Korkunun ve dehşetin romanı

Malerman romanında, insanların delirmesine sebep olan yaratıkların doldurduğu bir dünyada hayatta kalmaya çalışan bir anneyle iki çocuğunun macerasını anlatıyor.

26 Ekim 2020 Pazartesi, 16:37
Abone Ol google-news

‘MALORIE - BİR KAFES ROMANI’

Josh Malerman’ın Malorie - Bir Kafes Romanı, insanların delirmesine sebep olan yaratıkların doldurduğu bir dünyada hayatta kalmaya çalışan bir anneyle iki çocuğunun macerasını anlatıyor.

Tekinsizlik kişinin kendini bir dehşet hâli içerisinde bulması ve kontrol kaybı yaşamasıdır. Dehşet ise insanın hazırlıksız bir durumda ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya gelmesidir. Öte yandan kaygı, bilinmeyen tehlikeye karşı tedbir almak, zihni sürekli bununla meşgul etmektir. Korku ise bir bilinen gerektirir.

Josh Malerman’ın Netflix filmi Bird Box’a ilham veren Malorie - Bir Kafes Romanı isimli kitabı bu kavramlarla örülü bir metin olarak karşımıza çıkıyor. Zira bir gün dünyaya birtakım gizemli yaratıklar gelmiştir ve onlara bakıldığı takdirde insanlar en büyük korkularıyla yüzleşerek akıllarını yitirmektedirler. Hatta delirmek için onlarla temas etmenin yeterli olacağını düşünenler de vardır.

Bu delilik haliyse insanların hem kendilerini hem de birbirlerini öldürmelerine sebep olur. Bu yüzden, Tom ve Olympia isimli iki ergen çocuğuyla sürekli gözbağıyla dolaşmak zorundadır Malorie. Hatta uzun kollu kıyafetler giyerler ve eldiven takarlar.

DEHŞETLİ BİR TEKİNSİZLİK!

Bu tekinsizlik ortamında dehşete düşerek kontrolünü kaybettiği için kontrolcü bir anneye dönüşmüş hatta yer yer paranoyaya kapılmıştır. Oysa Freud, Jung, Lacan gibi psikanalistler paranoya, hezeyan, halüsinasyon, şizofreni gibi durumların bir delilik hâli değil, aksine zihnin kendini savunma mekanizması olan ikinci semptomlar olduklarını belirtir.

Malorie’nin zihnini kaygı (anksiyete) kuşatmıştır çünkü yaratıklar bilinmeyendir. Ayrıca korku içerisindedir çünkü onu sürekli takip eden, bilinen bir düşmanı da vardır: Gary. Dehşet ise her taraftadır.

Ancak bir gün, yaratıkların içeri sızacağı tek bir boşluğun dahi olmadığı, her tarafın örtüldüğü bir kulübede Kamp Yadin’de sürdükleri güvenli hayatları kapılarına gelen bir yabancıyla değişir. Yabancı, onlara nüfus idaresinden geldiğini aklını yitirmeyen insanları kaydettiğini ve yaratıklarla ilgili duyduğu, gördüğü her bilgiyi not alarak bir külliyat oluşturduğunu söyler.

Kuzeye giden bir “kör tren”den bahseder. Kaygı ve korku içerisindeki Malorie bu yabancı adamı içeri almaz fakat adam kâğıtları yine de kapının önüne bırakır. Bu kâğıtları Tom ve Olympia okur:

“Tüm teorilerden haberdardı. Annesinin de aralarında olduğu çoğu kişi, yaratıkların insan algısının ötesinde olduğuna inanıyordu. Onlardan birine bakmanın boşluğa, sonsuzluğa ya da Tanrı’nın cemaline bakmaktan farksız olduğuna.”

Notlardaki pek çok bilginin içinde yaşayan insanların arasında Malorie’nin anne ve babası da vardır. Annesinin ve babasının yaşadığını öğrenmenin verdiği duygusal etkiyle Malorie, çocuklarıyla birlikte kör trene gitmeye karar verir...

MALORIE VE PARANOYA!

Romanın başlıca karakterlerine gelirsek; Malorie’nin ruh hâlini yinelenen bir motif olarak karşımıza çıkan şu cümle en iyi şekilde anlatıyor: “İçeride birisi varsa az sonra bıçaklanacak.”

Malorie, bir kulübeyi kolaçan ederken yahut bir tehlikeyle karşı karşıya geldiğinde hep bu cümleyi söyler, paranoya içerisindedir. Oğlu Tom, adını aldığı Büyük Tom gibi sürekli icatlarla uğraşmaktayken, yaratıklara bakmanın, onları bulmanın bir yolunu aramaktayken Olympia ise gizli gizli kitap okumaktan haz alır.

Trenden indikten sonra üçünün hayatı da değişecek, Olympia’nın sırrı da ortaya çıkacaktır. Malorie’nin zihninden hiç çıkmayan, görme engelli olmasına rağmen deliren Annette de okurun merakını kamçılar. Yaratıkları görmemesine rağmen nasıl delirmiştir?.. Annette bir semboldür fakat umudu mu yoksa umutsuzluğu mu temsil ettiğini okur kitabın son bölümünde anlayacaktır:

“Kör olmasına rağmen aklını kaçıran Annette’i düşündü. Evet, eski usul delirmiş de olabilirdi. Fakat Malorie o yaratıkların saçtığı deliliğin nasıl göründüğünü bilirdi. Annette öylece tozutmuş değildi. Hele ki göremediği de düşünüldüğünde… acaba ne olmuştu?”

ZİHNİN SINIRLARINDA

Kitabın kurgusu da içinde barındırdığı korku, kaygı ve dehşet kavramlarına uygun düşen yüksek bir tempoyla ilerliyor. Nitekim betimleme pek yok romanda, sürekli olaylar var ki tempo bir an için bile olsa düşmüyor. Bu da kitabı okur için tek solukta okunacak kitaplardan biri yapıyor.

Öte yandan insan zihninin sınırlarında dolaşan bir roman Malorie - Bir Kafes Romanı. Delilik olarak adlandırılan psikozun sebebi insanın en büyük korkularıyla yüzleşmesi olarak belirtiliyor.

İnsan, büyük bir korkuyla karşı karşıya kaldığında bir travma geçirir ve bu denli büyük bir travmaya sebep olan yaratıkların neden dünyada oldukları bilinmez. İşte bu karşılaşma hâli okuru sorgulatır.

Malorie’nin çocuklarına ısrarla gözbağlarını takmalarını tembih etmesi modern bireyin de hayatında pek çok gözbağı taktığını, travmalarıyla yüzleşmekten kaçtığını, bu yüzden de ona rahatsızlık veren bu travmaları bir türlü iyileştiremediğini, sürekli “mış gibi yapma” hâli içerisinde bulunduğunu gözler önüne serer:

“Körler okulundaki diğer insanların iddia ettiği kadar sert ve oğlunun bir öfke patlaması esnasında yüzüne vurduğu gibi kısmen paranoyak olmasına rağmen, var oluşuna eşlik eden karanlıkta yaratıklara, kamplara, yaşama ve ölüme yer yokmuş gibi davranmakta da epey hünerliydi.”

Malorie - Bir Kafes Romanı / Josh Malerman / Çeviren: Aslı Dağlı / İthaki Yayınları / 336 s.