İlk Mafya itirafçısı

Sungu Çapan

20 Aralık 2019 Cuma, 08:15
Abone Ol google-news

“İki dünyanın patronu” diye anılan ve Mafya’nın ilk itirafçısı olarak tarihe geçen, Palermolu Mafya baronu Tommaso Buscetta’nın, hayatının son 20 yılını anlatan “Il Traditore-Hain”, suç filminden dramaya yönelen ve 2.5 saatlik uzun süresine karşın başından sonuna dek azalmayan bir ilgiyle seyredilen, okullu yönetmen Marco Bellochio’nun elinden çıkmış, çok gerçekçi ve sarsıcı bir biyografik film. 1939 doğumlu, Centro mezunu Bellochio’yu vaktiyle Sinematek’te gördüğüm, aile ve ensest üstüne o unutulmaz ilk filmi “Cepteki Yumruk”la

(1965) tanıyıp çarpılmıştım. Zaman içinde kuşaktaşı Bernardo Bertolucci kadar dünya çapında ünlenmese de benim hep gözde sinemacılarımdan biri olagelen Bellochio, daha sonra İtalyan siyasetini hicveden “Çin Yakındır” (1967), Cizvit eğitimini ele alan biyografik eleştirel “Kutsal Peder Adına” (1971), “Boşluğa Atlayış” (1979), “Cepteki Yumruk”un devamı “Gözler, Ağız” (1982), ünlü Raymond Radiguet romanının müstehcen bir uyarlaması olan “Tendeki Şeytan” (1986), Kızıl Tugaylarca kaçırılıp öldürülen Başbakan Aldo Moro suikastına dair “Günaydın Gece” (2003), Mussolini’nin, diktatöre karşı gelince akıl hastanesine kapatılan ilk eşi İda’nın melodramını anlatan “Yenmek” (2009), ötenazi konusunu işleyen “Uyuyan Güzel” (2012), vb. gibi geleneksel toplumsal kurumları yeren, burjuva duyarlıklarına saldıran, kışkırtıcı, sert filmlerle demir leblebi gibi siyasal dramlar çekerek sürdürdü kariyerini, sağlam duruşunu bozmaksızın. Artık 80’li yaşlarına girse de hâlâ İtalya’nın geçirdiği dönüşümlere kamera tutmaktan geri durmayan Bellochio, şimdi de zaten öteden beri sinemanın hep ilgi alanındaki o destansı Mafya hikâyelerini anlatanlar kervanına katılıyor bu 2.5 saatlik, epik “Hain”le. Baştan söylemeli, yer yer belgesel tadında seyreden son derece gerçekçi bir Mafya betimlemesi yapan “Hain”, 2 genç oğlunu, İtalya’da bırakıp 1980’de Mafya patronlarının ateşkes kararı aldığı Sicilya’dan ayrılan Buscetta’nın (Pierfrancesco Favino), örgütsel iç hesaplaşmalardan kaçarak yeni bir gelecek kurmak üzere üçüncü karısı, Brezilyalı Maria Cristina’yla (Maria Fernanda Candido) birlikte geldiği Rio de Janeiro’da onu ülkelerinde istemeyen Brezilya yetkililerince tutuklanmasıyla başlıyor. Suçluların iadesi antlaşması gereği 1984’te İtalya’ya geri gönderilen “Cosa Nostra” üyesi Buscetta, etmiş olduğu sessizlik yeminini bozup Mafya tarihini değiştirecek bir karar alarak örgütün ilk itirafçısı olmayı kabulleniyor. Muhbir olmayı önce şerefine yediremeyip reddeden ama karısının bastırmasıyla konuşmayı yeğleyen Buscetta, yüz yüze görüştüğü, 1992’de öldürülecek olan yargıç Giovanni Falcone’ye (Fausto Russo Alesi) Mafyanın çökertilmesini ve yüzlerce elemanın hapsedilmesini sağlayacak itiraflarda bulunuyor. Sıradan suçlardan tüm dünyayı kapsayacak geniş bir uyuşturucu trafiğine yönelerek (eski değerlerini de yok sayarak) gittikçe çürüyüp yozlaşan örgüt yapısını ve patronlarını ifşa ediyor hain-gammaz damgasını yemeyi de göze alarak. Mario Puzo’nun Don Carleone’sinden mülhem Don Masino lakabını kullanan ve 2000’de 72 yaşında New York’taki yatağında huzur içinde ölen Buscetta’nın, sayısız cinayet işletmiş, suç makinesi Toto Riina (Nicola Kali) gibi kötülük-cürüm timsali, rakip patronlarını müebbet hapis cezalarına çarptırtan itiraflarını içeren film, kanlı işkence ve öldürme sahnelerinden çok kalabalık mahkeme-duruşma sahneleriyle de ilgi topluyor.Kendini kadın düşkünü ve örgütün sıradan bir askeri sayıp rakiplerini sürekli emirler yağdırıp iktidarda kalmayı ve hükmetmeyi ilke edinmiş zorbalar olarak tanımlayan Buscetta rolündeki Pierfrancesco Favino’nun performansı tek sözcükle muhteşem. Eski başbakanlardan Andreotti’ye de mahkeme sahnelerinde yer vererek hikâyenin politik yanlarını da vurgulayan yönetmen Bellochio’nun yarım yüzyılı aşmış filmografisinin kuşkusuz yarına kalacak önemli örneklerinden olup İtalya’nın Oscar adayı da seçilmiş “Hain”, kara mizaha da göz kırpan, özenli, ayrıntılı, usta işi anlatımı, iyi seçilmiş ve oyna mış oyuncuları barındıran kadrosu, kimi popüler şarkıları da içeren müzikleri, akıcı montajı ve başarılı görselliğiyle meraklısınca kesinlikle kaçırılmayacak nitelikte, görülesi bir modern bir epik sonuçta.

‘Ema’, özgürlük ve dans...

“Hain”in yanı sıra bir de Şili yapımı “Ema”yı seyrettim. Özellikle oğlancı 4 emekli rahibin hikâyesini anlatan “Kulüp” ve “No”, ”Neruda”, ”Jackie” gibi filmleriyle aklımızda yer etmiş Şilili yönetmeni Pablo Larrain’in yeni filmi “Ema”, yaşamını özgürlük ve dans etmekle özdeşleştirmiş, Ema adındaki (Mariana Di Girolamo) çekici, pervasız bir genç kadının ilişkilerine ve çevresine odaklanan, sanat, modern aile kavramlarına da değinen, sonuçta çokeşli, alabildiğine serbest, yeni bir aile modeli sunan ancak giderek çok hareketli, bir çeşit cinsellik parodisine dönüşen, yine de konusuyla değilse de ancak renkli, hızlı temposu ve göz alıcı görselliğiyle söz konusu edilebilecek bir film. Sevdiğimiz Gael Garcia Bernal’i koreograf kocayı, Santiago Cabrera’nın da doğacak yeni çocuğun babası Anibal’i oynadığı bu “Ema”, doğrusu bende hayal kırıklığı yarattı yönetmen Pablo Larrain adına.