ne izan; ne mantık ne vicdan...Ve ülkemiz bir felakete doğru gidiyor. Hep birlikte, dehşetle izliyoruz.

- Kitabınızda zaman zaman eleştiri konusunu da açımlıyorsunuz. Ülkemizde eleştiri konusunun doğru algılanamamasının özellikle basındaki bedellerini di okuyoruz. Burada da değinirseniz neler söylersiniz?

Eleştirmen olmak olay değil. Adı üstünde: eleştireceksiniz...Kim sever eleştiri konusu ve hedefi olmayı?...Ama bunu her alanda yapmak gerekiyor. Yoksa kendi görüşlerinizi, değerlerinizi, ölçütlerinizi, zevkinizi ve seçiminizi nasıl ortaya koyacaksınız?

Koşut biçimde kitleler de özelikle sanat konularında eleştiri istiyor, bekliyor. Güvendiği siyasetçiden olduğu gibi, güvendiği eleştirmenden de... Bunda bizim için kişisel bir tatmin de var elbette... Ama daha çok bir misyonu yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Hayli öfkeyi ve nefreti üzerimize çekme pahasına da olsa....

YENİ KİTAPLAR YOLDA

- Sonraki kitap tasarılarınız?

Çok projem var. Biri hazır: yıllardır (özellikle 90’lardan beri) insanoğlunun en büyük günahlarından saydığım ırkçılık üzerine yazılarımı derleyen “Irkçılığı Gördüm, Tanıyorum”. Okurken bugün de çok geçerli bulduğum yazılar...

Sonra anılar kitabım “Bir Ömürden Seçilmiş Tablolar”ın bir tür devamı olan ve önemli polemiklerimi toplayan bir kitap. Üstelik büyük isimlerle: Aziz Nesin, Attila İlhan, Halit Refiğ, Metin Erksan, Fikret Hakan, basından kimi ünlü isimler...

Sonrası da gelecek. 57. kitaptayım; bir on kadar daha gelebilir. İçimde birikmiş her şeyi dışarı atıncaya dek...