İki dev oyuncuyla, Irishman'in anlattığı

Sinema eleştirmenleri elbette daha iyi bilirler bu işleri. Dolayısıyla benim gibi de düşünmezler bakarsanız, ama ben son yıllarda bu kadar güzel bir film izlemedim. Bir Hollywood filmi tutkunu olarak tüm beklentilerimi karşıladı Irishman.

03 Aralık 2019 Salı, 17:40

Robert de Niro’nun ya da Al Pacino’nun nasıl dev oyuncular olduklarının yeni bir kanıtı olan filmde gerçekten dev olan biri daha var ki o da Joe Pesci. Zaten iyi bir yeri olan sinema tarihinde, kendisini ölümsüz kılacak Irishman’deki rolü için yapılan teklifi tam elli kez neden geri çevirdiğini anlamakta zorluk çekiyorum. Tam üç saat boyunca göz kırpmadan film izlenir mi diyenlere yanıtım, evet izlenir, olacak tabii ki. Netflix’te ne yapıp edip izleyin Irishman’i.

HOLLYWOOD TARİHÇİLİĞİ.. AMA..

Hollywood filmlerinin Amerikan tarihinin çeşitli olaylarını ele alış biçimi malum. İdeolojik bir bombardımana tutulmadığımızı kimse iddia edemez ama sunulan “tarihte” Hollywood’un bile saklayamadığı kimi gerçekleri görmek mümkün. Bu filmde de öyle. ABD’de sendikacılığın aslında ne olduğunu da anlayabilmemize yarıyor anlatılanlar. Elbette ABD işçi sınıfının hakları için soylu bir mücadele veren sınıf sendikacılığı da var ülkede ama yaşamı üzerine odaklanan Jimmy Hoffa’nın temsil ettiği sendikacılığın daha etkili olduğu da bir gerçek. Bu tür sendikacılığın güçler savaşında güçlü olanın yanında yer aldığını, işçiler aleyhine işverenin bir parçası haline geldiğini görebileceksiniz.

Arka planda 60’lı yılların siyasi gelişmelerini, John F. Kennedy’nin başkan seçilmek için girdiği iddia edilen ittifakları, nihayet öldürülüşünü, Watergate skandalını az da olsa görebiliyorsunuz. Robert de Niro’nun canlandırdığı tetikçi Frank Sheeran’ın, ki bir sendika çalışanıdır, kendisini “sendika-mafya dünyasına” kazandıran Russell Bufalino’ya (Joe Pesci) olan minnettarlığı, var olabilmek için ona koşulsuz bağlılığa dönüşmüş. Konusu bu filme uyarlanan “I Heard You Paint Houses: Frank- ‘The Irishman’ Sheeran and the Closing Case of Jimmy Hoffa” adlı romanda da gerçekten öyle midir bilemem ama tetikçi Sheeran son derece yumuşak, ilişkilerinde gayet nazik, anlayışlı, çocuklarına düşkün, kimi zaman anlaşmazlıklarda arabulucu olan, her tavrıyla “işçi” biri. Aslında romanı yazanın eski bir savcı olduğunu, Sheeran’la da günlerce konuştuğunu anımsarsak çizilen tip doğru demek ki.

SENDİKALAR ARASI ÇEKİŞME

Çoğu Hollywood filminde rastladığımız, çocuklarıyla ya da eşiyle sorunlu aile babası tipi yok Sheeran’da. Babasının yapıp ettiklerinin farkına varmış kızlarından Peggy’le arasındaki soğukluğun hiç de gözümüze sokulmadan, hatta zaman zaman tarafların her ikisine de hak verir biçimde verilmesi, Hollywood filmlerinin arasına sokuşturulmuş arabeskliğe bu sefer rastlamadığım için hayli keyiflendirdi beni.

ABD sendikacılığının özellikle ABD’nin dış politikasında pek de itiraz eder bir çizgide olmadığını biliyoruz. Aralık 1957, önemli bir tarihtir, ABD İşçi Sendikaları Konfederasyonu ülkenin uluslararası alanda silahlanmasını desteklediğini açıklamıştı örneğin. Konfederasyonun amaçlarından biri de “ülkeyi Sovyetler Birliği ile girdiği yarışta işçiler olarak desteklemek”ti. Sınıf sendikacılığından çok sadece “ekonomik haklara” indirilmiş, “iyileştirici politikalar” peşindeki (bu da tartışılır aslında) bu tür sendikacılığın gerçekten kamuya mal olmuş en ilginç olaylarından birini, bir zamanlar ülkesinde “Beatles’tan bile ünlü” olarak değerlendirilen sendika lideri Jimmy Hoffa’nın (Al Pacino) kayboluşunu konu ediniyor film.

Hoffa’nın aslında sendikacılık faaliyeti içinde kendisini hep “lider” yapacak girişimlerde, karmakarışık ilişkilerde bulunduğunu, “kendi iktidarı” için Başkan Kennedy’ye bile karşı çıktığını izliyoruz filmde. Sendikalar arası çekişmede öldürüldüğünü, bedeninin asla bulunmadığını, ama yakıldığını öğreniyoruz film sayesinde.

“Sinemanın devleri” değerlendirmesini gerçekten hak ediyor Robert de Niro, Al Pacino, Joe Pesci. Düzen sendikacılığının, düzen siyasetiyle her buluşmasından emekçiler zararına neler çıktığını elbette bu filmde görüyor değiliz ama anlatılan sendikacılığın gerçekten nasıl düzenin dişlilerinden biri olduğunu gayet iyi anlıyoruz, filmin amacı bu olmasa da.

Keyifli bir üç saat geçirdim. Filme konu olan sendikacılığın aslında ülkemiz dahil hemen hemen her ülkeye yayıldığını, her ülkede sendika ağalarının olduğunu, sınıftan uzak bir sendikacılığın ancak entrika üreten, işverenle uzlaşmacı bir sendikacılık olduğunu elbette bilenlerdenim. Bu film bunu bir kez daha gösterdiği için gayet memnun kaldım.

Ama gerçek bir başyapıt Irishman. İzleyin.