Herkesi doyuran adam öldü

Jim Haynes, kırk yıl boyunca binlerce insanı akam yemeğinde ağırladı...

04 Şubat 2021 Perşembe, 21:32
Herkesi doyuran adam öldü
Abone Ol google-news

Ölmüş meğerse. Eve kapanmışken daha çabuk haberdar oluyorum dünya ahvalinden diye boşuna inandırmışım kendimi. Geç duydum ölüm haberini. İlginç bir adamdı. Tuhaf anlamında söylemiyorum. Cesaret isteyen onca projeyi hayata geçirmiş, inançlarını sonuna adar savunmuş olması yüzünden de ona ilginç dediğim yok. Bunu çağına saygılısorumlu her insan yapar çünkü ya da yapmalı. Bu adam “açık eve” dönüştürdüğü evinde tam kırk yıl boyunca binlerce insanı “akşam yemeğinde” ağırlamış, bunu belki de benzerleri arasındaki en uzun sosyal sorumluluk projesine dönüştürmüştü. Nasıl ilginç bulunmaz?

BÖYLE BİR ISRAR GÖRÜLMEMİŞTİR

Amaç yoksulları doyurmak desem, pek öyle değildi. Paranız olmasa da giderdiniz akşam yemeğine ama katılımcıların çoğu gittiklerinde küçük miktarda bağış yaparlardı çünkü. O paralar da başka projelere harcanırdı. Neydi o zaman böyle yapması diye düşündüğümde, “herhalde” dedim “yaşadığı toplumda pek de sık rastlanmayan ‘ikram kültürünü’ yaygınlaştırmaktı amacı”. Çok sevdim bu tespitimi. Herhalde öyle olmalıdır çünkü tam kırk yıl boyunca insan ağırlamak sadece hobi olamaz. O “kültür” yerleşti mi yerleşmedi mi bilemem ama her şeyin kolayca eskitildiği günümüzde bir tutumda ısrarlı olmak neymiş bu adamda görürdünüz. Jim Haynes’dan söz ediyorum.

“Serbest cinsellik” için verdiği mücadeleden bilir çoğu kişi onu. Ama sadece bu yanıyla bilmek, tanımak büyük eksikliktir kuşkusuz. ABD doğumluydu. 1950’lerin sonunda yaşadığı İskoçya’nın Edinburgh kentinde ilk karton kapaklı kitapların satıldığı bir kitapçı açmıştı. Ama ne kitapçı? Sohbete, kahve, çay içmeye geçenlerle dolup taşan bir mabetti burası adeta.  1962'de Haynes Traverse tiyatrosunun kurulmasında da etkili oldu. Henry Miller, Norman Mailer, Mary McCarthy, William Burroughs başta olmak üzere edebiyat dünyasının ne kadar devi varsa onların da katılımıyla ilk Edinburgh uluslararası kitap festivalini de düzenleyen Haynes’tir.

1969'da Hollanda’da Amsterdam'da Suck dergisinin kurulmasına da yardım etmiştir. Cinsel özgürlüğün savunucusu kabul edilmesine yol açan girişimi budur. Ailesi ABD’den Venezüela’ya taşındığında 13 yaşındaydı. Liseden sonra kalktı ABD ordusuna yazıldı ama ilk büyük pişmanlığıdır bu kendi ifadesiyle. Babasının kendisine verdiği bir öğüt vardır ki, bayıldım: “Biri için güzel bir şey yaptığında hemen unut. Biri senin için güzel bir şey yaptığında bunu asla unutma”. Böyle yetiştirildiği içindir ki en büyük erdemi hoşgörülü olmasıydı.

Yaşadığı mali zorluklar nedeniyle 60’lı yılların ortasında Londra’ya taşındı.  Orada da bir mekan yarattı, herkesin gelip kendini gösterdiği, hangi dalda iyiyse onu sergilediği bir mekan. David Bowie, John Lennon, Yoko Ono da gelenler arasındaydı, düşünün. Gelirken ama, kendi iskemlenizi getirmek zorundaydınız, koltuk vs yoktu mekanda çünkü. 1969'da Paris VIII Üniversitesi'nde bir yıllık misafir öğretim görevlisi olarak çalıştı. Paris’te komşularından biri Samuel Beckett’di.

PAZAR AKŞAMLARI SOFRASI                           

Jim Haynes, yüz binlerce yabancıyı (abartılı bulmayın doğrudur bu)  Paris’teki evinde her Pazar akşam yemeğinde ağırlamıştır. Yerliler, göçmenler, gezginlerden oluşan her ulustan insanlardı bunlar. Bugüne kadar ağırlananların sayısının 150 bini bulduğu söyleniyor. Ocağın üzerinde son derece doyurucu bir yemek olurdu. Yabancılarla bağlantı kurmanın yolunu açan kişidir.

Küresel barış/özgürlük yanlısı biri olarak ulusal pasaportları ciddiye almayışını anlayabilirim. İsteyen herkese, gerçek bir pasaporttan ayırt edilmesi imkansız olan “dünya pasaportları” üretmesi de hoştur. Küresel barıştan/özgürlükten yana birine yakışır elbette. O pasaportlar o kadar inandırıcıydı ki, kimileri sınırları onlarla geçmiştir derler.

Pandemi, yakınlarının yalnızlığı sevmediğini söyledikleri bu iyi adamı da vurdu.  Covid – 19 kısıtlamaları yüzünden ziyaretçi sayısı azaldı haliyle. 6 Ocak’ta ölmüş meğerse Haynes. Oğlu Jesper “bütün hedefi tüm dünyayı birbiriyle tanıştırmaktı” Neredeyse başardı” diyor.

Yanlış hatırlamıyorsam Fatih Sultan Mehmet yemeklerini yalnız yermiş.  “Zatımdan başkasıyla sofraya oturmam” dediğini yazarlar. Fatih’le, benzerlerini böyle kaydeden tarih Haynes gibilerini de yazar, “sofraya tek oturmayan biri” olarak. İster Fatih gibi ister Haynes gibi davranın, Montaigne’in dediği ne kadar doğrudur: “Kral da, dilenci de aynı iştahla acıkırlar”.

Bu “eşitliği” her anlamda eşitliğe çevirme kavgasında olanlara saygı, sevgi elbette.

Haynes’a da.