Kılıçdaroğlu'ndan 'erken seçim' açıklaması: Bahçeli kusura bakma artık desteğimi çekiyorum’ dediği anda

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın seçim barajı stratejisine, açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı'na, HDP'nin kapatılması yönündeki tartışmalara ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ittifaktaki pozisyonuna ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

06 Mart 2021 Cumartesi, 22:09
Kılıçdaroğlu'ndan 'erken seçim' açıklaması: Bahçeli kusura bakma artık desteğimi çekiyorum’ dediği anda
Abone Ol google-news

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, KRT TV'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde 3 kadın gazeteci; Zeynep Gürcanlı, Yıldız Yazıcıoğlu ve Nergis Demirkaya'nın sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu'nun canlı yayında dile getirdiği açıklamalar şöyle:

HER PARTİNİN KENDİ GÖRÜŞÜ VAR

Siyaset mühendisliği yapıyorlar, kendilerine göre. Acaba böyle bir şey yaparsak bunlar kavga eder mi, ayrışır mı? İYİ Parti’yi kendi yanımıza alıp, CHP’yi diğer tarafa itebilir miyiz diye. Kavga etmeyiz. İYİ Parti de demokrasi istiyor, biz de. Onlar da güçlendirilmiş parlamenter sistem istiyor biz de. Elbette bazı görüşlerimiz farklı, onlar ayrı parti biz ayrı partiyiz. HDP ayrı parti, Demokrat Parti ayrı parti, AK Parti ayrı parti… Her partinin kendi görüşü var, ama biz demokrasiyi her koşulda savunmak zorundayız. Çünkü demokrasi vazgeçilmez bir konu, alan. Kendimiz için değil, bu ülkede yaşayan herkes için vazgeçilmez bir konu. Demokrasiyi savunuyoruz.

"SİYASET MÜHENDİSLİĞİ GEREĞİ GETİRİLEN DOKUNULMAZLIKLAR"

Dokunulmazlıklar kalkabilir mi? Elbette kalkabilir. Nitekim bir HDP milletvekilinin dokunulmazlığı kalktı ve parlamentoda oy birliğiyle kalktı. Kimse ‘neden dokunulmazlığını kaldırdınız’ diye bir şey sormadı. Var olan ve getirilmek istenen dokunulmazlıklar ise bir siyaset mühendisliği gereği getirilen dokunulmazlıklar. ‘Acaba İYİ Parti ile CHP’nin arasını bozup, ayrıştırabilir miyiz, kavga eder hale getirebilir miyiz’ diye. Bunlar doğru değil. İki, yargı bağımsızlığının olduğu yerlerde dokunulmazlıklar kalkabilir. Gerçekten sağlıklı, tutarlı, hukukun üstünlüğüne ve vicdani kanaate göre bir karar verilirse mahkemede, böyle bir yargı düzeni olursa dokunulmazlığı kaldırırsınız. Onun dışında doğru değil. Siz kalkmışsınız, mahkemeye hakimi tayin etmişsiniz partinin Genel Başkanı olarak, ona göre de bir Hakimler ve Savcılar Kurulu oluşturmuşsunuz. Anayasa Mahkemesi kararını uygulamayan hakimi ödüllendiriyorsunuz, yeri geldiğinde daha üst bir göreve, Yargıtay’a hakim tayin ediyorsunuz, istediğiniz kişiyi bir talimatla tutuklatıp hapse attırabiliyorsunuz. ‘Dokunulmazlığı kaldıralım, e bu da gitsin, zaten bizim hakimin önüne gidecek. Hakim de zaten Saray’a bakıyor. ‘Atın bunu içeri’ diyecek, hapse atılacak. Böyle bir ortamda eğer siz dokunulmazlığın kaldırılmasına ‘evet’ derseniz demokrasiye ihanet etmiş olursunuz. Demokrasi sadece benim için mi? Hayır, herkes için var. Bir haksızlık var mı bu işlemde? Bir haksızlık var. Onların anlayacağı bir dille de söyleyeyim ben; haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan mı? Evet, dilsiz şeytan. Ben haksızlığa karşı çıkıyor muyum? Evet haksızlığa karşı çıkıyorum. Kim olursa olsun.

