Müge İplikçi: ‘Bir gün kazanacak o güzelim çocuklar!’

Çağdaş edebiyatımızın duyarlı yazarlarından Müge İplikçi, Günaydın Bendi adlı kitabında doğaya ve insana ilişkin lirik bir hikâye anlatıyor. Çevre kirliliğini eksenine alan romanında, korkuya ve zorbalığa karşı arkadaşlık, dayanışma ve iyiliği yüceltiyor, iyi-kötü, geçmiş-gelecek, güzel-çirkin gibi karşıtlıkları düşündürüyor.

22 Nisan 2020 Çarşamba, 20:04
Abone Ol google-news

Çağdaş edebiyatımızın duyarlı yazarlarından Müge İplikçi, Günaydın Bendi adlı romanında, doğaya ve insana ilişkin lirik bir hikâye anlatıyor. Çevre kirliliğini eksenine alan, korkuya ve zorbalığa karşı arkadaşlık, dayanışma ve iyiliği yücelten roman, geçmişe ve bugüne tanıklık eden bir kurgu içinde, iyi-kötü, geçmiş-gelecek, güzel-çirkin gibi karşıtlıkları düşündürüyor. Müge İplikçi’nin unutulmaz karakterleri Belgrad Ormanı’nda cesaret ve umut dolu bir zaman yolculuğuna davet ederken, sanatçı Huban Korman’ın renkli desenleri zamanlararası geçişleri boyutlandırıyor.

‘GÜNAYDIN BİR BAŞLANGIÇ!’

- Günaydın Bendi… İlk olarak neden günaydın?

Günaydın, bir başlangıç elbette. Merhaba demenin bir başka yolu. Aynı zamanda kurgu boyunca genç çocukların ana sarılış biçimi de. Onları o haliyle kafamda canlandırırken gençliğin hele çocukluğun nasıl bir define olduğunu bir kez daha hatırladım. Sadece olumlu yanlarıyla değil elbette!

Ancak hemen her seferinde güne, yaşama devam edebilme potansiyelleri karşısında şapka çıkardığım da bir gerçek. Oynarken kendilerini kaybetme ustalıkları, vb. Günaydın, bu noktada, her ne olursa olsun ya da her ne olduysa oldu, devam edelim demek-galiba.

Bendi’ye gelecek olursak... Onu kitap okuruna bir sır olarak saklama niyetindeyim. Küçük sürprizlerden biri de o kitapta çünkü! Dille yola çıktığım bir oyunun parçası da diyebilirim.

Kitabı okuyan genç kitap kurdu arkadaşlarımdan bu yönde çok ilginç cümleler duyuyorum. O oyunu ilk etapta fark etmediklerini söylüyorlar. Bu onları ilk etapta şaşırtmış. Günaydın Bendi, sürprizli bir ad. Esasen kitap da öyle. Bir ağustos sonunda, bir ikindi vakti bu sürprizle zihnime dalıverdi. Yol boyunca da ısrar etti, benimle kaldı. Sonra da malum son!

‘KENDİMİZİ ÖLDÜRMÜŞÜZ, ORMAN NE Kİ…’

- Kitabın odağa aldığı vurguları açar mısınız?

İlk etapta, hemen hemen tüm çocuk kitaplarında peşine düştüğüm farklılıkların ne olduğu ve ne olmadığı soruları mevcut. Farklı olana karşı, yetişkinlerin tercihleriyle şekillenen dünyanın çocuklara nasıl yansıyabileceğini tasarlayarak yola çıktığımı söyleyebilirim.

Bir de kitapta bir orman sorunumuz var elbette! Ormanları öldüren bir canlı türünden ne hayır gelir ki çıkarsamasının etrafında dolanıyorum bol bol. Cevap belli: Hiçbir hayır gelmez... Ormanını, yaşamını yok sayan feci bir canlı türüyüz.

Ancak şu da var. Sadece çevremize mi böyleyiz? Ya da bu halin kaynağında, özünde neler var sorusu da kitap boyunca takip edilebilir. Takip edilince de varılan cevap pek parlak değil... Kendi içimizde boğulup kalmışız. Kendimizi öldürmüşüz. Orman ne ki... Bakınız Mays Canavarı’nın halleri.

