Nedir şu ‘psikolojimizin bozulması’?

Çocukluk travmaları üzerine okuyan, araştıran ebeveynler, çocuklarında da aynı izler oluşmasın diye çabalarken sık kullanıyorlar artık bu tabiri. Yetişkinler arasındaysa buna bir duygudurum bildirimi denebilir; alt okuması ya çok kalabalık ya da bomboş…

18 Nisan 2021 Pazar, 00:05
Abone Ol google-news

Çizimler: DOĞAN GENÇSOY

Şöyleydi, böyleydi, diye başlayan kitapları elime aldığım hızla elimden bırakma alışkanlığımı çok erken yaşta edindim. Kimileri biraz daha şans tanımaktan yana olabilir bir kitaba; “İlk 50 sayfa önemli…” diye yaklaşanlar da var, biliyorum. Bu konuda pek çok yazar, şair dostumla da sohbetim oldu. Benim içinse ilk cümle, yazarın, yazmanın neresinde durduğunu belli ediyor o eserinde. İçinde mi dışında mı?

Bu dışında olma meselesi, kuş bakışı bir hâkimiyet değil. Tasarlanmış bir yazma haliyle, size derdini, hayatından bir kesiti aktarma çabasındaki karakterinizin anlatmadığı veya öykünün hiç de ihtiyacı olmadığından anlatmayı seçmediği bilgileri, metnin üstüne ekme çabası söylemeye çalıştığım.

Kurgusuz mu olacak, diye karşı çıkışlar olursa… Kurgu edebi bir metnin bel kemiği, omurgası hatta üsluba yer açan eşlikçisi diyebiliriz sanırım. İyi kurgu okutur ama neyi kurguluyorsunuz? Karakterin size gösterdiklerini mi örüyorsunuz titizlikle yoksa karakteri ve anlatmadığı halde uydurduğunuz bilgileri mi metne yedirmeye çabalıyorsunuz?

Bu içsel ses, yıllarca zihnimde yankılandı durdu. Okuma sürecime katkısını da deneyimledim, onaylayıcı olarak. Yine de bir yazın insanı onaylaması arayışım vardı bu iç ses için ve Le Guin’de rastladım:

“Bir kitap bana bir fikir, bir konu, bir olay, bir toplum veya bir mesaj olarak gelmez, bir insan olarak gelir. Belli bir uzaklıkta, çoğunlukla bir manzara içinde görülen bir insan. Yer oradadır, kişi oradadır. O adamı ben icat etmedim, o kadını ben yaratmadım: adam veya kadın oradaydılar. Benim işim de oraya gitmek.” (Ursula K. Le Guin / Kadınlar Rüyalar Ejderhalar / Metis Seçkileri 9 / Bilimkurgu ve Bayan Brown / s.84)

İLK CÜMLEDE ARDINA TAKILDIĞIMIZ OSMAN

Çocuk edebiyatına emeğini kurgu yapıtları ve araştırmalarından beslenerek izlediğimiz Ayfer Gürdal Ünal da, Osman’ı, tıpkı Le Guin’in karakterlerini gördüğü gibi görmüş ve anlatmış başından geçenleri.

Biz de, “Biliyorum, anlatınca siz de bana hak vereceksiniz. Epi topu dokuz yaşındayım ve bu kadarı gerçekten fazla... Bıktım yahu, herkesin ağzında bir söz. Ya ‘Osman, sen benim psikolojimi mi bozmak istiyorsun?’ ya da ‘Dikkat, çocuğun psikolojisini bozacaksın,’ diye diye bana keçileri kaçırtacaklar. Anlatayım da siz karar verin. En iyisi en başından, horozların kalkış saatinden başlayayım,” diyen Osman’ın peşine takılıp yanında yürüyoruz, Ünal’a anlatacakları bitene kadar.

TIRTIL OSMAN’IN BİR GÜNÜ

Kitap, Osman’ın uyanışıyla başlayıp yatağa geçip günlüğünü yazmasıyla son buluyor. Bir gün içerisinde başına bir sürü şey gelirken aklından da türlü türlü düşünceler geçiyor. Deneyimlerini yaşadıklarında kullanıyor, öncesi-sonrası sağlamaları yapıyor, farklı bakış açılarıyla durumları tekrar tekrar değerlendiriyor. Onun canı sıkılırken bu durumlara, biz ona hissettirmeden çokça gülüyoruz.