"MELİH GÖKÇEK DE DAHİL"

AK Parti’nin büyükşehir belediye başkanları istifaya zorlandı. Kim karşı çıktı? Biz karşı çıktık. Halkın oyuyla seçilen, milletin oyuyla seçilen belediye başkanını istifa ettirdiniz zorla ve tehdit ettiniz. Melih Gökçek de dahil. İstifa ettirtemezsiniz, vatandaş seçti, getirdi. Varsa bir şeyi devletin kurumları var. Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu var. Gönderirsin, denetlerler. Varsa bir şeyi görevden alırsınız. Ama tehditle, şantajla onu ‘görevi bırak yoksa ben sana gösteririm...’ Aba altından sopa gösterirseniz, istifa ettirtirseniz demokrasi adına ben ona sahip çıkarım. Sahip çıktım, ‘yanlıştır’ dedim. Kayyum atamaları yanlıştır, belediye meclisi var. Belediye meclisinde otururlar bir başka kişiyi seçerler. Yargı kararı olmadan insanları suçlu ilan etmek asla doğru değil. Hem demokrasiyi savunacaksınız hem böyle bir yargı düzeninde bunları alacaksınız hapse atılmalarına el kaldıracaksınız. Bu doğru değil, bu demokrasiyi savunmamaktır.

"SAVCILAR NEREDEYDİ?"

 ‘Milli İrade’ dediğimiz bir kavram var. Vatandaş gidip sandıkta oy kullandı. Bunları seçtiler. 6 yıl önceki bir olay, ki çoğunun o zaman dokunulmazlığı da yoktu, peki bu savcılar neredeydi? Bu hakimler neredeydi? Bunlar milletvekili de değildi. Seçilip gelirken Yüksek Seçim Kurulu, bunların mazbatalarını da onayladı. ‘Bunlar milletvekili olabilir’ dedi, geldiler. Eğer sen görevden alacaksan, 6 yıl önce iddianameyi yazıp da tozlu raflarda tutan, siyaset mühendisliği dolayısıyla bugün getirip de dava açan kişiyi görevden alacaksın. ‘Görevini neden zamanında yapmadın’ diye. Dolayısıyla ben yapılan uygulamanın doğru olmadığını, bir siyaset mühendisliği yapmak istediklerini, ama bunun demokrasiye, milli iradeye karşı bir hareket olduğunu düşünüyorum. Sadece ben değil, sağ duyusu olan herkes böyle düşünüyor. Eminim, AK Partililer içinde de böyle düşünen çok sayıda milletvekili var. Çünkü yapılan bir haksızlık, bu haksızlığa karşılık kişinin el kaldırıp indirmesi.

"MİLLETVEKİLLERİ, 21. YÜZYILIN ROBOTU DİYE DÜŞÜNECEĞİZ YANİ?"

Anayasa diyor ki ‘bu konuda grup kararı alınamaz’. Her milletvekili, vicdani kanaatine göre el kaldırıp indirsin diye Anayasa söylüyor. Erdoğan çıkıp diyor ki gayet rahat bir şekilde, ‘dokunulmazlık dosyalarını kaldıracağız, eller kalkacak, inecek, dokunulmazlıklar kaldırılacak.’ Ne demek bu, ‘ben anayasayı da tanımıyorum. Başka ne demek, ‘zaten AK Partili milletvekilleri, milletin vekili değil, benim vekilim onlar. Benim talimatımı yerine getirirler. MHP de zaten bana bağlı. Hangi talimatı verirsem MHP ile AK Partili milletvekilleri ellerini kaldırıp, indirecekler.’ Neden, bunlarda akıl yürütme kapasitesi yok demektir bu. ‘Bu milletvekillerinde aklıyla, vicdanıyla, hukuka göre düşünmek yok, benim talimatımı sadece dinlerler. Bunlar herhalde 21. yüzyılın robotu’ diye düşüneceğiz yani. Bir kişi karar verecek. Onlar da 19 Mayıs hareketleri gibi el kaldırıp indirecekler. Parlamentoya hakarettir, inançsızlıktır. Dosyalar alınır, komisyonda görüşülür, tartışılır, milletvekili gider, bakar, araştırır. Oturur, vicdani kanaatine göre karar verir. Ama onun için önce sen yargı bağımsızlığını sağlayacaksın. 

