Hrant Dink Hafıza Mekanı

Hafıza mekânları için, “acılı geçmişe sahip” toplulukların, geçmişleriyle tüm insanlığı yüzleştirme çabalarının son kültürel ürünü deniyor. Gerçeği aramanın, ortaya çıkardıktan sonra da unutturmama gayretinin mekânları olduğu da eklenmeli tabii.

21 Ocak 2020 Salı, 13:19
Abone Ol google-news

İnsanda mutluluğu değil acıyı hatırlama eğilimi vardır diyenler demek ki haklı. En çok yaralayan neyse onun hatırlanmasından daha doğal ne olabilir? Mutluluktan değil, acıdan, trajediden ders çıkarırız genellikle. Empati yapmamıza yarayacak örnekler de acı kaynaklıdır. Bu yüzden, herhalde Hafıza Mekânı gibi kurumlara ihtiyaç duyuluyor.

Fotoğraflar: Vedat Arık

Dünyanın birçok kentinde var hafıza mekânları. Almanya’nın Berlin, Weimar, Dresden, Polonya’nın Varşova, Macaristan’ın Budapeşte, İtalya’nın Modena, Carpi, Arnavutluk’un Tiran, ABD’nin New York, Washington D.C., Los Angeles, Arjantin’in Buenos Aires, Şili’nin Santiago, Güney Afrika’nın Cape Town, Johannesburg, Ermenistan’ın Yerevan kentlerinde de var. Peru’da, Meksika’da Guetemala’da da. Dünyanın farklı bölgelerinde “hatırlanması” gereken ne çok trajedi var. Boşuna “acılı geçmişe sahip topluluklar” denmemiş.

Her kimin aklına gelmişse sağ olsun. Doğrudan sorumlusu olmasak da en azından ahlaken sorumluluk üstlenmemizi gerektiren büyük insanlık dramlarını unutmaya eğilimli olan insanoğlu/kızı için çok çok iyi düşünülmüş gerçekten de. Yaşatılan/yaşanan trajedi neyse bir kez daha yaşanmaması adına “anımsamamız” gerektiğine vurgu yapıyor hafıza mekânları. Hatırlamayı da ortak bir tutuma dönüştürüyor. 

ARTIK BİZDE DE VAR

Bizim de var bir tane. Yıllarca Agos gazetesinin merkezi olan Şişli’de Sebat Apartmanı’ndaki daire, büyük kaybımız Hrant Dink’in adını taşıyan bir Hafıza Mekânı olarak faaliyet gösteriyor. 17 Haziran 2019’da açılmış. Yani 6 aydan fazla olmuş açılalı. Bizde de var diye mutlu olmak mı üzülmek mi lazım doğrusu bilemedim. Böyle bir mekâna gerek duyulmasına yol açan trajedilerin yaşamış/yaşatılmış olmasından elbette üzülüyor, ama yaşanılan/yaşatılan her neyse unutulmaya bırakılmamasından ötürü de tabii ki mutlu oluyorum, buruk da olsa.

Özellikle büyütülmüş bir nefretin hedefi haline getirilip katledilen Hrant Dink’in izleri sinmiş mekâna. Notları, konuşmalarının yer aldığı kayıtlar, makaleleri, hakkında yazılanlar, onu hedef gösteren gazete haberleri, köşe yazıları, yaşamının çeşitli dönemlerine ait fotoğraflar bir hüzün galerisine girdiğinizi hissettiriyor size. Ortak yaşama kültürümüzün bu büyük simgesi kültürel zenginliğimizin bir ifadesi olarak adına kurulu Hafıza Mekânı’nda yaşatılıyor.

KENDİ SESİNDEN HRANT

Duvarlarda ziyaretçilerin duygularını ifade ettikleri mesaj panosu, Agos gazetesinin herkesin kullanımına sunulmuş büyük arşivi, dünyanın hemen her yerinden Hrant’a ilişkin yollanan mesajlar, gelen önemli ziyaretçilerin fotoğrafları karşılıyor sizi. “Kendisini en iyi o anlatır” diye düşünüldüğünden onunla yapılmış söyleşiler, çıktığı televizyon programları, katıldığı paneller kendi görüntüsüyle, sesiyle aktarılıyor Hrant’ın. 

Dünyadaki örneklerine benzetilmiş Hrant Dink Hafıza Mekânı için birçok ülkede inceleme yapmış girişimciler. Müzeden farklı elbette, çünkü müze toplama, belgeleme, koruma işlevli kurumlar. Hafıza mekânı benzeri işlevi görse de bir farkı var; izleyicisini objelere katıyor, motive ediyor. Burada yer alan her obje, bilinçaltımıza sesleniyor sanki. Hani o korkularımızı, anımsamak istemediklerimizi, unutmaya çalıştıklarımızı attığımız bilinçaltımıza. Böyle yapmakla, ahlaki bir sorumluluk da yüklüyor bize. Bu acı objelerin sahiplerine yapılanlara engel olamayışımızı da anımsatarak sonrası için uyanık olmamız gerektiğini vurguluyor.  

Tabii burada sadece bir “sergileme” yapılıyor değil. Çeşitli konularda atölye çalışmaları, paneller de düzenleniyor. Bu yanıyla bir kültür merkezi işlevine de sahip Hrant Dink Hafıza Mekânı. 

O ODADAN ÇIKIP GİTTİ

En çok duygulandığım yer, Hrant Dink’in çalışma masasının olduğu odaydı. 19 Ocak 2007’de işine ara verip bu odadan çıktığı sokakta Sebat Apartmanı’nın kapısı önünde, hem de arkasından kalleşçe vurarak aramızdan aldılar onu. Son dakikalarını düşündüm ister istemez. Ben de sıkıldım mı öyle yaparım çünkü yazı yazarken bir koşu dışarı çıkıp gelmelerim vardır. Hrant’ımız da öyle mi yaptı acaba diye düşündüm. Çok üzülüyor insan. Sadece masasına değil, yarım bıraktığı yazısına değil, başta Rakel Hanım olmak üzere sevdiklerine yeniden dönemedi, bu odadan çıktıktan sonra. Kıyanlara, azmettirenlere, varsa kaybına sevinenlere lanet olsun.

Yüzleşmek iyidir. Türkiye’nin en güzel yetimini koruyamamanın mahcubiyetini zaman zaman da olsa duymamızda yarar var. Mutlaka gidin Hrant Dink Hafıza Mekânı’na. Ben onu katledenlerden değilim demek için de iyi bir tutum olur.