'Kürdistanlı Lawrence' gitti ama risk bitmedi

Gazeteci Murat Yetkin kendi kişisel bloğunda ABD'nin Suriye'den çekilme kararıyla yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

23 Aralık 2018 Pazar, 16:52
Abone Ol google-news

Yetkin'in yazısından bir bölüm özetle şöyle: Bu paylaşımda üç şey bulacaksınız:

1- Trump, Suriye ve Afganistan’dan çekilme kararıyla ABD dış politikasını güdümüne almaya çalışan askeriye içindeki önemli bir ekibi, CIA-Dışişleri desteğiyle tasfiye hamlesi yaptı. “Kürdistanlı Lawrence” McGurk’un istifası bir dönemi kapattı.

2- Trump, Türkiye ile Suriye’de muhtemel bir çatışma ortamının hem NATO’ya zarar vermesinin hem Türkiye’nin Rusya’ya biraz daha itmesinin önüne geçti.

3- Bu gelişmelerde Ankara’nın Suriye-PKK konusunda ısrarcı tutumu ve Kaşıkçı cinayeti ardından yaşananlar pay sahibi oldu.Mattis ve McGurk’un gidişleri, sembolik olarak ABD’nin Orta Doğu politikasını neredeyse son 20 yıldır yönlendiren Merkezi Komutanlık (CENTCOM) bünyesinde “savaş ağaları” gibi davranan şahinler ekibine –ki mevcut Pentagon yönetiminde de pay sahibidirler- darbe vurmuştur denebilir. PKK’yı, Amerikan askerinin burnu kanamadan IŞİD’e karşı lejyoner mantığıyla kullanmaya ne Obama ne Trump yönetimi ses çıkardı, işlerine geliyordu. Ama mesele gelip Suriye’de İsrail ile İran arasında tampon olması istenen bir Kürt devleti, hem de ABD yönetimince de terörist sayılan PKK yönetiminde bir devlet yapısına destek olma aşamasına dayanınca, Dışişlerinin “Orada durun bakalım, siyasi sahaya, bizim sahamıza giriyorsunuz” dediği anlaşılıyor.

Bugün ABD Dışişlerinin başında bir önceki görevi CIA başkanlığı olan Mike Pompeo vardır. Pompeo’nun CIA’deki yardımcısı Gina Haspel bugün CIA Başkanıdır. Haspel, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalandığı ve aynı zamanda Fethullah Gülen’in ABD’ye taşındığı sırada Türkiye’deki CIA istasyonunda görevlidir Haspel’in Kaşıkçı konusunda Trump’a söylediklerinin olayların akışında bir ölçüde etkisi olmuştur.

Ortaya çıkan tabloda bazı riskler var. Bunlar;

• Son dört yıldır Amerikan askeri tarafından NATO standardında eğitim verilen ve silahlandırılan ve sayıları otuz bin olarak ifade edilen PKK militanın Türkiye’ye karşı saldırılarını artırması.
• PKK’lıların ellerinde olduğu bildirilen 3,500-4,000 IŞİD militanını “artık tutamıyoruz” gerekçesiyle hapishanelerden salıvermesi ve böylece aynı zamanda “Bak, gittiniz, böyle oldu” deyip yeniden Amerikan şemsiyesi altına girmesi.
• Bu arada, İngiltere ve Fransa’nın “Biz yanınızdayız” açıklamasının, bu ülkeler Suriye’ye asker göndermedikçe herhangi bir fiziki değeri görünmüyor; muhtemelen PKK’ya “Biz sizi savunduk, bize saldırmayın, ülkemizde saldırıda bulunmayın” mesajı vermeyi amaçlıyor.
• PKK’nın Öcalan döneminde olduğu gibi yeniden Esad rejiminin koruyuculuğuna sığınması ihtimali mevcut. Ancak Amerikalıların önce davranıp çekilmesiyle PKK’nın özerklik için pazarlık gücü ciddi oranda düştü. Ayrıca Çavuşoğlu’nun “düşünebiliriz” açıklaması, Rusya ve İran’ın Esad üzerindeki frenleyici etkisini devreye alabilir. İsrail içinse önemli olan PKK değil, Arap ve İslamcı olmayan bir gücün varlığıdır; bu bakımdan Mesud Barzani’nin KDP’sini her durumda tercih ederler.
TRUMP’A GELİNCE, bir taşla iki değil, beş kuş vurmuş görünüyor:

1- Suriye’de bir Türk-Amerikan çatışmasını önleyerek Rusya’nın güçlendiği, Avrupa’nın güç kaybettiği, Ukrayna ve Baltık krizlerinin yaşandığı bir sırada NATO’nun sarsılmasını önlemiş olması;

2- Türkiye ile iplerin kopmasına gidebilecek bir krizi önlemiş olması;

3- IŞİD’le mücadeleyi bir NATO müttefikine (ve muhtemelen Irak ve Ürdün yönetimlerine) zimmetleyerek Müslümanların kendi içinde bu belayı ortadan kaldırması yolunu açmış olması;

4- İsrail’in asıl rahatsızlığı olan Suriye’deki İran’ın etkisini Türkiye ile dengeleyerek rahatlama sağlamaya çalışmış olması -ki Erdoğan bu gelişmeler ardından Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı aradı;

5- Ve nihayet dış politikası üzerinde (CIA-Dışişleri desteğine dayanarak) asker gölgesini kaldırmış, iç siyasette gücünü artırmış görünmesi."

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