"BAHÇELİ ‘KUSURA BAKMA DESTEĞİMİ ÇEKİYORUM’ DEDİĞİ ANDA ERKEN SEÇİM"

El kaldırıp indirme şeklinde koşullanmış bir milletvekili grubu var, MHP ve AK Parti’de. Bir kişinin talimatıyla el kaldırılıp indirilerek erken seçime gidilebilir veya Bahçeli, ‘ben sana bu kadar destek verdim, Türkiye’yi düzelt, işsizliği azalt, demokrasiyi getir dedim, sen bunların hiçbirisini yapmadın, ben de kusura bakma artık desteğimi çekiyorum’ dediği anda erken seçime gidilir. Onun dışında bizim erken seçimi parlamentodan geçirmek gibi bir şeyimiz yok. Bunların yönetiminde geçen her gün topluma maliyeti artacaktır. Ne kadar erken seçime giderlerse toplum yeniden kendisine gelecektir ve bütün bu acılardan belli bir zaman dilimi içerisinde kurtulacaktır. 2013 yılında kişi başına düşen milli gelir 12 bin 480 dolar. 2020 yılında 8 bin 590 dolara düştü. Yani kişi başına 3 bin 881 dolar azaldı. 3 bin 881 doları kim aldı? Ben almadım, pazarcı, manav, ev kadını, çalışan kadın, çiftçi, esnaf almadı, 3 bin 881 doları kimler aldı? Bu sorunun cevabını sandığa giderken herkesin düşünmesi lazım. 

'DAMAT NEREDE' KAMPANYASI

Damat nerede diye toplum soruyor. Bunu espri ile sormaya başladık, damat dava açtı. Espriden anlamayan bir kişinin devleti yada belli bir yeri yönetme şansı yoktur. O at gözlüğü takmış gibi belli bir noktaya bakar ve o çerçevede hareket eder. Oysa çok geniş bir toplumsal alan var, o alan içerisinde Türkiye var. Bütün bunlara baktığınız zaman göremiyorsanız, espriden de, nükteden de anlamazsınız, hayattan da zevk almazsınız. Doğrularınız var, başkalarının doğruları olamaz ve herkes sizin doğrularınızı kabul etmek zorunda, onun dışına çıkamaz diye düşünürseniz toplumu dar bir çerçeveye koymuş olursunuz.

İNSAN HAKLARI VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Erdoğan'ın belli bir konuyu derinlemesine düşünüp analiz ettiğine inanmıyorum. Bugüne kadar hiç inanmadım. Erdoğan malum prompterdan konuşuyor, önüne konan metni okur, içeriğine bakmaz. İnsan Hakları Eylem Planı zaten daha önce Avrupa Birliği'nin çalışma yapılmasını istediği, ödeneğini ayırdığı, Erdoğan'ın önüne konulan ve çıkıp okuduğu bir çalışma. İçeriğine baktığınız zaman Erdoğan okuduğu metne katılıyor mu? Hayır katılmıyor. Çünkü uygulamaları var. Twitter veya sosyal medya üzerinden insanların Cumhurbaşkanına hakaretten tutuklanması, hapse atılması, cezalandırılması gibi pek çok uygulama var. İnsan hakları diyorsunuz, düşünce özgürlüğünü sınırlıyorsunuz, medya üzerinde baskı kuruyorsunuz, gazeteciler işsiz, kadın cinayetleri var. Bununla ilgili hükümetin aldığı herhangi bir önlem yok. Kaldı ki, kadınlar bizim ülkemizde ciddi bir örgütlenme süreci başlattılar. Türkiye'de 306 kadın örgütü var. Ben online bir görüşme yaptım bu örgütlerle, taleplerini aldım, değerlendireceğiz. Erdoğan bu 306 kadın örgütü ile bir görüşme yapsa, kadınlar düşüncelerini aktarabilseler keşke. 