Matematikten çıkıp zıt sözcüklerin işlendiği Türkçe dersine giriyoruz Osman’la, arkadaşlara takılan lakapların etkilerini sorgularken öğretmenin nutkunu sabırla dinleyip öz eleştiri yapıyoruz. Bir sürü olayın, duygunun içerisinden geçerken eğitimcilerin, çocukların yaşamındaki önemine yaptığı vurgu ve farklı eğitimci tutumlarına örnekleri keyiflendiriyor bizi.

Sonlara doğru, annenin öz eleştiri yapmasının, üstelik bunu Osman’la iletişiminde açıkça dile getirmesinin çocuk üzerindeki olumlu etkisini de tatlı bir hamleyle sunmuş Ünal. Müfettiş Emine Taş karakteri ise beklenmedik bir hamleydi bizi neşelendiren.

‘BOZULUP DURAN PSİKOLOJİ’

Kabul, pek çok ezberimiz var, büyürken çocuklarda olumsuz sonuçlar doğuran ve iyi ki okuyan, araştıran ebeveynler gün geçtikçe çoğalıyor. Bu alanda kendini güncelleyen uzmanlar daha çok insana ulaşmayı hedefliyor ve daha çok güncel kaynağımız var bugün.

Televizyonda program yapan ve ceza paspasında bekletmeyle çocuk eğitildiğini iddia edip bir de bunu anne babalara “öğreten” psikologların hatalı olduğunu anlayacak noktaya bile vardık.

Bu, öz eleştiri yaparak, kendiyle yüzleşerek, çocuklarının üzerine titremek kulağa yanlış da gelmiyor; sadece ipin ucunu biraz kaçırıyor olabilir miyiz? Osman’ın, anne babası başta olmak üzere etrafındakiler de durumu biraz abartmışlar.

Beslenme konusunda demokratik bir tavır sergilemeye çalışırken çocuklarıyla uzlaşamayan annenin feryadı da buna varıyor: “Tamam tamam, sizin beden sağlığınızı koruyayım derken benim ruh sağlığım bozulacak. Fikir sormaktan vazgeçtim, ben ne pişirirsem o yenecek, anlaşıldı mı?”

Çocukların demokratik bir yaklaşımı benimsemeleri için yetiştikleri ortamın da demokratik olması, buluşacağımız ortak paydadır sanıyorum. Çocuğunuzun kitap okumasını istiyorsanız önce siz okumalısınız kadar temel bir duruş bu da.

Ne var ki yetişkin otoritesi de büyürken çocuğun bolca gereksinim duyduğu bir şey, hele de kaynağı bilimsel veriyse.

Anne de hem nasıl dengeli besleneceklerini hem de çocuklarının neler yemek isteyeceklerini biliyor, onlara önceden de sormuş ama her hafta sil baştan başlatıyor süreci. Bu tercih anneninken, onun ruh sağlığını bozmakla suçlanınca “psikoloji bozulması” zincirine bir halka daha ekleniyor Osman’ın.

Osman birilerinin psikolojisini neden bozduğunu anlayamamakla birlikte onun psikolojisini asıl bozan şeylerin göz ardı edilmesine de tepkili… Bölüm sonlarında dert yanıyor.

Biz kitabı, Osman’ın pilot olma kararına annenin karşı çıkışı, babanın da bu tepkiye karşı olması sebebiyle başlayıp kimin Osman’ın psikolojisini daha çok bozacağına evrilen tartışmayla bitirirken, Osman pilotluğu özgürlük hissiyle bağdaştırarak günlüğüne dönüyor.

Ayfer Gürdal Ünal’ın ve karakterleri boyutlandıran Doğan Gençsoy’un emeğine sağlık, okuma listenizde yerini alacak akıcı “bir gün” için!

Tırtıl Osman'ın Bir Günü / Ayfer Gürdal Ünal / Resimleyen: Doğan Gençsoy / Redhouse Kidz Yayınları / 136 s. / 9+ / 2021.