İnsanlıktan ümidimi kesmedim

İsveçli yönetmen Roy Andersson bugünlerde insanlara temkinle yaklaşıyormuş ama “Düştüm, omzumu ve elimi incittim ondan” diyor gülümseyerek. Zaten hep gülümsüyor. Bastonuna dayanarak hemen yanı başımıza oturuyor, “Karamsar olsam da insanlıktan hâlâ ümitliyim” sözleriyle sohbetimize başlıyor.

08 Mart 2020 Pazar, 02:00
İnsanlıktan ümidimi kesmedim
Abone Ol google-news

Şahane “Yaşayanlar” üçlemesine eklediği “Sonsuzluk Üzerine” (About Endlessness) filmiyle 76. Venedik Film Festivali’den en iyi yönetmen ödülünü aldı. Beş yıl öncesinde ise “Güvercinlere Bakan Adam”la Altın Aslan kazanmışlığı var zaten.

Özgün, absürt mizahıyla yine sıradan insanın gündelik halleri üzerinden büyük çaresizliğimize dair benzersiz anlar tespit eden 76 yaşındaki üstat, filmin beğenilmesinden hoşnut, “Böyle devam edersek beşleme de olur” diyor. Film, cuma günü Türkiye’de vizyona girdi. 

‘HAYAT ZOR’

- Reklam sektöründen kazandığınızı sinemaya yatırdığınızı biliyoruz ve filmleriniz arasındaki uzun sürenin nedenini merak ediyoruz. Sizin gibi bir yönetmen için de hayat zor mu?

Hayat herkese zor ama sinemacıya belki biraz daha zor; çünkü dışarıdan çok kolay görünüyor, aldatıcı bir meslek. Onca şıklık, kırmızı halı, para, şan şöhret yanıltabiliyor. Elbette bir tuğla ustasından daha önemli değiliz ama herkesin bizim işimiz konusunda fikri bol, dolayısıyla kendi yaratıcılığınıza para yatıracak birilerini bulmak da zorlaşıyor. Reklamdan kazandığımı sinemaya yatırınca filmlerin arası uzuyor. Olsun, yeter ki yapmaya devam edelim.

- İnsanlığın en sıradan hallerine dair yaptığınız tespitler bu filminizde olduğu gibi gittikçe karamsarlaşıyor mu? 

Evet, bunu dörtleme olarak düşünürsek diğerlerinden daha karamsar olduğunu söyleyebilirim çünkü dünya öyle bir yere doğru gidiyor. Romantik çıkarımların manası yok çünkü boşuna oyalanmış oluruz. Daha fazla informasyona rağmen daha da tepkisiz, diğerine karşı iyice yabancılaşmış, iletişemeyen insanlar olduk. Derdim bu, halimizi görmek, paylaşmak. Onları olduğu gibi, çıplak ve süslemesiz gösteriyorum. Çünkü sistem zaten her şeyi aşırı değiştirip süsleyip, saptırarak algımızı bozuyor. Samimi olduğumu düşünüyorum. Aslında karamsar degilim, insanlıktan umudumu kesmedim.

‘KARİKATÜR GİBİ’

- Karakterleriniz gerçekten de olanca çıplaklığıyla karşımızda. Sahnelerde de özellikle herhangi bir gölge, saklanacak karanlık olmamasına dikkat ediyorsunuz degil mi?

Evet, seyirciden bir şey saklamalarını istemiyorum. Oldukları gibi, savunmasız ve süssüz. O yüzden ışığı net kullanırım, sahnede o anın dışına çıkaracak fazlalıkları arındırmak gerekir. Tıpkı karikatür gibi. Ana hatları tespit ederek kocaman bir dünya yaratabilmeye ve derdimi anlatmaya çalışıyorum. Filmde farklı karakterler farklı insanlık halleri yaşarken, inancını yitiren din adamı dön dolaş karşımıza çıkıyor. Psikiyatristin bile dinlemediği acınası bir yalnızlık hali.

‘BİLİME İNANIYORUM’

- İnanç veya bilimin bizi yapayalnız bıraktığını mı düşünüyorsunuz?

Dinle alakam yok ama bilime inanıyorum. İnsan ufkunu ve ruhunu açıcı çıkar yol olarak bilimi görüyorum. En önemlisi sevgiye inanmak bence. Biz birbirimizi yalnız bırakıyoruz. Bahanemiz maalesef çok, kendimizden feci uzaklaşmışız. Sonuçta farklı bakmamızı sağlayan şefkat ve mizah.