Üniversite mezunu bir kadın vardı, iki çocuğu var, temizlik işine gidiyor, boyun fıtığı var, merdivenleri temizlemek için diz çöküyor, ayaklarında sorun var ve çalışmak zorunda. Çünkü çalışmasa, eşi işsiz olduğu için çocukları aç kalacak. Bu kadının sorunlarını iktidar biliyor mu acaba? Sorumlu olan bu tabloyu biliyor mu?

İNSAN HAKLARI EYLEM PLANI 

Cumhurbaşkanına hakaret diye açılan davaların tamamından vazgeçilmesi lazım. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının derhal uygulamaya konması lazım. Selahattin Demirtaş'ın, Osman Kavala'nın derhal serbest bırakılması lazım. Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayan yargıçların derhal görevlerinden alınmaları lazım. Bunlar yargıç değil. Bunlar, siyasi otoritenin talimatını yerine getirdiler. Erdoğan samimiyse, bu hakimleri yargının tamamen dışına çıkarması lazım. Bu davranışları yaparsa, biz de samimi adımlar atıldığını düşünebiliriz.

"BAHÇELİ ERDOĞAN'I TESLİM ALDI"

Bahçeli, Erdoğan'ı bir anlamda teslim almış durumda. Erdoğan kendi koltuğundan korkuyor. Koltuğunu korumak için de dayandığı tek kişi sayın Bahçeli.

Bahçeli'nin Anayasa Mahkemesi kapatılsın demesi, Erdoğan'ın da bu konuda hiçbir yorum yapmaması ilginç. Neden Anayasa Mahkemesi kapatılsın? Erdoğan'ın 'Bu asla söz konusu olamaz' demesi lazım. Partilerinin yetkili kurulları yada sözcülerinden de böyle bir açıklama gelmedi. 

Bahçeli'nin Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ile ilgili çok sert söylemleri, 'Bunlar içeride kalmalı' gibi açıklamaları da var. AİHM kararlarının uygulanamayacağı görüşü ve Anayasa Mahkemesi kararının eleştirisini Anayasa Mahkemesinin kapatılması görüşüne kadar götürdü Bahçeli'yi.

Cumhur İttifakı aslında bir düşünce ittifakı değil. Bir koltuğun korunmasına yönelik bir araya gelen bir ittifak. Erdoğan'ın koltuğu korunmalı ve Erdoğan burada kalmadı. Cumhur İttifakı'nın ve Başkanlık Sistemi'nin güçlendirilmesini istiyor Bahçeli. Söylemlerinde farklılıklar olmakla beraber, olay bir koltuğun korunması olayıdır. 

HDP'NİN KAPATILMASI

HDP 6.5 milyon oy aldı. Siz HDP'yi kapatarak, 6.5 milyon insanı cezalandıracaksanız, bunun adı demokrasi değil. Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsunları ise, Anayasa böyle tanımlıyorsa, tüzel kişilik suç işlemez, içindeki insanlar suç işlerler. Varsa onunla ilgili bir şey, davalar açıyorsunuz zaten, hapse atıyorsunuz, kayyumlar atıyorsunuz zaten. Haklı mısınız, haksız mısınız, o da belli değil çünkü netleşmiş bir yargı kararı yok. HDP üzerine olağanüstü bir baskı uygulanıyor.

Gördüğüm tablo şu; iktidar kendisine oy vermeyen bütün Kürtleri cezalandırmak istiyor. 'Siz nasıl bana değil de başka bir partiye oy verirsiniz' şekliyle cezalandırmak istiyor. 

Muhafazakar Kürtler de buna karşılar. 'Siz bir partiyi neden kapatıyorsunuz, Kürtleri neden cezalandırmak istiyorsunuz? Biz de bu ülkenin asli unsurlarıyız, biz de bu ülkede yaşıyoruz, Ankara'da, Diyarbakır'da, Rize'de, Trabzon'da her yerde biz de varız. Bizler de Kurtuluş Savaşı'nı birlikte verdik, Çanakkale'de de biz varız, Gaziantep'te de, Kahramanmaraş'ta da bizler varız' diyerek haklı olarak tepki gösteriyorlar.

