Nergis Öztürk: Takıntılarımın olmasına takıntılıyım

Öztürk ve Toktaş, Berfin Zendirlioğlu'nun yönettiği Heşteg adlı tiyatro oyununda dijital sahnelere dönmeye hazırlanıyor. Oyun Kadıköy Boa Sahne'nin internet sitesinden izlenebilecek.

13 Şubat 2021 Cumartesi, 16:05
Nergis Öztürk: Takıntılarımın olmasına takıntılıyım
Abone Ol google-news

Kıskanmak'ın Seniha'sı, Avlu'nun Zerrin'i, Hatırla Sevgili'nin Ayla'sı... Gişe Memuru, Yeraltı, İstanbul Kırmızısı... Altın Portakal'lı oyuncu Nergis Öztürk, son olarak Kurtcebe Turgul'un kısa filmi Sevinç Vesaire'de gözlerimizin pasını sildi, 15 dakika göz açıp kapatıncaya kadar bitti, başa sarıp tekrar izletti, düşündürdü, zamanın ötesindeki devlet dairesini gözlerimizin önüne, kendi zamanımıza getirdi. Sözlükçüler toplum refahı için sakıncalı sözcükleri sözlükten atadursun... Zamandan muaf devlet dairesinde, bitimsiz mesailer yeniden, yeniden başlasın. Sevinç, arzu, şen, rüya, hülya, sevda sözlükten çıksın mı çıkmasın mı? Kabul edenler.. kabul edildi! Bakarsınız daireye atanan bir daktilocuyla rutin bozulur. 

Eşi Cemal Toktaş ile açtıkları Taşra Kabare'de başarılı işlere imza atıyorlardı. Üç yıl süren Taşra Kabare, pandemiden önce kapandı. Öztürk ve Toktaş, Berfin Zendirlioğlu'nun yönettiği Heşteg adlı tiyatro oyununda dijital sahnelere dönmeye hazırlanıyor. Oyun Kadıköy Boa Sahne'nin internet sitesinden izlenebilecek. Nergis Öztürk'le pandemiyi, tiyatroyu, Sevinç Vesaire'yi konuştuk...

- 40’ların en güzel yaşlar olduğu söylenir. Size neler hissettirdi, neleri farkettirdi? 

40 lı yaşlarımla ilgili konuşmak için sanırım 50 lere gelmem gerekiyor. Çünkü geriye dönüp baktığımda her 10 yılda bir hayatımda büyük değişikler olmuş. Bu bana özel birşey değil tabi. Sadece şunu söyleyebilirim, zamanla insanın kendine doğru yolculuğu daha ağır basıyor.

- Oyuncu olmaya karar verme süreciniz biraz sıkıntılı geçmiş. 15 yaşında oyuncu olmayı istiyorsunuz. Sonra bazen vazgeçiyorsunuz, bazen ne istediğinizden çok eminsiniz. Nasıl günlerdi? Ve tabii ki sizi etkileyen bir arkadaşınız Ayça... Geriye dönüp baktığınızda o günlere dair neler hissediyorsunuz?

13 yaşımda ani bir kararla Gölcük'ten Bursa'ya taşımıştık. Bilmediğiniz bir şehirdesiniz ve hiç arkadaşınız yok. Çocukluğum sokakta ve kalabalıkla geçti. Bu taşınma durumu çok yalnız hissettirmişti bana kendimi o zamana dair hatırladığım en yoğun his bu. Çünkü o yaştaki bir çocuğun tek derdi arkadaş olabilir sanırım. Ayça ortaokulda ilk arkadaşlarımdan biriydi ve en yakınıydı. Bir gün okul çıkışı Devlet tiyatrosunun önünden geçerken' buranın kursu var seçmelere katılıcam sen de gel' dedi ve böylece başlamış oldum. Tiyatro çok büyük aşkım oldu. Birkaç sene devam ettim sonra biz yine ani bir kararla İstanbul'a taşındık ve herşey tekrar değişti. Her seferinde daha büyük bir yere taşınmışız. Bu da etkiledi beni tabi herşey geride bırakmak iyi gelmemişti ve büyüyordum ve kafam çok karışıktı. Üniversite sınavına denk geliyor bu zamanda. Ne olmak ne yapmak istediğimi bilmiyordum. Sonra karar verdim sınavlara girmeye ve süreç öylece başlamış oldu.

