Melisa Uzunarslan: Kim güçlü kim güçsüz çok belli

Keman virtüözü ve solist Melisa Uzunarslar, "Kapitalist sisteme göre kimler güçlü kimler güçsüz neye göre belirleniyor çok aşikar. Cüzdanınızdaki para, şan, şöhret, eli kolu uzun bir çevre hatta belki de takipçi sayıları..." diyor ve ekliyor: "Sahneye bu kadar yatırım yapmışken sahnenin durması ve herhangi bir destek görememek çok değersiz hissettirdi bunu egosal bir yerden de söylemiyorum duygusal olarak çok sahipsiz hissettim."

08 Şubat 2021 Pazartesi, 16:51
Abone Ol google-news

"Pandemi beni çok korkuttu. İlk iki ay kendimi ne kadar zorlasam da düzelemediğim bir depresyona girdim. Her gün insanların öldüğü ve çaresizliğin dünya çapında olması herkes gibi beni de kötü etkiledi. Sonra ekonomik kaygılar başladı. Bir şekilde bazı sektörler hala çalışabiliyorken benim işim süresiz olarak durdu. Kendi deneyimlerim ve arkadaşlarımla konuşmalarımda yaşananlar çaresizlik hissini ikiye katladı..."

"Madem sadece güçlüler kalır hayatta/ haklısınız beyefendi, bizim rayicimiz çok belli." Bu sözler Melisa Uzunarslan'ın Büyük Buhran isimli albümündeki Palavra şarkısından. Pandemi sürecinde büyük sıkıntılar yaşayan müzisyenlere ses olmak isteyen Uzunarslan pandemi koşullarına karşın kaydettiği albümde hem kişisel hem de meslektaşlarının yaşadığı buhranı anlatıyor. Biz de kendisiyle albümü kaydederken yaşadığı duygusal süreci ve müzik yolculuğunu konuştuk.

Büyük buhran!

 İkinci albümünüz Büyük Buhran oldukça zorlu bir dönemde çıktı. Albümü hazırlama süreciniz bu sıkıntılarla birlikte nasıl gelişti?

 Pandemi beni çok korkuttu. İlk iki ay kendimi ne kadar zorlasam da düzelemediğim bir depresyona girdim. Her gün insanların öldüğü ve çaresizliğin dünya çapında olması herkes gibi beni de kötü etkiledi. Sonra ekonomik kaygılar başladı. Bir şekilde bazı sektörler hala çalışabiliyorken benim işim süresiz olarak durdu. Kendi deneyimlerim ve arkadaşlarımla konuşmalarımda yaşananlar çaresizlik hissini ikiye katladı. Yardım etmeyi görev haline getirmiş bir yapım vardır ve kimseye bir faydam olamayacak olmasından da büyük acı duydum. 2019 yılında Serkan Ferat ile hazırladığımız iki şarkıyı 2020 Mayıs ayında yayınladık. O kendi evinde ben kendi evimde uzaktan görüntüler çekip klibini yayınladık ama inanın ki evin içinde durup klip çekmek için bile gücüm yoktu. Ailem ve erkek arkadaşım Mehmet Hakyemez çok büyük destek oldular bana her zaman olduğu gibi. Burada insanın insana Ithaki olduğunun en güzel örneğini uzun zamandır yakın arkadaşım bas gitar sanatçısı arkadaşım Burak Kulaksızoğlu’nun desteği ile bir kez daha anladım. Çok çalışkan, üretken biriyimdir. Böyle umutsuzlaştığımı hissetmiş olacak ki kendi ev stüdyosunda yaptığı alt yapıları göndermeye başladı bana. “Hadi kalk, üstüne bir şeyler yap şunların paylaşırsın işte” gibi küçük motivasyonlar sağladı. Bu sayede albümdeki “Öksüz” isimli şarkıyı yazdım. Müziğini ve düzenlemesini ortak yaptık. Güzel oldu bu parçayı belki çıkarırım derken bu bir mini albüm fikrine ve üretime yönlendirdi beni. Ve ortaya tüm söz müzik ve düzenlemeleri de bana ait olan 6 yeni şarkı çıktı. Albümü tamamen uzaktan kaydettik. Herkes kendi stüdyosunda çaldı ve çıktı. İlk defa kimse kimseyi görmeden albüm yaptım. Sözlerde hiç geçmese de önce albümün adına karar verdim. Büyük Buhran! umarım bu büyük buhranın artık sonlarına yaklaşıyoruzdur.