Samimi inancım şu; Bahçeli kesinlikle HDP'nin kapatılmasını istiyor ama gelen bilgiler Ak Parti'nin bu kadar sert çıkışın doğru olmadığını düşünüyor. Biz parti kapatarak ne elde ettik bugüne kadar? Parti kapatarak Türkiye'yi daha modern bir demokrasiyle mi buluşturduk?

İnsanlar düşüncelerini ifade edecek ve o parti oy alamıyorsa kendiliğinden yok olup gidecek. Siyasi parti tarihimizde yüzlerce parti kurulmuş, yüzlercesi de belli zaman dilimi içerisinde yok olup gitmiştir. HDP de eğer görevini yapmazsa, başarılı olmazsa bir müddet sonra yok olacaktır. 

SEÇİM MEVZUATI  VE BARAJ KONUSU

Sayın Orhan Uğuroğlu bir yazısında aldığı bilgiyi paylaştı; Erdoğan'ın yüzde 10 seçim barajından vazgeçmeyeceği, MHP'nin bu talebine sıcak bakmadığını yazdı. 

Sayın Bahçeli ne kadar bastırır, Erdoğan'ı ne kadar ikna edebilir bilmiyorum ama dar bölgenin MHP'nin aleyhine olacağını MHP de biliyor. 

Seçim yasasında değişiklik yapılacağı kanısında değilim; Erdoğan varolan sistemle seçime gidecektir. Bizim görüşümüze göre; biz seçim barajının makul bir düzeye indirilmesini isteriz. Hatta, yüzde 1 oy alan partinin Genel Başkanının da Meclise gelmesini isteriz. Seçmenin yüzde 1'inin oyunu alan Genel Başkanın parlamentoya gelip, kendine oy vermiş insanların sorunlarını dillendirmesi, çözümleri üretmesi parlamentoya değer katar.

Erdoğan darbe hukukuna sığınmış durumda, o darbe hukukunun getirdiği seçim yasasını aynen uygulayacaktır gibi bir düşüncem var.

YENİ PARTİLER, YENİ HAREKETLER

Hem demokrasiden söz edip, hem de yeni partiler ortaya çıktığında onlara karşı durmak samimi olmadığınızı gösterir. Bir insan bir partinin içinde beklediğini bulamıyorsa ayrılır, kendi partisini kurar, sorun yok. Bizden de ayrılıp parti kuran arkadaşlar var, İyi Parti'den de ayrılıp parti kuran arkadaşlar var. Kurabilirler. Ama tabi ülkenin geleceği konusunda sorumluluk hisseden herkesin oturup düşünmesi gerekiyor. Parti kurmanın tamamen dışında, sade vatandaş yada siyasetçi olarak oturup düşünmesi gerekiyor. İnsanlar nefes alamaz durumda, gazeteciler yazamaz - haber yapamaz durumda. Türkiye'nin demokratikleşmeye ihtiyacı var. Bu demokratikleşme sürecinin yerel yönetimlerle atılan adımları var. Bu adımların güçlü olarak 2023'te yapılacak ikinci adımı var. Türkiye'nin ayrışmaya değil, bölünmeye değil, güçbirliğine ihtiyacı var. 

Saray tarafından şöyle bir stratejinin izlendiğini biliyorum: Önce CHP'nin içini bir karıştıralım, olmadı. CHP'yi bölebilir miyiz, istediklerini ne ölçüde gerçekleştirdiler bilemiyorum. İyi Parti ile HDP'yi yanyana getirip zor durumda bırakmak, parlamentoda zorlamak, algıyı tabana vermek ve Millet İttifakı'ndan çatlamaya yol açmak için uğraşıyorlar. Saadet Partisi'ni Millet İttifakı'ndan koparabilir miyiz diye bir arayışa girdiler. 