- 10 Saniye'de patolojik bir anneyi canlandırdınız, Kıskanmak'ta kıskançlığın insanı soktuğu halleri, Avlu'da takıntılı Zerrin'i... Patolojik durumları, insanın rahatsız edici yönlerini canlandırmayı seviyorsunuz sanki...

Ben oynamayı seviyorum. Oyunun içinde olmayı. Şanslıyım birbirinden farklı güzellikte karakterlerle tanıştım ve birlikte yolculuğa çıktık.

- 2019'da oynadığınız Sevinç Vesaire, çeşitli festivallerde gösterilmiş bir kısa film. Şimdi dijital platform Gain'de yayınlanıyor. Tam da zamanın ruhunu yakalayan ve tekrar tekrar izlenesi bir film. Diyaloglar etkileyici ve düşündürücü. Size neler düşündürdü bu kısa film? 

Senaryoyu okuduğumda çok etkilendim. Zamanın ruhunu aslında bu yüzyılın ruhunu yansıtan şahane bir senaryo. Kurtcebe Turgul'un kalemine hayran olmuştum ve hemen kabul ettim  sonraki süreç de çok güzel geçti. Birçok festivalden çok güzel ödüller aldık.

- Sizin sakıncalı sözcükler listenizde neler var? Hangi sözcükleri hayattan çıkarırdınız?

Bu sorunuzun cevabı çok uzun olur. O kadar çok şey var ki. Sakıncalıdan ziyade zarar veren sözcükleri çıkarırdım ki eylem ve düşünce olarak tamamen silinsin yeryüzünden.

- Daktilocunun soruları devlet dairesindeki rutini bozuyor, işleri karıştırıyor. Hayatta da daktilocu gibi ezber bozan, soru soran tiplere çok ihtiyacımız var öyle değil mi? 

Evet aynen öyle yaşadığımız alışageldiğimiz rutinden çıkmaya çok ihtiyacımız var

- Daktilocunun adı Umut. Sözlükçülerin şefi "İlginç isim, hiç duymadım" diyor. Yoksa umudu sözlükten çoktan çıkardık mı?

Çıkardık mı çıkarmaya mı çalışıyorlar bilmem...

- Rüya kelimesinin sözlükten çıkıp çıkmayacağı tartışması daireyi kilitliyor. Olay yarım kalıyor, siz sahneyi nasıl devam ettirirdiniz?

Rüyalar olmadan yaşayabilir miyiz bilmiyorum hiç düşünmedim.

- Ne konuştuğuna dikkat et, gerçek olur derler. Kullanmayı bıraktığımız kelimelerin, konuşmayı bıraktığımız kavramların anlamını da mı unutuyoruz? Neler onlar?

Zamanla herşeyin anlamı değişiyor elbette yaşamlarımız nasıl değişiyorsa kelimelerimiz  cümlelerimiz de değişiyor. Hızlı yaşamlarımız kısaltmalarla dolu. Kısaltarak yaşıyoruz bu hayatı sanırım ve çok acelemiz var. 

- Geçen yıl Engin Hepileri ile birlikte oynadığınız Akciğer'de, dünyanın başta küresel ısınma olmak üzere türlü dertleri varken çocuk yapıp yapmamayı tartışan bir çifti canlandırıyordunuz. Ardından da pandemi geldi. Salgın günleri size bu anlamda neler hissettirdi? Çocuk sahibi olmak ölümü yenmenin bir yolu olabilir mi?

