Mete Kaan Kaynar: “70’lerin ‘sokağını’ anlamadan, 80’lerin ‘evini’ anlayamayız!”

12 Mart Muhtırası, Anayasa değişikliği, hürriyet gömleğinin daralması, radikalleşme… Ecevit, Kıbrıs Bunalımı, TÜSİAD, 24 Ocak kararlarına giden yol… Süleyman Demirel, Milliyetçi Cephe Hükümetleri, anti-komünist şahlanış, Aydınlar Ocağı… Alparslan Türkeş, Ülkücü Hareket, komünizme karşı paramiliter mücadele… Necmettin Erbakan, Millî Nizam, Millî Selamet, Akıncılar, mücahitler… 15-16 Haziran, Kanlı 1 Mayıs, Maraş Katliamı, "darağacında üç fidan"… DİSK, İlerici Kadınlar Derneği, emek ve kitle örgütleri… Müzik, sinema, edebiyat; sanat ve siyaset ilişkisi, plaklı propaganda… 1960'ların sonrası, 12 Eylül'ün öncesi, kimilerine göre yitik ve karanlık bir "ara dönem"… Mete Kaan Kaynar'ın hazırladığı ve 48 yazar yazılarıyla katkıda bulunduğu derleme Türkiye'nin 1970'li yıllarını merak edenler için ayrıntılı ve aydınlatıcı bir başucu kitabı.

13 Şubat 2021 Cumartesi, 00:34
Abone Ol google-news

Fotoğraflar: NECATİ SAVAŞ

SOKAĞA ÇIKMAK, SOKAĞA DÖKÜLMEK…

- “70’li yılların Türkiye’si” denilince aklınıza ilk ne geliyor? Türkiye’nin 70’li yıllarını tanımlamak gerekseydi, nasıl tanımlardınız?

Kitabın ön sözünde yazdığım gibi, 70’ler bana hep “sokak”ı çağrıştırır. Bu on yılı tek bir kelime ile tanımlayacak olsaydım o kelime kesinlikle “sokak” olurdu. Ancak “sokağa çıkmak”, “sokağa dökülmek” gibi kavramların - tıpkı dönemin başbakanlarından Demirel’in meşhur “siyasetin camiye, kışlaya, okula girmesine izin vermemek” sözünde olduğu gibi - yönetenlerin tüylerini ürperten bir kelime olduğu da bir gerçek.

Bu, bugün de böyle dün de, yani 70’lerde de öyleydi. Bugün, Gezi Direnişi’nin AKP iktidarında neden ve nasıl bir travma yarattığını anlayabilmek için; dün, sokağın 70’lerin iktidarlarında neden ve nasıl bir travma yarattığını iyi çözümleyebilmek gerekiyor.

Sadece şu noktanın altını çizmek bile yeterli olur diye düşünüyorum: Tabir-i caizse, siyasî sözlüğümüzün “sokak” maddesinde kelimenin ilk anlamı olarak “hakkın aranması” ya da “kitlelerin taleplerini daha cüretkâr ve sert bir dille ifade etmesi” değil, “anarşi” yazıyor.

Sokak, bu sözlükte yeniçerilerin “kazan kaldırması” gibi bir anlamda. Bunu anlamadan 70’lerin sokağını, o “sokak’ı anlamadan da örneğin 2000’lerin Metin Lokumcu olayını anlamak kabil değildir.

Türkiye’nin 1970’li Yılları kitabımızda “sokak”ı sadece bu yönüyle ele almadık. Çünkü 70’lerin “sokak”ı siyasal ve sosyal taleplerin örgütlendiği ve dile getirildiği ya da yöneticilerin “anarşi” olarak kodlayıp da bastırmaya, susturmaya çalıştıkları bir mekân/kavram olduğu kadar, insanların günlük sosyal yaşamlarını geçirdikleri de bir mekândı:

Hava güzel olduğunda ailece mesire yerlerine gidilirdi, yazlık sinemalar toplumun bir parçasıydı, kadınlar evlerin önünde toplaşıp otururlardı. Hatta sadece 70’lerin ekonomik krizleri tartışılırken akla gelen “kuyruklar”ı bile “sokak” kavramının içine dahil etmek gerekiyor. Unutmamak gerekiyor ki, “sokak”, çocuklar için de sosyalleşmenin mekânıydı.

İKİ AYRI 70’LER…

- Dünyada ve Türkiye’de olmak üzere iki ayrı 70’lerden bahsedebilir miyiz? Ortaklaşmalar, farklılıklar neler?