Gördüğümüz tablo şu; Cumhur İttifakı, Millet İttifakı ile oynamaya çalışıyor. Devletin içindeki bütün kurumları harekete geçirmiş vaziyette. Gerek mali açıdan, gerek diğer açılardan her türlü destek veriliyor. Burayı biz nasıl dağıtabiliriz, nasıl bölebiliriz, nasıl kavga eder hale getirebiliriz diye çalışma yapıyorlar. 

Vatandaş o kadar bilinçli ki, vatandaş demokrasiye o kadar susamış ki, ne yaparlarsa yapsınlar sandığa gidip bunları göndereceğiz diyorlar. Bu bizim tarihimizde bir ilk. Belki dünya tarihinde de bir ilk. Özellikle gençlerimiz 2023'te sandığa gidecekler, bu ülkeye gerçek anlamda oylarıyla demokrasiyi getirecekler. Z kuşağı dediğimiz gençler Türkiye'nin geleceği açısından en kritik hamleyi yapmış olacaklar 2023'te.

MİLLET İTTİFAKI'NIN YOL HARİTASI

Bizim Millet İttifakı dediğimiz 4 partimiz var; Demokrat Parti, Saadet Partisi, İyi Parti ve biz CHP. Seçim döneminde oldu. Yerel yönetimlerde böyle bir ittifak olmadı ama vatandaşın tabanda ittifakı oldu. Yeni partiler kuruldu, Gelecek Partisi sayın Ahmet Davutoğlu'nun kurduğu, Deva Partisi sayın Ali Babacan'ın kurduğu. Biz demokrasiyi istiyoruz ama demokrasinin iskeleti ne olacak? Bunu 'güçlendirilmiş parlamenter sistem' olarak dillendiriyoruz. Aşağı yukarı bugün ittifakın içinde olmayan, Deva ve Gelecek Partileri de diyorlar ki, evet güçlendirilmiş parlamenter sistem olmalı, Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı, Başbakan olmalı, Bakanlar parlamentodan seçilmeli, Bakanlar hesap verebilmeli, yargı bağımsız olmalı, bir partinin Genel Başkanı mahkemeye hakim tayin etmemeli, gazeteciler üzerinde baskı olmamalı, düşünce özgürlüğü olmalı, hapishaneler düşünce suçlularıyla dolu olmamalı, din ve vicdan özgürlüğü olmalı, insanlar inançları dolayısıyla hapislere atılıp ötekileştirilmemeli, farklı kimlikler bizim zenginliğimiz olarak kabul edilmeli, herkes eşit haklara sahip olmalı diyorlar.

Bu çalışmayı biz yapıyoruz, İyi Parti, Gelecek Partisi, Deva Partisi, Saadet Partisi, Demokrat Parti yapıyor. Önce her partinin kendi içinde çalışma yapması lazım haklı olarak. Genel Başkan düzeyinde değil de, Genel Başkan Yardımcısı düzeyinde arkadaşlar görüşüyorlar. Önce ilkeler üzerinde anlaşmamız lazım. Bu ilkeler netleştikten sonra da oturulur bir metin hazırlanır, 'Evet biz bu ilkelere uyuyoruz' derler. 

Vatandaş şunu görecek; biz Millet İttifakı olarak bir araya geldik, millete neyi vaadediyoruz... Bir de takvim vermemiz lazım. Samimi bir şekilde takvim vereceğiz ve şu süre içerisinde Türkiye'yi gerçek anlamda bölgenin yıldızı yapacağız, demokrasiyi getireceğiz diyeceğiz. Nasıl Mustafa Kemal Atatürk Milli Kurtuluş Savaşı'nı verdiğinde bütün mazlum milletlere örnek olduysa, demokrasi konusunda da biz örnek olacağız. Otoriter rejime son verdik, ülkemize demokrasiyi getirdik diyeceğiz. Düşünebiliyor musunuz, çok farklı siyasi görüşü olan bir çok parti bir araya gelip demokrasi konusunda uzlaşıyoruz. Kafamdaki düşünce bu, bunu paylaşıyorum siyasi parti liderleri ile. Onlar da aşağı yukarı aynı görüşteler. Vaktimiz var. İki ayağı bir pabuca sıkıştırmak gibi bir düşüncemiz yok. Daha sağlıklı, daha sakin, daha samimi oturup konuşmamız lazım. Millet İttifakı'nı oluşturan siyasi partilerin topluma karşı sorumlulukları var. Biz bir parti mücadelesinden, partinin kazanmasından çok demokrasinin kazanmasını istiyoruz. Demokrasiyi getirdikten sonra zaten hepimiz güçlü olacağız. 