Onu sevebilir miyiz? Pek sevimli gözüküyor. Öyle değil mi? Kitabın kapağında da duruşu vb. sevilesi bir hal. Ancak burada da şunu düşünmek isterim. Bizim onu sevmemiz değil, onun kendini sevmesi lazım. Ve derken kötü haber geliyor: Mays Canavarı kendinden nefret ediyor! Sıkıntı burada.

KÜL YUTMAZ, DOĞA TUTKUNU NEŞE!

- Mays Canavarı’na geleceğiz ama biz yine de önce çok kahramanlı kitabınızın dokuz yaşındaki bilmiş mi bilmiş yeni kuşak Neşe’sini merkeze alarak devam edelim… Annesine laf yetiştirmekte üstüne yok. Zehir zekâ… Karşısına çıkanın işi zor öyle ki sadece laf yetiştirmekle kalmıyor, bir tür Mays Canavarı olarak hayal de ediveriyor onları. Neşe neler öğrendi, ne dersler çıkardı serüveninin sonunda?

Doğrusu Neşe’den ben de korkuyorum! Kül yutmazın önde gideni o. Ona yalan söylemezsiniz. Kaçamazsınız. Sizi kovalamaya tenezzül de etmez bu arada. Biraz bencil, kısacası. Doğaya tutkun ama başarıya da odaklı biri. Anne ve babasının romantizmi onda mevcut değil. Lakin sevmeyi onlardan daha iyi biliyor!

Yine de yenildiği yerler var elbet. Ancak, kanımca hikâyeden sonra, onun için de bir şeyler değişecek. O değişimi kitapta tam olarak göstermedim. Özellikle... Doğrusu biraz da okurun hayal gücüne bırakmak istedim orasını.

Neşe nasıl değişecek? Dünyayı seviyor ama bunun yetmediğini gördü yol boyunca. 21. yüzyıla özgü bir değişim geçireceği muhakkak. İnsancıllığının yeryüzüyle kesiştiği bir yerle uzlaşacak mutlaka.

Ancak sesini nereye kadar duyurabilecek? Ya duyurmaktan vazgeçerse o zaman ne olacak?

Bu yüzden ayağım frende bitirdim kitabı. Ona güveniyorum demenin yeterli olmadığı bir kavşakta bıraktım. Belki de onu emanet ettiği yerin adı büyümektir. Ya da kısaca yaşama güvenmek ve Neşe’yi yaşamın ta kendisine teslim etmek.

Hata yapacaktır. Bırakalım yapsın. Ancak o savaştan düzgün biri olarak çıkacağına inanıyorum. Dünyaya iyi gelecek bir ruhla mücadelesine devam edeceğine...

‘KÖTÜLÜĞE KAFA TUTAN ÇOCUKLAR HEP OLACAK’

- Ve Mays Canavarı! Bu kötücül ve zamanlar arası varlığın metnin metaforik yapısındaki yerini ve ona kafa tutan korkusuz çocuklarımızı anlatır mısınız?

Mays Canavarı, zamanlar arası mekik dokuyor, evet. Neden mi? Çünkü insanın içindeki kötülük zamanları aşıyor ve bitmiyor. Ona çare bulamadık... İnsanlık adına o reçeteyi bulmanın yolu için, ilk etapta, hastanın hastalığını kabullenmesi şart. Peki bu mümkün mü? Keşke mümkün olsa-ydı... Şimdiye kadar insanlık iyilik adına bu önemli bariyeri tam olarak atlayamadı. İyiliğe giden yolun kendi içindeki kötülükle yüzleşmeyi önerdiği o bariyeri. Ya Mays Canavarı’na kafa tutan çocuklar? Onlar da zamanları aşar boyutta elbette. Geçmişte de vardılar, şimdi de varlar ve gelecekte de olacaklar. Ve bir gün, kötülüğe karşı gerçekten kazanacak o güzelim çocuklar! Bütün zamanları aşarak. Biliyorum.