 Albümün çıkış şarkısı olan Palavra da tam olarak bu süreçte yaşadığınız veya duyup gördüğünüz sıkıntıları anlatıyor sanırım. Şarkı "ölmekten çok, çok korkuyorum" dizeleriyle başlıyor. Bu sözler insanların genel ruh halini yansıtıyor, ama sizin kişisel olarak endişelerinizi de yansıtıyor mu?

 Ben ölüm fikrinden pek hoşlanmam. Genç yaşlarımda çok sevdiğim insanları kaybettim. Bir şekilde varoluşsal bir kriz arada bir beni yoklar hep o yüzden hastalıktan da korkarım. Bu şarkı tamamen pandemide yaşadıklarımı, yaşananları anlatan bir kanıt olarak kalsın diye düşünerek aslında pek de düşünmeden bir anda içimden gelerek yazdığım bir şarkı ama giriş cümlesini sorarsanız aslında tam tersi bir cümleydi ilk hali sözlerin. Ölmekten korkmuyorum gibi bir şeydi. Kimseyi de üzmek istemedim bu kadar ölüm haberi varken etrafta. Sonra kendime yalan söylediğimi fark edip, biraz da Mehmet Hakyemez’in şarkıyı dinledikten sonraki yorumu üzerine, hayır ben ölmekten korkuyorum ve bunu söyleyeceğim diye düzelterek samimi bir anlatımla paylaşmak istediğime karar verdim.

"Konser yoksa para da yok diyebiliriz. 10 yıldır bunu söylüyordum ama yaşımız genç olduğu için arkadaşlarım “saçmalama” deyip dururdu. Biz hiç emekli olamayacağız. İkramiyemiz olmayacak, maaşımız olmayacak, sigortamız olmayacak. Sonunda bu pandemi ile bu nedense sanki yeni bir konuymuş gibi ayyuka çıktı. Sendika şart. Mutlaka çalıştığı gün kadar bile olsa sigortası ödenmeli çalışanların. Ben yıllardır serbest meslek erbabıyım ama o da pek bir işe yaramadı açıkçası çünkü ben kazanamazsam sigortamı da ödeyemem."

Şarkı "madem sadece güçlüler kalır hayatta/ haklısınız beyefendi, bizim rayicimiz çok belli" sözleriyle devam ediyor. Bu sözler kime veya kimlere bir gönderme içeriyor?

Kapitalist sisteme göre kimler güçlü kimler güçsüz neye göre belirleniyor çok aşikar. Cüzdanınızdaki para, şan, şöhret, eli kolu uzun bir çevre hatta belki de takipçi sayıları... Eğer bir insanın canı bir diğer insanın canından daha öncelikli olarak kurtarılmayı hak ediyorsa, markalar insanlardan daha önemliyse, çok donanımlı bir insan asgari ücretle geçinmeye çalışıyorsa ve bununla ilgili ses çıkardığında “çalış senin de olsun” gibi ucuz ve içi boş cümlelerle karşılık veriliyor, bu kadar da olmaz ama diye üzülerek sadece sistemin köleleri olmaya devam etmek zorunda kalıyorsak işte burada çok büyük bir sorun var demektir. Bu benim ya da sizin çözebileceği bir sorun da değil bu küresel bir sorun. Bu şarkının klibinde de bir sokak müzisyeni olmak istedim. 1 günde 4 klip çektik albüme kliplerin yönetmenliğini de Mehmet Hakyemez yaptı. Aslında bu albümde çalışan bizler belki ekonomik olarak bir getirisi olmayacak olsa da üretmeye devam ettik çünkü bizler hem genciz hem sanatçıyız. Şu kısa yaşam dilimimizde insanlığa faydalı olabilecek ne biliyorsak onu yapmak istedik. Umarım insanlık daha ferah günler görür.