ELEŞTİRİLERE YANIT

İttifak sürecini yürütmek benim için Türkiye'ye karşı duyduğum sorumluluk. Kadınların yüzü gülmüyor, çocuklar yatağa aç giriyor ve bu ülkede insanlar pazar artıklarından besleniyorlar. O fotoğrafların yüzde 100'ü kadınlar. Konteynerden çöp toplayan da, pazar artıklarını toplayan da kadınlar. Türkiye bu fotoğraflara layık mı? 21. yüzyılın Türkiyesinde insanların pazar artıklarından beslenmemesi lazım. Böyle bir Türkiye'de siz bütün partileri dışlayarak 'Ben demokrasiyi getireceğim' dediğiniz zaman aslında söylemlerinizde samimi olmadığınızı itiraf etmiş olursunuz. Demokrasi sadece benim sorunum değil. Bu ülkede siyaset yapan herkesin sorunu. Saadet Partisinin de, İyi Partinin de Gelecek'in de sorunu... Bütün partilerin sorunu demokrasi. 

Demokrasiden ne anlıyoruz? Sürekli gelişen kavram olmakla birlikte, yargı bağımsızlığını anlıyoruz, düşünce özgürlüğünü anlıyoruz, din ve vicdan özgürlüğünü anlıyoruz, özel hayatın gizliliğini anlıyoruz. Bütün bunlara baktığımız zaman, demokrasisi gelişmiş bütün ülkelerdeki standartları kendi ülkemize getirmek istiyoruz. Ortak paydayı oluşturduktan sonra onun üzerinde siyaset yaparız. Görüş ayrılıkları olur, insanlar birbirlerini eleştirirler, bunların hepsi olur. Ben bu sorumluluğu hissederek siyaset yapıyorum. Olay bir CHP olayı değil, olay bir Türkiye olayıdır. Partimizin tabanı, Milletvekillerimiz bu gerçeği çok iyi biliyorlar. En küçük ilçemizden en büyük ilimize kadar örgütlerimiz böyle çalışıyor. Onlar benim ne yapmak istediğimi gayet iyi biliyorlar. Ben bu ülkeye demokrasiyi getireceğim. Bu ülkeye demokrasi gelecek. Bu ülkede kadın - erkek eşitliği olacak. Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Bu ülkede vatandaşa hakça davranacak. Bir siyasi parti liderini eleştirdi diye insan hapse atılır mı Allah aşkına? Sabahın 6'sında 50 tane polisle kapıyı kırıp içeri mi girilir? Öğrenciler 'Bu rektörü istemiyoruz' dediklerinde gözaltına alınıp çıplak aramadan geçirilir mi? Anlatmakta bile zorlanıyorum. Bunlar olmamalı. Bunların olduğu bir Türkiye'de biz kalkıp parti kavgası içerisine girersek büyük yanlış yapmış oluruz. Dikta heveslilerinin bir anlamda amacına ulaşmalarına yol vermiş oluruz. Böyle bir tabloyu asla kabul etmiyoruz. Ne olursa olsun Türkiye'ye demokrasiyi mutlaka getireceğiz. Emin olun, demokrasiyi getirdiğimiz andan itibaren de hepimiz rahatlayacağız, güleceğiz, sokaklarla caddelerde gezeceğiz, konuşacağız, espriler yapacağız, fıkralar anlatacağız, eleştireceğiz. 

13. yüzyıldaki Anadolu aydınlanmasına bakın, geldiğimiz günün Türkiye'sine bakın. Olacak şey değil, akıl alacak şey değil ama çözeceğiz.