‘ORTAK YANLARI DÜŞLERİ OLMASI’

- İki kuşak öyküler… İki kuşak çocukluk… İki kuşak haylazlık, merak, keşif… Ve bozulan doğa… Leylekler, göller… Doğayı çöplüğe çeviren Mays Canavarı’na pabuç bırakmamış, büyümüş çocuklar Berk, Berrak, Ahmet ve Çiğdem… Ve Günaydın Bendi’nin galip geldiği o unutulmaz maceraları… Romanın yetişkinleri yani büyümüş çocuklar ile onların çocuklarının yaşadıkları maceraların ortak noktaları neler?

Ortak yanları düşlerinin olması. Düşler zaman tanımaz. İyi ki öyleler. Kitabın geçmişle şimdi arasında okuduğu mekiğe de uygun düştüler... Diyorsunuz ya; “İki kuşak öykü… İki kuşak çocukluk… İki kuşak haylazlık, merak, keşif… Leylekler, göller…” Bunların tümü hem geçmişin hem şimdinin düşleri arasında gezinen ve beni tetikleyen fırsatlardı.

Bozulan doğaya gelecek olursak, orada işler karışıyor elbette. Bundan kaçamayacağımı biliyorum artık. Çirkin şeyleri de göze almak durumundayım. Eğer yazacaksam. Eğer edebiyatçıysam.

Kitapta Günaydın Bendi galip geliyor. Yani şimdilik! Birlikte olursak başarırız gibisinden, yazarken biraz zorlandığım bir mesaj var orada. Ancak zaman olarak o kadar büyük kötülüklerin yaşandığı bir yüzyılın içinden geçiyoruz ki kendime engel olamadım desem yeridir!

Ama gerçekten, yalan değil, birlikte olursak başarabiliriz. Hiçbir şeyi olmasa da yaşamın hakkını vererek başarabiliriz. Kuşaklar boyunca altını çizmeye çalıştığım da bu oldu kitapta. Zaman zaman dozunu kaçırmış olabilirim... Genç okurlarım beni affetsinler.

‘SEVECEN BİR DİL ARADIM’

- Bizi ta çocukluktan kuşatan önyargılara ve sabırsızlıkla bileşen yüz çevirişlerimize karşı da nasıl duruyor Günaydın Bendi sevecen bir dille?

Sevecen bir dil... Bu kitaptaki özel arayışımdı. O dili oluşturmak için epey ter attım. İki zaman arasında ve özellikle de şimdiki zamanı geçmiş zamana akıttığım yerlerde beni epey köşeye sıkıştırdı. Bereket leylekler imdadıma yetişti! Onlar tüm sivrileşen anlara ve o anların sözcüklerine şifa verir. Kitapta da öyle oldu. Huban Korman’ın çizimleri bu anlamda da harika eşlik ediyor öyküye.

- Çocuk ve gençlik kitaplarındaki içerik gelişimini, bu yöndeki olumlu ve olumsuz değişimlere ilişkin görüşünüz?

Çocuk edebiyatı konusunda çok kitap okumaktayım. Şaka değil! Bu alanın yenisi olduğumu düşündüğümden belki de. İyi yazılmış eser karşısında ise çok heyecanlanıyorum. Şu büyükler için tasarlanmış konuların çocuklar için anlatılabilir olduğunu gördüğüm eserler... Kanımca edebiyatımızın bu konuda aşacağı eşikler var. Yavaş yavaş aşılacaktır kanısındayım.

- Son olarak üzerinde çalıştığınız kitaplarınızdan da bahseder misiniz?

Şu an bir yetişkin dosyası üzerine çalışıyorum. Sanırım bir roman! Çocuklar için de planladığım bir sürpriz mevcut diyebilirim... Bir yandan da her şeyin bunun dışına taşması mümkün. Şu aralar bir sürü öykü kapımı çalıyor. O öykülerden hangisini içeriye buyur edeceğimi ise zaman gösterecek. Hele şu dar zamanlı günleri atlatalım...

Günaydın Bendi / Müge İplikçi / Günışığı Kitaplığı / 120 s.