 "Aşka gelsek olmuyor/ parayı kimse sormuyor" bu dizeler hakkında da konuşmak gerek. Müzisyenlerin içinde bulunduğu durumu iyi özetliyor çünkü. İnsanların müzik piyasasına bakışı sadece eğlendirilmekten duydukları memnuniyetle sınırlı sanırım. Salgın döneminde bütün müzisyenler gibi işinizi yapamazken bu konu hakkında neler düşündünüz?

 Ben 26 yıldır keman çalıyorum. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na ilkokul 5. Sınıfta girdim, çift anadal mezunuyum. Yüksek lisansımı da tamamlayarak devam ettiğim müzik, sanat yolunda aslında çok daha farklı bir disiplinle büyüdüm. Benim için müzik eğlence sektörü hiç olmadı. Öyle derin eserlerle öyle küçük yaşta yoğrulmaya başladım ki benim için Prodigy konserinin eğlence sektörü adı altında bahsedilmesi saçma bir bakış açısı. Bunun adı kültür sanat. Her üretim, her stil, her dönem büyük emeklerle hazırlanan altında ne olursa olsun bir felsefesi, ritmi olan şeyler ortaya çıkarıyor. Bu en küçümseyebileceğiniz müzik türünde bile böyle. Eğer o dinlediğiniz şey sizin duygularınıza dokunuyorsa bu bir sanat ürünüdür eğlence değil. O yüzden bu bakış açısını ben hiç ciddiye almadım. Buradaki sorun müzik emekçilerinin sigortasız çalışması, güvenceleri olmaması. Yevmiye ile çalışılan bir iş bu. Konser yoksa para da yok diyebiliriz. 10 yıldır bunu söylüyordum ama yaşımız genç olduğu için arkadaşlarım “saçmalama” deyip dururdu. Biz hiç emekli olamayacağız. İkramiyemiz olmayacak, maaşımız olmayacak, sigortamız olmayacak. Sonunda bu pandemi ile bu nedense sanki yeni bir konuymuş gibi ayyuka çıktı. Sendika şart. Mutlaka çalıştığı gün kadar bile olsa sigortası ödenmeli çalışanların. Ben yıllardır serbest meslek erbabıyım ama o da pek bir işe yaramadı açıkçası çünkü ben kazanamazsam sigortamı da ödeyemem.

Çok değersiz hissettim...

Çevrenizde duyduğunuz ve gördüğünüz kadarıyla müzisyenler ne gibi sıkıntılar yaşadı ve bu sıkıntılarla nasıl başa çıkmaya çalışıyorlar?

 Uzun süren bir durgunluk döneminden sonra herkes bir yol bulmaya çalışıyor açıkçası. Yapılabilecek en çabuk çözüm online öğrenci almak oldu. Fakat o da bir handikap çünkü öğrencilerin aileleri de ekonomik olarak zor durumda, oradan da geçinecek kadar para kazanmak zor. Bunun dışında online konserler yapılıyor ki büyük, tanınmış bir isim değilseniz kimse size yatırım yapmaz ya da bilet satamazsınız yeterli. Zor bir durum. Bir kariyer inşa ederken tercihler yapıyorsunuz ve bazı şeyleri reddediyorsunuz. O zaman sizin reddettiğiniz yerleri başkaları dolduruyor. Ben hep sahnede olmak istedim. Hep çok büyük hayallerim vardı. Sahneye bu kadar yatırım yapmışken sahnenin durması ve herhangi bir destek görememek çok değersiz hissettirdi bunu egosal bir yerden de söylemiyorum duygusal olarak çok sahipsiz hissettim.

 Salgın döneminde yetkili kişi ve kurumların neler yapmasını beklerdiniz? Sizce bu beklentiler neden gerçekleşmedi?

