İçeriye Mektuplar... Sevgili Cumhuriyetçi dostlar

Sanatçı Genco Erkal, gazetemize yönelik yürütülen operasyona ilişkin yazdı.

11 Mart 2017 Cumartesi, 20:16
Abone Ol google-news

Bugün pazar. Sizi güneşe çıkardılar mı bilmiyorum. Dışarda baştan çıkarıcı bir bahar güneşi var. Ben evde ciddi bir soğuk algınlığıyla boğuşuyorum. Aklım sizde. Dün gece Kenter Tiyatrosu sahnesinden burnumu çeke çeke gene seslendim size. “İlerleyen aydınlığın içindeyim Ellerim iştahlı, dünya güzel... Mesele esir düşmekte değil teslim olmamakta bütün mesele.” Bu dizeler her derde deva. Yıllardır seslendiriyorum. İçerde hep birileri var. Bu memleketin, aydınlarıyla, gazeteci, şair, yazar, düşünürleriyle derdi hiç bitmeyecek mi? “Bizi esir ettiler, bizi hapse attılar, beni duvarların içinde seni duvarların dışında.

Ufak iş bizimkisi. Asıl en kötüsü: bilerek, bilmeyerek hapishaneyi insanın kendi içinde taşıması.” “Yaşamaya Dair - Bursa Cezaevi’nden Mektuplar” adlı oyunumuzu Ali Paşa Hanı’nın avlusunda oynamaya başladığımızda Balyozcular, Oda TV içerdeydi. Onlar için söylüyorduk: “Yani içerde on yıl, on beş yıl, daha da fazlası hatta, geçirilmez değil, geçirilir, kararmasın yeter ki, sol memenin altındaki cevahir.” Neyse o kadara kalmadan çıktı onlar. Darısı başınıza. Derken sıra geldi Can Dündar’a, Erdem Gül’e. Bizim gündem değişti. Ellerimizde pankartlar, sahneden onlara özgürlük istedik. Ardından hesabı şaşırdık.

Darbe bahane, OHAL şahane. Hâkimiyet KHK’lerindir durumu hasıl oldu. Dilediğini tıkarsın içeriye, iddianame bile yazmaya gerek yok. Aylarca bekletirsin, verirsin cezalarını peşin peşin, seslerini kesip otursunlar zindanda. “Ben yanmasam sen yanmasan biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” diyoruz tamam da her şeyin bir sınırı var.

Sevgili Cumhuriyetçiler, sadece size mi, biz artık kime üzüleceğimizi şaşırdık. İçerdeki gazeteci sayısı 150’yi geçmiş. İşinden atılan akademisyenlerin, müzisyenlerin, tiyatrocuların durumu ayrı, dışarısı açık cezaevi, yurtdışına da çıkamıyorsun. Açlığa mahkûm ediyorlar adamı. Vatan hainiymiş bunlar. Öyle diyorlar. “Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan... maaşlarınızsa, ödeneklerinizse... vatan kurtulmamaksa kokmuş karanlığınızdan, ben vatan hainiyim” demiş. İşte o kadar. Enseyi karartmayalım a dostlar. Umutsuzluk yakışmaz bize. Önümüzde büyük sınav var. 16 Nisan bir dönüm noktası olsun.

Ben bu milletin sağduyusuna inanmak istiyorum. Göz göre göre bunca yetkiyi tek adama vermezler diyorum. Nâzım’ın dizeleri çınlasın kulaklarınızda. “Güzel günler göreceğiz çocuklar. Güneşli günler göreceğiz…” Mektubumu Bertolt Brecht’in sözleriyle bitirirken yakın gelecekte, hayır’lısıyla kavuşmayı diliyorum. “Irmakların suyu taşları sürükler bir gün silinip yok olur zorbalar gece uzun da olsa güneş mutlak doğar.”