Hem evet hem de hayır. Ancak 70’lerin kapitalist dünya ekonomi sistemindeki tüm gelişmelerin bu yapı içerisindeki toplumlara benzer şekillerde etki ettiklerini, ama o toplumun da kendi toplumsal yapısı ekseninde reaksiyon gösterdiğini unutmamak gerekiyor. Meselâ 70’ler Türkiyesi’nin bu küresel etkilere maruz kalışı, dünya kapitalist yapısı içindeki kendi konumuyla, yani Türkiye’nin bir “çevre” ülkesi olmasıyla da ilgilidir.

- Türkiye’nin 1950’li Yılları ile başlayan proje, 70’li yıllara ulaştı. Peki, bu kitapların seslendiği okur kimlerden oluşuyor?

Kitapta tüm yazarlarımızı ve mutfak ekibimizi, tabii ki beni de, en çok zorlayan çalışmamızın bu yönü oldu. Kitabımızın hem akademik camiaya hem de genel okura hitap etmesi için elimizden geleni yaptık, 80’li yıllar kitabında da yapmaya devam ediyoruz. Ama bunu başarmanın öyle mükemmel bir reçetesi de yok. Popüler olanın “sıcaklığını” akademik olanın “analitikliği” ile de buluşturabilmek gerekiyor.

- 70’li yıllarda siyaset, ekonomi, dış politika, etnik/dinsel sorunlar gibi alanlarda yaşanan tüm gelişmelerin bıraktığı mirası nasıl değerlendirmek lazım? “Seksenli yıllar Türkiyesi’ne yetmişlerden bakmadan” yapılacak bir 80’ler incelemesi neleri eksik bırakır, ıskalar?

70’lerin “sokağına” her açıdan yüklenen anlamları iyi anlamadan 80’lerin “ev”ini anlamak mümkün değil. Tıpkı 70’lerin insanlarındaki “cüret”i anlamadan 80’lerdekilerin - ki eni sonu bunlar aynı insanlar - tedirginliğini, suskunluğunu anlamanın mümkün olmayacağı gibi...

80’ler “siyaset yapmak”ın iyiden iyiye gözden düştüğü, üniversiteye başlayan gençlerin “Sağa sola bulaşma da ne yaparsan yap!” diye tembihlendiği, “her koyunun kendi bacağından asıldığı” lafının kulaklara küpe edildiği, daha doğrusu ettirildiği yıllardı.

80’li yıllarda toplumun tamamına sinen bu tedirginliği, topluma yaydırılan “nemelazım”cılığı, “herkes kaçar olan sana olur”culuğu anlayabilmek için de 70’li yılları iyi anlamak gerekiyor.

TÜRKİYE’NİN 1980’Lİ YILLARI ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ

- Oldukça geniş ve genç bir yazar kadrosuyla karşılaşıyoruz 70’li yıllar kitabınızda. Serinin önceki kitaplarında da bu durum geçerli. Böylesi genç bir ekiple çalışmanın avantajları ve dezavantajları hakkında ne söylemek istersiniz?

İlk kitaptan bu yana yaklaşık yüzden fazla insanla birlikte çalıştık. Bu isimlerden bazılarıyla tek bir yazı, bazılarıyla da - şimdi yoğurmakta olduğumuz 80’li yıllar kitabıyla birlikte - dört kitaptır teşrik-i mesai ediyoruz. Hiçbir yazarla ne sadece genç olduğu ne de sadece akademik titri sebebiyle iş birliği yaptık. Tüm seride, elimizden geldiğince becerikli “genç”lerle yeteneğini tecrübesine harman etmiş dostları bir araya getirmeye gayret ettik.

- Türkiye’nin 1980’li Yılları kitabı için de hazırlıklarınızı sürdürdüğünüzü belirttiniz. Bu serinin yeni halkalarını bekleyenler için ne söylemek istersiniz?

Formatımızı değiştirmedik, yine siyasetten sanata, futboldan ekonomiye; kadın, emek, Alevî, Kürt, LGBTİ hareketlerine yer veren geniş bir yelpazeyi kitabımıza taşımaya çalışacağız. Dilerim 50’ler, 60’lar ve 70’ler kitaplarında olduğu gibi serimizin Türkiye’nin 1980’li Yılları kitabında da önce yazarların ve mutfak ekibinin, sonra da okuyucusunun içine sinen bir çalışmaya imza atabiliriz.

Türkiye’nin 70’li Yılları / Hazırlayan: Mete Kaan Kaynar / İletişim Yayınları / 1120 s. / 2020.