Kadınları yazıyorum çünkü

Kitapçılarda karşıma çıkan kadın yazarlar ve kadın kahramanları, bende neşeli bir şaşkınlığa sebep olur, kitabı elime aldığımda kalbim “bir kadın yazar” diyerek hızla çarpardı, anımsıyorum.

20 Nisan 2021 Salı, 12:47
Abone Ol google-news


Polisiye romanlarımda neden en çok kadınları anlattığım sıklıkla sorulur. Bu bilinçli bir yazarlık tercihi mi yoksa öyle mi geliyor öyküler? Üstelik çoğunlukla erkek yazarların, erkek kahramanların, erkek meselelerinin türü olarak bilinen polisiyede kalem oynatmak zor değil mi kadın bir yazar için?


Bazen bu soruların perde arkasında doğal olan (bir erkeğin yazması) ile doğal olmayan (bir kadının yazması) arasındaki çekişmenin kafalarda gizli gizli yaşadığı izlenimine kapılıyorum.


“İkinci cins” olarak benimsenen kadının ikincil işlerle uğraşması, “birinci cinse” destek hizmetinde kusur etmemesi, biraz geride, bazen görünmez olarak var olması beklentisi hiç yok olmuyor.


TOLSTOY’UN EŞİ


Kadınlar erkeklerin ev işlerini yaptıkları, çocuklarına baktıkları, sosyal ilişkilerini, giysilerini, yemeklerini, gündelik işlerini, kısaca hayatlarını düzene soktukları için erkek yazarlar yazmayı başarabildi.


Tolstoy’un eteğinde yarım düzine çocuk, elinde çorba kepçesiyle Savaş ve Barış’ı yazmadığını pekâlâ biliyoruz. Üstelik eşi Sophia, Tolstoy’un hem editörü ve sekreteri olarak çalıştı hem de büyük yazarın finans işlerini yürüttü.


NEŞELİ ŞAŞKINLIĞIM


Yani bir erkeğin büyük yazar olması, yanındaki kadının “büyük” işler yapmamasına bağlı. O yazarın düşünmesi, üretmesi, yazması için alan ve zaman yaratan yine kadınlar.


Roman geleneğinde yüzlerce yıldır erkeklerin, erkekleri ve erkeklik meselelerini anlatmasının değerini azımsamıyorum. Ben de çoğunlukla erkek yazarların eserlerini okuya okuya edebiyatçı olmayı istedim.


Ama kitapçılarda karşıma çıkan kadın yazarlar ve kadın kahramanları, bende neşeli bir şaşkınlığa sebep olur, kitabı elime aldığımda kalbim “bir kadın yazar” diyerek hızla çarpardı, anımsıyorum.


Kadın yazarları okumak bende beklendik olmayanı, sıra dışılığı, taze bir dili ve bir çeşit başkaldırının uyanışını başlattı.


Sadece yazar olmak değil, kadın yazar olmak ne demekti? Bunun için bir alan var mıydı? Ayrıca olmalı mıydı?


BİTMEYEN KAVGA


Bugün suç edebiyatında daha çok kadın yazar, kadın karakterlerine hayat veriyor. Geleneksel olarak kurban, mağdur, edilgen, pasif, “makul dişi” olan, kurguda hayatının iplerini eline alarak vahşet nesneliğine sıkışan “kaderini” artık değiştiriyor. Aynı gerçek hayatta olduğu gibi.


Kadınlar karmaşık, çok katmanlı, sıradışı ve güçlü varlıklar. Doğa onları fiziksel ve manevi olarak daha dirençli yaratmış. Erkeklerin yaptığı yasalar, dini ve siyasi sistemlerin ilk hedefi o direnci yok edebilmek, kadını “evcilleştirmek” olagelmiş. O kavga binlerce yıldır hiç sönmeden sürüyor. Başkalarının kadınların “yerini” belirleme arzusu hiç hız kaybetmedi. Ben inatla kadınları yazıyorum, çünkü kadınların geride, sessiz ve görünmez kılınmasına karşıyım. Güzellik, aşk, zarafet, dostluk, dayanışma ve yoldaşlığın en iyi kadınlar tarafından yaratıldığına inanıyorum.


Hep direnen, dik başlı, bir türlü “evcilleşmeyen” isyankâr kızlar ve onların hayalleri için yazıyorum.


ONLARLA HAYAT GÜZEL


Romantik, idealist oldukları ve imkânsızın peşine düşebildikleri için kadınları yazıyorum.


Her şeye ve herkese rağmen hayat vermeye devam ettikleri ve umudun ateşini kaybetmedikleri için yazıyorum.


Kadın olmaktan onur duyduğum, kadınlığı ve kadınları sevdiğim için... Ve onlarla hem hayat hem de edebiyat muhteşem olduğu için kadınları yazıyorum.