 Hiç olmamış ki sanatçıyı kollayan bir kurum. Devlet sanatçısı olabilirsiniz orada da kadro gelirse ve siz konservatuvar mezunuysanız açılan sınavlara girersiniz kazanırsınız. Bu sınavlar da 5-6 yılda bir oluyor tahminen belki de daha uzun aralıklarla ve alınan kemancı sayısı 3-4. Bu da bir seçenek değil, akademisyen olmakla ilgili de çok az seçenek var yine kadro ve konservatuvar sayısının azlığı sorun oluyor. Bunun dışında okullu okulsuz müzisyen ayrımları, onlar şarkıcı, bunlar rockçı, şunlar senfoni orkestrası gibi sınıflandırmalar da çirkin. Biri daha mı değerli yani? İki tarafta da bulundum, bulunuyorum verdiğim zaman ve emek değişmedi. Çok uzun yıllar ve emek var bu işlerin arkasında. Bu durumda okullu olmayan müzisyenler ne yapacak? Nasıl ispat edecek müzisyen olduğunu ve böyle geçindiğini? Ülkemizde sadece söz- müzik yazarlarının ve yorumcuların dahil olabileceği meslek birlikleri var. Bir gitarist hiçbir yere kaydolamıyor. Devletin de bu konuyu çok kapsamlı bir şekilde incelemesi ve düzenlemesi, güvence altına alması gerek sanatçıları.

 Son olarak sıkıntılı zamanlara karşın ileriye dönük umutlarınız nelerdir? Müzikal anlamda hedefleriniz neler olacak?

 Ben çok şey öğrendim bu dönemde. Mükemmeliyetçi ve hırslı bir yapım var kendimi çok yorduğumu fark ettim. Biri kendini o işe benim kadar adamıyorsa sinirleniyorum. O yüzden herkesin çok çalışkan olmasını bekliyorum. Sanırım bunlardan kurtuluyorum. Bu da benim üreteceğim eserlere, yapacağım performanslara yansıyacaktır. 17 yaşından beri uğraştığım bir anksiyete sorunum da var hatta tanımayan inanmıyor bu kadar çok şeyi anksiyeten varken nasıl yapabiliyorsun diye. Çok üstüne gidiyorum ve anksiyetemi tetikleyen şeyin başkalarının ne düşündüğü, sevgisizlik gibi şeylerin olduğunu fark ettim. Yani ben aslında hep başkalarını mutlu etmeye ve onlar tarafından sevilmeye karşı programlamışım kendimi. Biraz alınganımdır da onu da törpüledim. Kendimi daha fazla sevmeye çalışacağım. Ne olursa olsun yaşamaya devam etmeyi ve hepimizin aslında birer savaşçı olması gerektiğini fark ettim. Hala korkularım var hayatla ilgili ama anda kalmaya ve kendim olmaya ve ne olursa olsun inatla devam etmeye karar verdim. İyi bir insan, iyi bir sanatçı, iyi bir evlat olmaktan başka bir derdim yok. Herkese sağlık diliyorum.

"Kulağımın iyi olduğunu ben daha 3 yaşındayken fark ediyorlar, evin içinde orgla Pink Floyd The Wall melodisini çalmaya başlamışım. Sonra konservatuvar düşünülüyor ve o dönemde konservatuvara ilkokul 3. Sınıftan önce alınmıyor öğrenci. Benim hikayem de ilkokul 5. Sınıfta konservatuvara girmemle başladı." 

Teoman Orkestrasına giriş

 Teoman'ın orkestrasına girmeniz de sizin için önemli bir adımdı sanırım. Giriş hikayeniz de epey ilginç. Bize anlatır mısınız?

