İsveç arşivlerinde Abdülhamid

Ali Haydar NER GİS /İsveç

18 Kasım 2018 Pazar, 11:15
Abone Ol google-news

“Karikatürlerle Abdülhamid”, İsveç’te yaşayan gazeteci arkadaşım Abdullah Gürgün’ün Kaynak Yayınları’ndan çıkan son çeviri kitabı... Matrak olduğu kadar da düşündürücü ve günümüze göndermelerle dolu bir kitap.. Kitabın yazarı İsveçli Güstaf Noring. Sonradan Ali Nuri adını almış. Avusturya Musevisi Teodor Herzl’ın deyişiyle de bu kişi, “fraklı bir Osmanlı Vikingi”dir...

Malmö’de doğdu

Osmanlı’nın hizmetinde başarılı bir diplomatken, sonradan 2. Abdülhamid’in baş belası haline gelen Ali Nuri, 1861 yılında Malmö’de doğdu. Daha 17 yaşındayken, beş bin kitaplı bir kütüphaneye sahip oldu. “Doğu Sorunu Üzerine Bazı Düşünceler” adlı bir kitap yazdı. Osmanlı düzenine merak sardı. İstanbul’a taşındığında 18 yaşındaydı. Abdülhamid’in eşlerinin birinden dolayı bacanağı olan Tunuslu Mahmut Benayad’ın kızı Hayriye Hanım’la evlendi. Bu akrabalık ilişkisinden yararlanıp Osmanlı bürokrasisinde hızla yükseldi, Abdülhamid’in en yakınlarına kadar sokuldu. Hariciyede önemli görevler aldı. Çeşitli ülkelerde konsolos yardımcılığı görevinde bulunduktan sonra Rotterdam’a başkonsolos olarak atandı. Ancak, “dik başlı, söz dinlemez” biri olması yüzünden Abdülhamid’le arası açıldı. İsveçli olmasına karşın, “Jön Türkler” hareketine katıldı. Avrupa’da çıkardığı “Davul” adlı bir gülmece dergisinde Osmanlı yönetimini ve Abdülhamid’i eleştiren yazı ve karikatürlere yer verdi.

İhbar mektupları

Saray’ın “Jurnalciler”’i boş durur mu? Saray’a ihbar ettiler. Paris Sefiri Münir Bey, Abdülhamid’e uzun bir name yazarak, Ali Nuri’nin “Jön Türkler” içindeki faaliyetlerini ve Abdülhamid karşıtı çalışmalarını anlattı. Sayısız ihbar mektuplarından sonra Ali Nuri’nin Saray’la bağları koptu. Muhalif “Davul” dergisi, Abdülhamid karşıtı yayınlarını sürdürdü. Hakkında İstanbul’da dava açıldı. Yargılamanın asıl nedeni Davul’da yer alan yazı ve karikatürler olmasına karşın, “cinayetle” suçlandı. Çünkü, Abdülhamid yönetiminde gülmece “cinayet” demekti. Ali Nuri, gıyabında yargılanarak önce 101 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Daha sonra bu karar ömürboyu hapis cezasına çevrildi...

Belçikalı ajan

Ali Nuri, “Abdülhamid’in yabancı güçlerin baskılarına boyun eğen bir kişiliğe sahip olduğunu”, Mabeyn Başkâtibi Tahsin Paşa’nın anılarına dayandırarak Davul’da şu iddialarla anlatıyor: “Abdülhamid’e karşı düzenlenen bir bombalı suikastın en önemli sanıklarından biri olan Belçikalı Jorris idama mahkûm edilmişti. Bir gece, Brüksel’den Yıldız Saray’na bir telgraf geldi. Tehdit dolu ifadelerin yer aldığı bu telgrafta Jorris’in serbest bırakılması isteniyordu. Abdülhamid’in, bu telgrafa karşı takındığı tavır dikkat çekiciydi. Bombayı elinde tutarak fitili ateşlediğini itiraf eden Jorris idam edilmedi, hapiste de tutulmadı. Affedilerek Yıldız Sarayı’na götürüldü. Yüzyüze görüştürüldüğü Abdülhamid tarafından maaşa bağlandı, Ermeni komitacılara karşı ajan olarak görevlendirildi. Bu hizmeti yerine getirmesi için beş yüz altın harcırah verildi. Sirkeci’de trene bindirilerek Avrupa’ya gönderildi. Belçikalı Jorris, Avrupa’da Abdülhamid’e yararlı hizmetlerde bulundu.”

Davul’da yayımlanan, Abdülhamid’in ruhsal durumunu anlatan ve karikatürlerle süslenmiş başka bir yazı da şöyle: “Abdülhamid, uykudayken sürekli sayıklıyor. Uyanıkken arkasından koşup gelen ve onu korkutan hayaller görüyor. Örneğin, kendisini ipin ucunda, idam edilmiş halde, halkın da bu olayı alkışladığını hayal ediyor. Yıldız Sarayı’nın bahçesindeki ağaçları darağacı sanıyor. Zehirlenme korkusuyla, saray mutfağında pişen yemekleri, önce kedi ve köpeklerine yediriyor. Yıldız Sarayı’nın her köşesinde bir suikastçının beklediği paranoyasını yaşıyor.” Abdülhamid’in bu ruh hali, dergide şu dizelerle dile getiriliyor: “Acı günlerin zamanı şimdi/ Korkarım halkımın yüzüne bakmaya/ Çünkü dolanır intikamcılar etrafımda/ Ellerinde zehir, tabanca ve bıçak!..” Abdülhamid’in ölümü ise kalp ve böbrek yetmezliğinden oldu. (10 Şubat 1918). [email protected]