Özgürlük, eşitlik, kadınlık

Frankofon Kadın Yazarlar Parlamentosu, 5 kıtadan 70 kadının katılımıyla yapıldı. Toplantıların ardından açıklanan manifestoda “Özgürlük, eşitlik, kadınlık” vurgusu yapıldı. Çalışmalara katılan oyun yazarı Sedef Ecer, “Dünyada hâlâ kadın bedeninin kamusal alanda görünmesinden rahatsız olanlar var” dedi

29 Eylül 2018 Cumartesi, 22:52
Abone Ol google-news

5 kıtadan 27 ülkeden 70 kadın yazar bir günlüğüne “parlamenter” oldu. Fransa’nın Orléans şehrinde Frankofon Kadın Yazarlar Parlamentosu yapıldı.

Frankofon Kadın Yazarlar Parlamentosu’nda bir manifesto yayımlandı. “Özgürlük, eşitlik, kadınlık” vurgusu yapılan manifestoda “Her bilinçli, özgür kadın, diktatörlükler için bir tehlikedir” denildi.
Edebi üretim dili Fransızca olan kadın yazarlar “Biz, dünyanın soyundan olmak istiyoruz. Savaşlara karşı çıkmak istiyoruz” diyerek “Okumak ve yazmak için her şeyi deneyin” önerisinde bulundu. Parlamentoya katılan ve Fransız Tiyatrosunda sesimiz olan oyun yazarı Sedef Ecer’e soru yönelttik.

 Öncelikle Frankofon Kadın Yazarlar Parlamentosu fikri nasıl oluştu?

Bu fikri Tunuslu gazeteci ve yazar, “Beş Kıta Edebiyat Ödülü” sahibi Faouzia Zouari yarattı. Bu projede yanında olmasını istediği yazarları düşününce aklına ilk gelen iki isim Goncourt Ödülü sahibi Leila Slimani ve ben olmuşuz. Nedenini inanın bilmiyorum, bir kez bir edebiyat festivalinde görüşmüşlüğümüz var. Bazen sanatçılar arasında böyle bir kardeşlik doğuveriyor işte. Ben de fikri duyunca tam olarak nerede duracağımı bilemeden hemen evet dedim. Ardından gelen toplantılarda projeyi bize yardımcı olan kurumların da desteğiyle somutlaştırdık ve hedef belirledik: Mümkün olduğunca farklı bölgelerden, edebi üretim dili Fransızca olan kadın yazarları bir araya getirerek dünyanın haline kafa yormak ve eşitsizlikler konusunda elimizden geleni yapmak.

Manifestoda “her bilinçli, özgür kadın diktatörlükler için bir tehlikedir” deniliyor. Neden? Peki, Türkiye’yi düşününce her bilinçli kadın iktidarlar için tehlike midir?

Kadın bedeni ve aklı antik dönemden bu yana tehlike teşkil etmiş. Aristofanes “Savaşı kadınlar yapsaydı adı barış olurdu” diyor. Her ne kadar savaş isteyen, nefret körükleyen ve erkek egemenliğini sürdüren kadınlar her ülkede varsa da. Bunu asla sadece Türkiye’ye has bir olgu olarak düşünmedim, Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye de bilinçli ve özgür kadınlardan korkan kadınlar ve adamlar her zaman var oldu.

Duyuları bastırılmış çocukluktan beri karşı cinsi düşman bellemiş erkekler kadın bedeninden korkar, savaştan beslenenler kadının barış istemesinden korkar, iktidarını kaybettirir diye korkar... Elbette tüm erkekleri bunun içine koymayalım.

Tarihçi Mona Chollet ortaçağdan beri var olan cadı avını çok güzel açıklar; rasyonel olmayan bir korkudur bu.

‘İktidar mekânını feminize ettik’

Bir günlüğüne “parlamenter” olma deneyiminizi özetler misiniz?

Aslında komik durumlar da oldu. Biz iktidar kadınları değiliz. Hayal kuran ve hikâye anlatan kadınlarız. O yüzden o iktidar koltuğuna oturma deneyimimiz gayet ilginçti: Faouzia ile sözde seans yöneticisi konumundaydık ama başkan koltuğunun önündeki düğmeleri kullanmayı ya da oy verme protokolünü bile bilmiyorduk. Ama ne önemi var, neticede hepimizin arzusu bir araya gelip çözüm üretmekti. Bir de ilk akşam bir eğlence organize ettim: “Kadın Yazarlar Kabaresi” diye bir şey uydurdum, her yazar mikrofona gelip üç dakika içinde bir hikâye anlattı, kimisi şarkı söyledi, kimisi şiir okudu... Farkettik ki, ciddi ciddi çözüm ararken de metinlerimizi okurken de kadın hassasiyeti diye bir şey var. Mekân neresi olursa olsun. Biz bir iktidar mekânını bile feminize ettik. Ki ben şahsen kadın kadına toplantılardan çok hoşlanan birisi değilim...

‘Kadını sessiz ve dilsiz kılmak istiyorlar’

Manifestoda “sessizliği kırmak istiyoruz” deniyor. Hangi sessizliği?

Burada sözü edilen tek bir sessizlik değil, bir çok sessizlik. Kocasından dayak yiyen, yazdıkları yüzünden hapiste olan, çocuk yaşta evlendirilen, okula gitmek için her gün dört saat yürüyen ya da kürek çeken, sel sonrası evsiz kalan, korkudan konuşamayan, savaşlarda tecavüze uğrayanların ve daha birçoklarının sessizliğinden söz ettik.
Ben ilk gün açılış konuşmamı Afife Jale’ye yazdığım bir mektubu okuyarak bitirdim. Parlamento sahneye çıkmaya cesaret eden bir Türk bir kadını, 5 kıtadan 70 yazarın alkışlamasıyla başladı. Ne yazık ki, bir asır sonra dünya bugün hâlâ kadın bedeninin kamusal alanda görünmesinden rahatsız olan, kadını sessiz ve dilsiz kılmak isteyenlerle dolu.