Engin'le Akciğer'i 5 sezondur oynuyoruz. Oyunun meselesi güncelliğini hep koruyacak sanırım. Benim bir oğlum var ve bu meseleyi tartışmadım doğal olarak.Neyi yaşıyorsun ne için yaşıyorsun kime yaşıyorsun. Sürecin insanoğlunun kendisiyle ilgisi var çocuklarla değil bence. Onlar bize emanet, onlar bizim umudumuz. 

- Bugüne kadar oynadığınız karakterler sizde ne gibi izler bıraktı? Oldu da karşınıza çıktılar, onlara neler söylersiniz?

Kimisi hayattan kimisi hayalden. Merhaba derim, gel otur. 

- Pandemi dönemi sizce tiyatroya nasıl yansıyacak? Aklınızda sahneye koymak için birşeyler var mı? 

Şu an tiyatrolar çok zor durumda hiçbir destek olmadan herkes kendi içinde çözüm yolları bulmaya çalışıyor. Bizim eşimle açtığımız bir kabaremiz vardı. Taşra Kabare. Pandemiden önce kapattık. 3 sene sürdürebildik. Çok güzel işler yaptık fakat maddi olarak daha fazla dayanamadık. Sürekli dışardaki işlerimizden kazdığımızı aktarıyorduk. Bir yerde dur dememiz gerekti. Tiyatro yaparken zaten genel olarak bunu yaşıyorsunuz, pandemi zor olan şartları daha da zorlaştırdı. Şu an Kadıköy Boa Sahne'nin 'boakısalar' 'sezonhayattakalmak' başlığıyla başlattığı bir projede biz de Eşim Cemal Toktaş ile rol aldık. Tamamen Türk yazarlardan oluşun kısa oyunlar var. Her oyunda farklı oyuncular oynuyor ve farklı yönetmenler yönetiyor. Bu dönemde birlikte hayatta kalmak için yapılan bir proje. Bizim oyunumuzun adı HEŞTEG. Ebru Nihan Celkan yazdı, Berfin Zenderlioğlu yönetti, Cemal Toktaş ve ben oynuyoruz. Şubat ayı içinde dijital olarak yayınlanacak. 

- Bir tiyatrocu gözüyle, pandemi dönemi sizce insanlarda hangi duyguları ve davranışları ortaya çıkardı? Siz bu dönemi nasıl geçirdiniz, hangi duygularla? Siz de İstanbul'dan kaçıp gitmek isteyenlerden misiniz?

Bizi eşimle İstanbul'dan kaçma isteğimiz çok öncesine dayanıyor. Ben zaten çok geç geldim İstanbul'a ve hiçbir zaman çok sevemedim. Gezerken çok büyülü yaşarken çok yorucu bir şehir. Ailelerimiz şehir dışında olduğu için şanslıyız yazları burada geçirmiyoruz. Bir köyümüz var daha ne olsun. Yani pandemiyle ilgili çok büyük kararlar almadım ya da çok büyük aydınlanmalar yaşamadım. 

- Takıntılarınız neler? 

Takıldığım bir sürü şey var. Takıntımın olmasına takıntılıyım

- Pandeminin yıkıp geçtiği sektörlerden biri de tiyatro. Salgın bitince tiyatro salonlarına bir hücum olur mu? 

Tiyatro seyircisi elinden geleni yapıyor ve desteğini veriyor zaten hücum da ederler. 

- Eşiniz de oyuncu, birlikte bir tiyatro da kurdunuz. İki tiyatrocunun yaşadığı ev nasıl bir ev?

Cümbüş...

- Oğlunuz Yaman'a nasıl bir dünya bırakmak istersiniz? 

Onların kuşağı şahane. Yaşamak istedikleri dünyayı kurarlar. 

- Anne olmak sizi nasıl değiştirdi?

Daha kaygılı biri oldum. 

- Gelecek planlarınız neler? Canlandırmak istediğiniz bir karakter var mı? 

Gelecekle ilgili değil şimdiyi yaşamaya çalışıyorum çabam bu. Ömrüm yettiğince oynamak isterim onlar beni bulur ben de yaşatırım elimden geldiğince.