İzmir'in Agamemnon Ilıcası

KONUK YAZAR | Bergama eski Belediye Başkanı Sefa Taşkın, Cumhuriyet'in Ege'si için yazdı...

23 Ağustos 2021 Pazartesi, 17:28
İzmir'in Agamemnon Ilıcası
Abone Ol google-news

Anadolu’nun coğrafi olarak da Büyük Asya ile Avrupa arasında bir köprü, geçit olduğu açıktır.

Kültürlerin harman olduğu, farklı birçok kavmin gelip geçtiği, iz bıraktığı ülkedir Anadolu.

Anadolu’nun muhteşem bilgesi Yunus Emre’nin yüzyıllar önce dediği gibidir:

 “Mal sahibi mülk sahibi/Hani bunun ilk sahibi”.

Bugün bu topraklarda biz yaşıyoruz ve geçmişten kalan izler bizim mirasımızdır.

Göbeklitepe, Çatalhöyük, Hattuşa, Bergama ve Akropolü, Efes ve Selsius Kütüphanesi, Mevlana, Pir Sultan Abdal, Konak Saat Kulesi, Hisar Camii, Aya Vukla Kilisesi, Havralar, İzmir Agorası, daha nicesi hepsi bizimdir, Anadolu’nundur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, Fatih Sultan Mehmet’in Troya Savaşı kahramanı Hektor’a sahip çıktığı söylenir. İsmet İnönü antik çağ klasiklerinin Bergama tiyatrolarında oynanmasını istemiştir.

Bu yaklaşımlar, Türkiye Cumhuriyeti kurucularının yüksek tarih bilincini gösterir.

Turgut Özal antik Efes’in Roma, Pergamon’un Helenistik bir kent olduğuna işaret etmişti.

R.T.Erdoğan Bergama’nın antik Selinos Çayı’nı, Hadrianus Tünellerini restore edeceklerini bildiriyor.

Daha da artması dileğiyle bu bilinç öyle ya da böyle sürüyor.

Bu bağlamda bugün büyük çaba ve özveriyle tarihi eserlerimizi korumaya çalışıyoruz. Eski eserlerimizi onarıyoruz. Almanya’ya götürülen Zeus Sunağının evine dönmesini istiyoruz. Kaçırılan tarihi eserlerimizi geri almaya çalışıyoruz.

Balçova/Agamemnon ılıcası İzmir’de, yüzyıllardan beri insanlığa hizmet eden ve aynı zamanda kültürel miras olan bir varlıktır.

Yüzyıllar önce, İ.S.2.yüzyılda yaşamış, Batı Anadolulu Pausanias gibi ünlü antik yazarlar o dönemde, yaklaşık iki bin yıl önce bile İzmir’de, bugün Balçova’daki şifalı sıcak suyun Agamemnon ılıcaları olarak anıldığından söz eder.

Çok eskilerde bu ılıcanın bulunduğu yere Klazomenai derlerdi.

Bu sözcükten bozma Klizman, yakın zamanda kadar, bugün Güzelbahçe olarak adlandırılan deniz kıyısına, yeşillik çevreye verilen addı.

Nedir, kimdir bu Agamemnon?

Agamemnon mitolojik, söylencesel bir Kral’dır. Yani yaşamış mı yaşamamış mı belli değildir. Yani, eylemleri içinde gerçeklik payı da olabilecek çok eski bir masal kahramanıdır.

Büyük dedesi Tantalos Manisalı’ydı. Spil dağında tahtı olduğu rivayet edilir. O zamanın inancına göre tanrılara karşı geldiği için cezalandırılmıştı. Cezasını çektiği, İzmir-Yamanlar Dağı’ndaki Karagöl eskiden onun adıyla, Tantalos Gölü diye anılırdı.

Manisa’nın Spil Dağı’ndaki, içinden sular sızan bir kaya, ağlayan kaya hala onun kızının, Niobe’nin adını taşıyor.

Yine söylenceye göre, Tantolos’un oğlu, Agamemnon’un dedesi Pelops ise Manisa’dan Yunanistan’da Mora yarımadasına göçmüş, orada Olimpiyat oyunlarını başlatmıştı. Mora yarımadasına Peloponnesos diye onun adı verilmiştir.

Yani Agamemnon’un soyu Batı Anadolu kökenliydi. Sonradan Yunanistan’a göçmüşlerdi. Zaten hiçbirinin adı Helence/Yunanca değildi.

Agamemnon’u, 2700 yıl önce Dünya kültürüne tanıtan, o zamanla ilgili bize birçok bilgi vermesiyle beraber yine de bir masal olan şiirsel İliada adlı eseriyle Homeros’tur. Batı edebiyatının başlatıcısı sayılan Homeros da İzmirli’ydi. Eserlerini Meles Çayı kenarında yazdığı söylenir.

