Olağan cinayetler! Elçin Poyrazlar'ın yazısı...

Fransız oyun yazarı, romancı, senarist Yasmina Reza’nın Babil isimli kitabı bir cinayet romanı değil. Polisiye bir dili, gerilim kurgusu ve bir soruşturma örgüsü de yok.

18 Eylül 2020 Cuma, 15:48
Abone Ol google-news

YASMINA REZA’DAN ‘BABİL’

Apartman komşunuzun eşini boğarak öldürdükten sonra gecenin bir vakti kapınıza dayanarak cinayeti itiraf etmesi şaşırtıcı ama yine de insana dair bir durum olarak görülebilir. Fakat siz komşunuza cesedi başka yere taşıması için yardım ediyorsanız ‘olağanlık’ sınırları muğlaklaşmış, mantık beklemeye geçmiş demektir.

Fransız oyun yazarı, romancı, senarist Yasmina Reza’nın Babil isimli kitabı bir cinayet romanı değil. Polisiye bir dili, gerilim kurgusu ve bir soruşturma örgüsü de yok. Aksine, romanın anlatıcısı Elisabeth’in geçmişi, ailesi, çevresi, apartman komşuları ve gençliğini okuduğumuz sıradan yaşamı, evlerinde verdiği bir davetle tahmin edilemez kararlara gebe kalır.

Elisabeth ve onun matematik profesör eşi Pierre, komşuları Jean-Lino’nun geç saatlerde kapılarını çalarak eşi Lydie’yi boğduğunu itiraf etmesinden sonra bu sağduyulu çift yapılması gereken beklendik şeyleri neden yapmaz?

Yatakta yatan ölü kadını görmeye gittikten sonra Elisabeth ve Pierre şoktaki Jean-Lino’ya polisi arama sorumluluğunu yıkarak evlerine dönerler. İçkili olduğunu söyleyen Pierre gidip uyur ve Elisabeth huzursuzluk yaşadığı için yeniden Jean-Lino’nun dairesine gider.

NEDENSİZ CİNAYET

Polisiye romanlarda önemli bir çekim noktası olan ‘katilin motivasyonu’ ya da cinayet nedeni Babil’de arka planda kalıyor. Ancak bu okuru rahatsız eden bir durum değil. Çünkü cinayet için her zaman sağlam bir nedene sahip olmak gerekmez. ‘Bana ters baktı’dan ‘Beni kışkırttı’ya uzayan geniş bir cinayet nedeni yelpazesi her zaman var. Ancak Elisabeth’in neden Jean-Lino’ya yardım etmeye kalkıştığı konusunda okur yalnız kalıyor.

Albert Camus’nun Yabancı romanında iradesiz kahraman hava çok sıcak olduğu için bir adam öldürür, kendini pek de savunmaya kalkmaz ve ölüme mahkum edilişini uyuşuk bir umursamazlık içinde izler.

Babil’i okurken de Elisabeth o anda öyle hissettiği için, adama acıdığı için, ya da mantığını uykuya yatırıp otomatik bir biçimde cesedi bir valize sıkıştırmaya girişmiş olabileceği gibi açıklamaları okur olarak kendi kendimize yaptığımızı hissediyoruz.

YALNIZ VE KİMSESİZ OLMAK

Ya da ‘Elisabeth sadece var olmak istiyordur’ diyoruz. Romanda yalnız ve kimsesiz olmak sıklıkla fakat okuru sıkmadan değinilen bir kavram.

‘Yalnız olmak kendine bile sahip olmamak demektir. Sizi seven kişi varlığıyla sizin yaşamınızı (veya varoluşunuzu) da onaylar. Kendimizi yalnız hissettiğimizde masal dinlemeye ihtiyaç duyarız’ diyor Elisabeth’in sesi.

Hayatındaki seçimlerle kendini sadece var olmamaktan kurtardığını düşünen Elisabeth belki de Jena-Lino’nun cinayet masalının bir parçası olmak istemiştir.

Şehir yaşamı, yabancılaşma, çift ve aile ilişkilerine ince bir mizahla dokunmayı iyi başaran Yasmina Reza, Babil isimli kitabıyla 2016’da Fransa’nın prestijli Renaudot Ödülü’ne layık görüldü.

Reza’nın 1994’te yazdığı Art [Sanat] adlı oyunu ona uluslararası bir saygınlık ve ün getirmişti.

Türkiye’de Vahşet Tanrısı adıyla sahnelenen ve başarı kazanan kara komedi türündeki de oyunu da Tony Ödülü’nü almış, Roman Polanski’nin yönetmenliğinde sinemaya uyarlanmıştı.

Reza, romanı Babil’de, kasvetli bir meseleyi gerçeküstüne batırılmış bir kalemle işlerken bizi kendi sıradan varoluşumuza bakmaya zorluyor.

Yasmina Reza / Babil / Çeviren: Ekin Özlü Akhaseki / Can Yayınları / 165 s. / 2020.