Kendisinin yeni ekiple devam etmeye karar verdiği 2013 yılına döneme denk geliyorum ben. O zaman yeni bir ekip kurmak istemiş beni de tavsiye etmişler. 7 yıl çalıştık çok şey öğrendim. Özellikle şarkı yazma, söz yazma hevesimin sebebi kendisinin şarkı sözleridir. Ekibe dahil olma hikayem de bana komik geliyor biraz çünkü kendisini hiç tanımıyordum telefon çaldı, arayacağını biliyordum bahsetmişlerdi ama yine de bir garip gelmişti. Şu saatte şu stüdyoya gel konuşalım dedi gittim sadece 5 dakika konuştuk. Şu an tam hatırlamıyorum ama 5 gün ya da 1 hafta sonra 20ye yakın şarkıyı liste verdi bana ve bunları provada bir çalalım dedi. Tamam dedim ama “ben provada kağıt görmeyi sevmem ezberle “ dedi  işte orası biraz zorlayıcıydı çünkü çoğu şarkısını bilmiyordum, bir de keman partileri tam albümdeki gibi olacak falan biraz iş yani onu ezberlemek. Ama takmıştım kafaya oraya gireceğim ve beni çok beğenecekler. Kapattım kendimi eve bütün trafikleri, partileri ezberledim ve ilk provada beğenisini kazandığımı düşünüyorum.

Sezen Aksu teşvik etti

Şarkı söylemeye başlamanızda Sezen Aksu'nun büyük etkisi varmış. Kendisiyle nasıl bir ilişkiniz var? Size nasıl yardımcı oldu?

Birçok senfoni orkestrasında da, tanınmış popüler isimlerle de çok çalıştım. Solist olarak da, oda müziği ve büyük orkestra olarak da projelerinde yer aldım. Sezen hanımla kısa ama çok etkili bir 1,5 yıllık çalışmamız oldu. Kendisinin solo kemancılığını yaptım aynı zamanda bir albümünde aranjör olarak da bir şarkısını yaptım. Çok sahiplenici, sevgi dolu ve kendinden vermeyi seven biri bence Sezen hanım. Bir grup kurmamızı istemişti ben orada keman çalacaktım hadi sen de bir şarkı söyle dedi. Yok canım ben nasıl söylerim asla yapamam diyordum ama şarkı söyleyebileceğim hissini bana çok önemli bir isim söylemişti. Denedim de bizi sahnede söylerken izleyip beğendi de. O zaman dedim belki de ben bunu da yapabilirim.

 3 yaşında The Wall çaldı

Müziğe henüz çok küçük yaşta merak salmışsınız. Nasıl gelişti merakınız. Neden kemanda karar kıldınız?

Anne babamın fark etmesi ile başlıyor hikaye. Kulağımın iyi olduğunu ben daha 3 yaşındayken fark ediyorlar, evin içinde orgla Pink Floyd The Wall melodisini çalmaya başlamışım. Sonra konservatuvar düşünülüyor ve o dönemde konservatuvara ilkokul 3. Sınıftan önce alınmıyor öğrenci. Benim hikayem de ilkokul 5. Sınıfta konservatuvara girmemle başladı. Aslında enstrüman seçimi hikayem komik biraz. Piyano çalarım ben diyordum, org ile başladığım için herhalde. İki aşamalı gerçekleşiyor sınav önce kulak sınavını geçiyorsunuz sonra hangi enstrümana uygun olursunuz hocalar bunu sizin biraz da fiziki yapınıza göre biraz da size sorarak karar veriyor. Mesela ben dişleğimdir gidip de ben flüt çalmak istiyorum desem zaten almazlardı flüte çünkü ağız, diş yapım müsait değil.İnce uzun el yapısı keman piyano gibi çalgılar için uygundur. Bana “söyle bakalım sen ne çalmak istersin?” demişti sınavda bir hocamız ben de o an hayatımda ilk defa keman demiştim. Onlar da beni kemana almış. İyi ki de almışlar ama niye keman dediğimi hiç bilmiyorum.

 "Üretebildiğim beni iyi hissettiren her tarz müziği yapabilirim ama son dönemde de uzun süre Teoman ile çalışmam ve onun sayesinde çok büyük kitlelere 70 bin kişilik festivallerde rock sahnesinde bulunmak beni büyüledi iyice olmak istediğim bir yer haline geldi. Rock müziğin baş kaldıran felsefesini de ayrıca severim." 

Rock'la büyüdüm

 Rock müziğe yönelmenizin sebebi nedir?

