Kontrbasla kemençe Paris'te buluştu

Tanburi Cemil’in ilk göz ağrısı klasik kemençe Derya Türkan’ın elinde yeni kimliğe bürünüp, dünya sazına dönüşüyor. Türkan’ın Fransız kontrbasçı Renaud Garcia-Fons’la Paris’te kaydettiği “Silk Moon” Avrupa’da piyasaya çıktı.

23 Aralık 2014 Salı, 09:51
Abone Ol google-news

Kemençe deyince akla önce Karadeniz, sonra horon gelir. Laz müziğinde, biraz tekdüze olmakla birlikte, kıvrak ve neşeli bir çalgıdır.

Girit’te “kritiki lyra”dır adı; Ross Daly’nin ellerinde kahramanlık türküleri söyleyen, erkeksi bir karaktere bürünür.

Yunan besteci Eleni Karaindrou’nun Türkiye’de çok sevilen film müziklerinde ise hüznün sesidir. Albüm kapağına baktığınızda isminin “politiki lyra” olarak yazıldığını görürsünüz…

Üçü de kemençedir. Lazlarınki zayıf ve uzun, diğerleri armudi gövdeli… Sadece Girit’teki 4, diğerleri 3 tellidir. Lazlar ve Giritliler ayakta da çeker yayı.

“Politiki lyra”, yani İstanbul kemençesi oturarak, diz üstünde çalınır.

Buna karşın sesi diğerlerinden yaklaşık yüzde 40 geniştir. Ve son 100 yılda bu enstrümanda Tanburi Cemil’den Fahire Fersan, Ruşen Kam, Niyazi Seyhun’a pek çok virtüöz yetişmiştir.

 

Bizans’ın sesiydi

Kemençenin Asya kökenli ıklığın torunu olduğu söylense de Tanburi Cemil’in yolundan yürüyen genç virtüöz Derya Türkan (41) bu görüşe muhalif: “Orta Asya’da benzeri yok. Çalgıya son şeklini veren Bizans medeniyeti. Bu konuda herhangi bir kompleks duymadan gerçeği kabul etmek gerekir. Klasik kemençenin dünyadaki en büyük virtüözleri ve lütiyeleri İstanbul’dan çıkmış. Tanburi Cemil’in hocası bile bir Rum: Vasilaki.”

Türkan, Tanburi Cemil’in gelenek içindeki yenilikçi tavrını örnek alan virtüözlerden. 16 yaşında, henüz İTÜ Türk Müziği Konservatuvarı öğrencisiyken Necdet Yaşar topluluğuna davet edildiği günden bu yana çalgısında yeni tonlar, renkler arıyor.

İncesaz ve Jordi Savall’ın Hesperion topluluklarında, udi Mutlu Torun, İranlı kemançeci Kayhan Kalhor, Yunan klasik kemençeci Sokratis Sinopoulos’la yaptığı ikili çalışmalarda hep bu çabanın izi görülüyor.

 

18 yıllık dostluk

Derya Türkan’ın, Fransız caz basçısı Renaud Garcia-Fons (52) ile yolu 1996’da Kudsi Erguner’in topluluğunda kesişmişti. Paris Konservatuvarı mezunuydu Fons. 5 telli enstrümanını çoğunlukla arşeyle çaldığı için “kontrbasın Paganini’si” lakabıyla anılıyor, tıpkı Türkan gibi yeni tonlar, renkler, ifade biçimleri arıyordu.

10 yıl farklı topluluklarda, birlikte konser verdikten sonra bir gün “Kemençenin sesini gerçekten çok seviyorum” dedi Fons. Türkan o günlerde çellist Uğur Işık’la Enderun müziklerinden örnekleri kaydetmeye hazırlanıyordu. Birlikte çalmayı teklif etti. Kalan Müzik’in yayımladığı Minstrel’s Era albümü böyle ortaya çıktı. Dönemin önde gelen bestecilerinin Enderun’da padişaha çalınmak üzere bestelediği eserleri, müziğin ruhunu koruyarak yarının dünyasına taşıdılar. İkili albüm hazırlama fikri ise geçen yıl Fons’tan geldi. Beş ayda, internetten haberleşerek repertuvarı oluşturdular.

Albüme adını veren “Silk Moon” dahil altı besteyi Fons, dördünü Türkan yazdı. Paris’te buluşup doğaçlamalarla zenginleştirdiler, 5 günde kaydettiler.

Albümde elektronik efekte yer verilmediği halde etkileyici bir ton zenginliği dikkati çekiyor. Türkan kemençesini, geleneksel karakterini korumakla birlikte, bir dünya enstrümanı gibi kullanıyor.

“Otantik kemençeden alışık olmadığımız sesler bunlar” diyor Türkan: “Çalgımı, perküsyon, kontrbas, efekt unsuru gibi kullandım. İstanbul müziğinin sesleriyle çağdaş bir kompozisyon anlayışını denedim. Fons ise yer yer makamsal çaldı.”

Paco de Lucia’ya ithaf edilen “Camino de Sed,” İran’a uzanan “Nişabur”, geçmişin dünyasına pencere aralayan “Constantinopoli,” kemençenin yeni bir çehreyle karşımıza çıktığı “Keman Cai” albümün uzun zaman hafızalarda kalacak besteleri.

Cezame firmasınca Avrupa’da satışa sunulan “Silk Moon”, gelecek ay MMT firmasınca Türkiye’de yayımlanacak. 11 Aralık’ta Avrupa’da konser turnesine başlayan ikili Paris’teki Cite de la Musique dahil önemli mekânlarda konser verecek, nisanda da Türkiye’ye gelecek.