Nâzım’dan günümüze ışık

‘Entelektüel Tarihimizde Kırılma Noktası: Nâzım Hikmet’in Açlık Grevi’

18 Aralık 2014 Perşembe, 21:43
Abone Ol google-news

Boğaziçi Üniversitesi, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi hafta başında açıldı. Sevinçle karşılanacak bir girişim. Keşke... Keşke, sadece Boğaziçi Üniversitesi’nde değil, ülkemin tüm üniversitelerinde, Türkçemin bu dünya şairiyle ilgili araştırma merkezleri gerçekleştirilse... Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı kurucularından biri olarak böyle girişimlere vakfın her zaman olumlu baktığını ve bu kez olduğu gibi, her seferinde el vermeye hazır olduğunu belirtmeliyim..

Merkezin açılış törenine ilişkin tepkileri ve sonuçlarını Aslı Uluşahin’in haberlerinde okuyorsunuz. Tepkilere katılıyorum. Açılış konuşması için Orhan Pamuk seçimi, yanlış bir seçimdi. Benim o açılıştan vurgulamak istediğim Zafer Toprak küratörlüğündeki
sergi. “Entelektüel Tarihimizde Kırılma Noktası: Nâzım Hikmet’in Açlık Grevi” başlığını taşıyor...

 

Açlık grevi bir milat

Nâzım Hikmet’in haksız yere tutuklanıp mahkûm edilmesine karşı verdiği mücadelede malum 1950’deki açlık grevi var. Şairin “Millete verdiğim açık istidaya canımı pul yerine kullanıyorum” dediği olay!

Zafer Toprak, sergi konseptini ilkler üzerine ve salonun ortasına yerleştirdiği bir hücre üzerine kurmuş. Bu açlık grevini, “İnsan hakları ve entelektüel tarih açısından Türkiye’de bir milat” olarak niteliyor ve bu olayla birçok “ilk”in yaşandığına dikkat çekiyor.

İlk kez açlık greviyle sesleniş; ilk kez aydınların bir bireye dönük davaya sahip çıkması; ilk kez dünya kamuoyunun böylesine güçlü harekete geçmesi...

Sergi alanını oluşturan “hücrede” ise bir hücrenin içi, bir de dışı var... Açlık grevi sürecinde Nâzım ve Türkiye’deki dayanışma hücrenin iç duvarlarında; dünyada aynı tür “entelektüel kırılmalar”, dış duvarlarda yansıtılıyor.

 

İktidar gelir geçer

Anımsatayım: Nâzım Hikmet’in açlık greviyle ilgili belgelerin, mektupların tıpkıbasımı ve geniş kapsamlı bir kitap, Turgay Fişekçi ve Kıymet Coşkun’un katkılarıyla Bilgi Üniversitesi tarafından 2011 tarihinde yayımlanmıştı.

Sergide, Celile Hanım’ın elinde pankart, oğlu için Galata Köprüsü’nde imza toplarkenki fotoğrafı görünce ve bu eylemi sırasında polis tarafından “trafiğe engel oluyor” gerekçesiyle yaka paça önce emniyet müdürlüğüne, sonra savcılığa sevk edildiğini anımsayınca inanın artık gülmeye başladım...

Bazı şeyler hiç değişmiyor. Yani bunca yıl sonra al işte yine trafiği engellediği için gözaltına alınıyor gençler ya da yaşlılar! Trafiği engellemeseler her hakları olacak! Gezi protestolarında polis neden onca şiddet kullandı sanıyorsunuz: Trafik engellenmesin diye!

Serginin bir gösterdiği de iktidarın, güç sahiplerinin nasıl gelip geçici olduğu... Ama sanatın, edebiyatın kalıcılığı... Gerçek yetenek, gerçek deha, gerçek sanatçı hükümet, iktidar ne karar alırsa alsın yok edilemiyor. Dün de böyleydi. Bugün de böyle! (Bunları biz ve siz okurlar biliyor da, bir de başımızdakiler öğrenebilseler!)

 

BİFO ile barış için müzik buluşması

Geçen haftanın bence en muhteşem olayı Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) ile Barış İçin Müzik Samuel Matus’un yönetiminde Lütfi Kırdar’da verdiği konserdi.

O gençler ve çocuklardan oluşan orkestranın, o en yetkin abla ve ağabeyleriyle
yan yana, omuz omuza, yürek yüreğe konser vermeleri dolu salonda benim gibi herkesi ağlattı! Muhteşemdiler. Konserin solisti piyanist Kaan Baysal, 11 yaşına onca duygu ve düşünce yoğunluğunu nasıl sığdırdı aklım durdu!

Gürer Aykal yönetiminde önceki gündü. Bu akşam ise Mercan Dede ile Sinatra’dan Beatles’a; baroktan klasik döneme sürprizli bir konser var. Bunu da kaçırmayın!