Ben genç bir anne babanın çocuğuyum. Onların tek çocuğuyum ilk evliliklerinden olan. Üniversitede aşık olmuşlar sonra ben olmuşum sonra boşanmışlar, başkalarıyla evlenmişler. Ben annemle ve Işık babamla büyüdüm. Öz babam İlhami tam bir rock müzik tutkunuydu hep rock dinlerdi hala da dinler, Işık babamla da bir süre Almanya’da yaşadık o da büyük bir Pink Floyd hayranıydı. Benim de kulağımda çok olmuş rock müzik. Çok severim. Ergenliğim de Türkçe rock müziğin en iyi dönemine denk geliyor. Bu bir geçiş değil aslında üretebildiğim beni iyi hissettiren her tarz müziği yapabilirim ama son dönemde de uzun süre Teoman ile çalışmam ve onun sayesinde çok büyük kitlelere 70 bin kişilik festivallerde rock sahnesinde bulunmak beni büyüledi iyice olmak istediğim bir yer haline geldi. Rock müziğin baş kaldıran felsefesini de ayrıca severim.

 Anneannem örnek oldu

 Albümde bir de anneanneniz için yazdığınız şarkı var. Bundan da bahseder misiniz?

 Annem ve babam çalıştığı için anneannem ve dedem İsmet Toker bana bakardı. İnanılmaz güzel bir çocukluk geçirdim. Oyunlar oynar, çizgi filmler izler kısacası ne istersem onu yaparlardı hem de severek. Ben yaşlılığına denk geldim anneannemin 96 yılında kaybettik onu. Sonra da ben büyümeye başladıkça hakkında duyduğum anılar, hikayeler muhteşem bir karakter oluşturdu gözümde. 2021 yılında dünyada kadın olmak hala zor iken onun 60lı yıllarda genç bir kadın olarak okuması, ressamlığı, heyecanları, deli dolu ve inanılmaz cesur oluşu beni büyüledi. Kadınların savaşıyla ilgili çok büyük dertlerim var biraz da o düşünceler arasında aklıma geldi anneannem. Hatta annem Melda ve benim de Süheyla’ya ne kadar benzediğimizi fark ettim. Artık yetişkin bir kadın olarak tüm kadınların onu çok seveceğini bildiğim için onu elimden geldiğince iyi tarif ederek anmak ve kadınlara da onun vesilesiyle selam yollamak istedim bu şarkıyla.

14 sene müzik eğitimi

 Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Keman ve Kompozisyon bölümlerinden eş zamanlı olarak yüksek dereceyle mezun olmuşsunuz. Müzik yeteneğinizin yanında bir hayli disiplinli bir öğrenciydiniz galiba. Eğitim hayatı size profesyonel anlamda ne kattı?

O kadar iyi hocalardan o kadar iyi bir eğitim aldım ki. 24 saatim müzikle, müzisyenlerle geçti. Yüksek lisansı da eklersek o okulda 14 sene okudum. Tabii ki yeteneğin işin sadece  yüzde 30-40'ını oluşturduğunu söyleyebilirim. Çalışmanız gerek hem de çok. Başka türlü gelişemiyorsunuz. Zaten kendinize de yetmez oluyorsunuz. Ruhunuz bir eseri çok iyi belki de farklı bir şekilde icra etmek istiyor ama tekniğiniz yetmiyor ve bunu fark ediyorsunuz işte o zaman ya vazgeçeceksiniz ya da deli gibi çalışıp o eseri istediğiniz gibi çalabilecek hale geleceksiniz. İşte o hazzı o başarma hazzını bir kere tattığınız zaman başka hiç bir şey bunun tam olarak karşılığı olamıyor. O yüzden okul bana çok çok fazla şey kattı. Bestecilik bölümünü de okumam benim için başka bir artı oldu. İşin yaratma, üretme kısmının verdiği zevk de bambaşka. Orada da enstrüman bölümünde öğrenemeyeceğiniz çok fazla teknik, teorik bilgi alıyorsunuz bu da sizin müzisyenliğinize ayrıca çok şey katıyor.