Okumadan kâtip, yazmadan âlim

Dilin bu kadar da boşlandığı bir dönem yaşamadım hayatımda. Dil dökülüyor. Ama ne dökülmek! Bir kez elimizden giderse bir daha geri gelmez diye elimde olmadan bazı kullanımların yaygınlaşmasını engellemek için çırpınıyorum. Bakın, örneğin bir yazıya “an itibarıyla” diyerek başlandığını gördüğüm zaman duramıyorum, bu ne demek diye soruyorum hemen.

16 Ekim 2020 Cuma, 11:00
Abone Ol google-news

Okumadan kâtip, yazmadan âlim...

Bu söz böyle değildir biliyorum ama ben bilerek, tepetaklak ters çevirdim. Boş laflarla konuşulup yazıldığından yakınıp duruyorum. Dille yatan kalkan biri olmamla ilgisi var bunun elbette. Ama dilin bu kadar da boşlandığı bir dönem yaşamadım hayatımda. Dil dökülüyor. Ama ne dökülmek! Bir kez elimizden giderse bir daha geri gelmez diye elimde olmadan bazı kullanımların yaygınlaşmasını engellemek için çırpınıyorum. Bakın, örneğin bir yazıya “an itibarıyla” diyerek başlandığını gördüğüm zaman duramıyorum, bu ne demek diye soruyorum hemen.

Gözlerini kapayarak yaşamak isteyenler var, gözlerini dört açarak yaşamak isteyenler var. Gözlerini dört açarak yaşamak isteyenler ötekileri rahatsız ediyor.

Google çağında yaşıyoruz, TDK’nun web sözlüğüne bakın. TDK sözlüğüne göre “an”, “zamanın bölünemeyecek kadar kısa bir parçası, lahza, dakika” demekmiş. Tamam. “İtibarıyla” ne demektir?  “-den sayılmak üzere” ve “bakımından”  demek.  E, pekiyi “an itibarıyla” ne demek olur bu durumda? “Şu dakikadan, lahzadan başlayarak/ sayılmak üzere”. Hangi dakikadan, lahzadan? “An itibarıyla şu şöyle bu böyle oldu”. “Şu dakikadan sayılmak üzere şu şöyle oldu, bu böyle oldu.”

Boş laflara karşı duyarlıyım, kabul ediyorum ama bir yandan da boş laflar artarken boş inançların da artığını görüyorum. Bu bir rastlantı mı acaba yoksa ikisi arasında bir ilişki mi var? Bu soruyu bir de tersten soracağım: Boş inançlarım olmadığı için mi acaba boş laflara dayanamıyorum? Neden acaba biri boş bir laf ettiğinde yediden yetmişe, eğitimli-çok eğitimli-eğitimsiz herkes ona dört elle sarılıyor, o lafı kullanıyor da, doğrusu söylenince hiç oralı olmuyor, dillerini düzeltmiyorlar? Bu benim için gerçekten bilmecelerin bilmecesi!

***

Gözlerini kapayarak yaşamak isteyenler var, gözlerini dört açarak yaşamak isteyenler var. Gözlerini dört açarak yaşamak isteyenler ötekileri rahatsız ediyor. Gözleri kapalı yaşamak isteyenler rahat etmek isterken gözlerini kapatmak istemeyenler bilim yaparak, sanat yaparak, kitap yazarak, doğayı, doğanın işleyişini anlamaya çalışarak, felsefe yaparak, her şeyi ve ısrarla sorgulayarak onların rahatlarını kaçırıyorlar. Kaçırırlar elbette, hem de bilerek yaparlar bu işi çünkü gözleri açık yaşayanlar, gözü kapalı yaşamak isteyenler için gerçek dünyanın tehlikelerle dolu bir yer olduğunun farkındalar, gözlerini kaparsan –gözü açıklara değil- açıkgözlere yem olursun, diyorlar. Gözlerini kapamak isteyenlere, kendiniz bilirsiniz diyelim, olsun bitsin. Ben size boş inançlara sahip olma konusunda ne kadar yeteneksiz olduğumu anlatayım da görün: Çocukluğumda, hatırlıyorum, yan komşumuz çok değerli bir elmas yüzüğünü kaybetmişti. 

***

Duyduğuna göre falan mahallede falan hoca diye biri varmış, o hoca yüzüğün nerede olduğunu bilir ve komşumuza söylermiş ancak komşumuz hocaya giderken, henüz buluğa ermemiş bir kız çocuğu götürmeliymiş. Elmas yüzüğünü kaybeden komşumuzun o sırada da yakın çevresinde o tanıma uyan ben varmışım, beni götürdü. Hoca beni tek başıma odaya aldı, karşısına oturttu. Korkutucu bir görünümü vardı, çok sert bakıyor, Arapça bir şeyler söylüyordu, meğer cinlere emir veriyormuş, sonra bana soruyordu, “Cinler şöyle şöyle yaptı mı?” diye. Ben ayna gibi yansıtıcı bir yüzeye bakıyorum, güya cinleri orada görecekmişim ama görmüyorum,  “Ortada cin min de yok, bir şey yapan da yok,” diyorum.

Cinler adamın emirlerini dinlemedikçe adam sertleşiyor, daha korkutucu oluyor. Bu arada bana karşı da sertleşti. Sen de uzatma artık, cinleri gör der gibi, beni azarlıyor. Ben göremiyorum. Sonunda kabak benim başıma patladı. Hoca, bu kızla olmaz, başkasını getirin, dedi. Ben istemez miyim, yüzüğün nerede olduğunu cinler bana söylesin, ben de komşumuza söyleyeyim ama işte böyle bir kabiliyetsizliğim var, ben cin gibi baktıkça cinler bana görünmüyor. Bu yıl televizyondan yayımlanan uzaktan eğitim derslerinin arasına daha ilk günden çocuklara cinlerin varlığının öğretildiği bir ders yok muydu?     .