Bunların hepsi Anadolu öyküleri, bilgileridir.

Yani, eğer yaşamışlarsa bu kişilerin hepsi Anadolu kökenlidir ve bizimle aynı suyu içip aynı havayı solumuşlardır. Aynı toprağın ekmeğini yemişlerdir.

Onların; çocukları, eşleri, yakınları ile olan, o zamanın sosyal ve ahlaki yapısına göre değerlendirilebilecek ve hemen hepsinden insani dersler alınabilecek ilişkileri Dünya edebiyatında büyük trajik eserlere yansıtılmıştır. 

Oyunları Dünya’nın dört bir yanında devamlı sahnelenen, Euripides (Evripides) , Aiskhylos (Eshilos) gibi büyük antik tiyatro yazarlarının yapıtları buna örnektir.

Ünü günümüzde hala süren Agamemnon, yine masalsı olaylar sonucunda topladığı askeri birliklerle Troya/Çanakkale’ye saldırmak üzere çıktığı seferde yolunu şaşırır. İzmir’in kuzeyinde Dikili kıyılarında karaya çıkar.

Aslında bu öykü; Helenler’in İ.Ö.1200’lerden sonra Anadolu’ya yaygın olarak gerçek göç, yerleşme durumunun söylencesel ifadesi olmalıdır.

Agamemnon, karaya çıktığı Bakırçay Ovası’na egemen olan Pergamon/Bergama kentinin kurucusu sayılan Kral Telefos’un yönettiği yerlilerle savaşır.

Çatışmada yaralanan askerlerini, öneri üzerine, o zamanlar da namlı olan İzmir, o zamanki adı Smyrna yakınlarındaki Balçova Ilıcalarına gönderir.

Bunun için bu ılıca bu olaydan sonra daha da ünlenir. Agamemnon Ilıcaları olarak anılır. Hatta adına, o çağda bile festivaller yapılır.

Bunlar, değişik antik yazarların anlattığı öykülerdir. Üstelik bu öyküler, Berlin’de bulunan Bergama’nın Zeus Sunağı’nın mermerden yapılmış heykelimsi muhteşem iç frizlerinde, mermere kazılmış çizgi roman gibi, görsel olarak da anlatılır.

İşte İzmir ve çevresi, bütün dünyanın bildiği maddi manevi eşsiz tarihsel izlere sahiptir.

Eğer kültür insanların maddi, manevi, zihinsel birikiminin toplamı ise o da insanlık kültürün en değerli parçalarından biridir.

Balçova Ilıcası’nın yıllarca Agamemnon Ilıcası olarak anılması bir gerçektir. Yüzyıllardır diline, dinine bakmadan insanlara şifa dağıtıyor.

Bu nedenlerle Agamemnon Ilıcası, ismiyle birlikte bir kültürel mirastır. İnsanlığın gelişiminde bıraktığı ayak izlerinden biridir.

Antik çağlardan kalma; İzmir, İstanbul, Ankara, Adana, Konya,  Manisa, Bursa, Bergama gibi eski kent isimleri hala dilimizde yaşıyor. Ve biz bunları kullanıyoruz.

Dünya’da serüvenleri çocuklara ders kitabı olarak okutulan, her çevrede tanınan Agamemnon’un adını bir ılıca ya da bir nesneye ad olarak kullanmak tarihe, yaşadığımız topraklara bir saygı olmakla beraber, turist çekmek için çırpınan İzmir’in tanıtımında olumlu ve doğru bir soluktur.

Üstelik Pagos, Punta, Kordelya gibi İzmir’le ilişkili isimler Türkçe olmadığı gibi, Agamemnon ismi dahil hiçbiri Helence/Yunanca da değildir.

Muhtemelen birçoğu, bu topraklarda iz bırakmış Romalılar, Helenler’den de önce yaşamış Luviler ve akrabaları gibi çok eski Anadolu halklarının dillerinin seslerini taşır.

Bir tarihi eser cenneti olan, üzerinde yaşadığımız; büyük ozan Nazım Hikmet’in dediği gibi: “Dört nala gelip uzak Asya’dan/ Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan” bu memleket bizimdir.

Bizden önce bu topraklarda yaşamış insanların geride bıraktığı tarihi eserler ve isim izleri, geleceğe aktarmakla sorumlu olduğumuz bize bırakılmış mirastır.

Bu nedenlerle, son zamanlarda, herkesin İzmir’in iyiliğini istediği bir ortamda tartışılan Agamemnon’a ve Ilıcasına, kendi yerel kültürünün zenginliğinin bilincinde, daha geniş bir açıdan, evrensel kültür bağlamında bakmak daha doğrudur.