Pera’nın süsü her telden müzik!

Dilan Altürk/ Elif Çoruh

27 Ocak 2020 Pazartesi, 07:58
Pera’nın süsü her telden müzik!
Abone Ol google-news

Taksim’den İstiklal Caddesi’ne, Galata Meydanı’nda, her köşede başka bir dil, başka bir tempoda müzik çınlıyor, gezginler bundan çok memnun, dinliyor, eğleniyor.

İstanbul’un 24 saat uyumayan, en ünlü ve belki de dünyanın en kalabalık caddelerinden biri İstiklal Caddesi. Tarihi tramvayı, tarihi yapıları kadar sokak çalgıcıları da ünlü. Gündüz daha çok alışveriş yapanların kalabalığı, gece eğlenmeye gelenlerin kalabalığına dönüşüyor. İçlerinde hiç parası olmadığı için caddede piyasa yapmaya gelen varoş delikanlıları kadar, dünyanın her yerinden gelen turistler Taksim Meydanı’ndan Galata’ya kadar, birbirinden farklı çalgıları ve ezgileriyle, müzisyenleri izliyor, videoya çekiyor, bazılarının müziğine eşlik edip dans ediyor.

Dinleyicileri çok kalabalık

Sokak çalgıcılarının sesine kulak verdiğiniz zaman çeşitliliğine şaşıp kalıyorsunuz; İstiklal’in Taksim’den girilen tarafında ikisi gitar çalan 4 genç avaz avaz Kürtçe şarkılar söylüyor, en büyük kalabalığın onların etrafında olduğunu caddede ilerledikçe görmek mümkün. Halay çeken, alkış tutanların yanı sıra video çekenler de var. Gençler, zabıtaların kendilerine değil ama etraflarında çok büyük kalabalık toplanmasına kızdıklarını anlatıyor. Birbirlerini burada tanımışlar! Arada Kürtçe alkış demek olan “Çepik” diye bağırıyorlar. Komutu alıp alkışlayanların dili de anladığı belli oluyor. Muhammet Daşdemir, Azat Akın, Yunus Akın, Ferhat Demir anlatıyor: “Her dilden şarkı, türkü söylüyoruz; Arapça, Farsça, Gürcüce, Türkçe, Kürtçe; ama asıl yaptığımız müzik Kürtçe. Eskiden de müzik yapıyorduk, bazen kafelere, bazen de düğünlere gidiyoruz. Üç seneden beri buradayız. Karşıda bir avukat var, her gün uğraşıyor bizimle, vergi vermiyoruz diye.” Melodikası’nı çalarken bir yandan da “Küçük Prens’i okuyan, 11 yaşındaki Hediye, enstrüman çalmayı okulda öğrenmiş, 4 yıldır İstiklal’de çalıyor. 32 yıldır, İstanbul’da yaşayan Rizeli Şevki Demirci, emekli olduktan sonra tulumu eline almış, on yıldır Taksim’de üflüyor. Beyoğlu Belediyesi zabıta ekiplerince kurulan 6 müzik durağından birinin altında çalarken karşısında horon tepenler var. Demirci, böylece sevdiği bir işi yaparken para da kazandığını anlatıyor. Kemanının yaylarını bazen dertli, bazen şenlikli titreten Alaattin, elli yıllık müzisyen, tüm hayatı boyunca Avrupa’da bile müzik yapmış. “Sigortam yatsın diye, güvenlik görevlisi olarak da çalışıyorum ama müzikten de kopamam.

Bir Azerbaycanlı

Romanım ben, insanlar gelip yanıma oturur, bana eşlik ederler, bu beni mutlu ediyor” diyor. Elşan ise Azerbaycanlı, uzun yıllar düğünlerde müzisyenlik yaparak geçimini sağlamış, çocukluğundan beri akordeon çalıyor. İki kızını evlendirince, kuzey Kafkasya’yı gezmiş, iki yıldır da Türkiye’de. Bodrum’da, Bursa’da çaldıktan sonra yolu Taksim’e düşmüş ve burayı çok sevmiş, tatlı şivesiyle: “Çok istek geliyor, en çok gamlı şeyler çal derler, gama gelirler, şimdi okullar da tatil, aileleriyle çocuklar çok geliyor, İzmir Marşı’nı istiyorlar, ben çalıyorum, onlar söylüyor” diyor.

‘Kafam nerede eserse orada çalıyorum’

Galata’nın kalabalığını başına toplamış iki üniversite öğrencisi, Furkan ve Enes tatillerde sevdikleri işi yaparken, bir yandan da para kazanmanın tadını çıkarıyor. Sokak müziğinde uyumun çok önemli olduğunu söyleyen Enes, “İstek şarkı çok, eşlik eden, dans eden çok. Diğer müzisyen arkadaşlarla yer kapma sorunumuz oluyor; bir de bu sene Beyoğlu Belediyesi, müzisyenlere “izin” sistemi getirdi, gidip kayıt olacağız, başka da bir sıkıntımız yok” diyorlar. Galata’dan Karaköy’e geçip, vapura bindiğimizde, Burak karşılıyor bizi. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden yeni mezun olan Burak, iki aydır İstanbul’da, “On beş yıldır hem gitar, hem bağlama çalıyorum. İBB’ye bağlıyım, günlük kazancım bana kalıyor, bir yandan iş ararken bir yandan da yeteneğimi değerlendirmiş oluyorum. İstediğim yerde, istediğim vapurda saatlerime bağlı kalarak çalıyorum, bu işin güzel tarafı bu özgürlük.”

Metro daha DİSİPLİNLİ

Metro istasyonunda keman çalan, İstanbul Üniversitesi son sınıf konservatuvar öğrencisi Gökhan Yavuz, istekleri çalıyor. Anlaşılan o ki sokak müzisyenlerini sadece dinleyip geçmiyor gezginler, istekte de bulunuyor. Bunun karşılığı da genelde biraz bozuk para! Gökhan’dan istekler bitmiyor, herkes sırasını bekliyor. Genç bir çift geliyor, istek parçalarıyla dans ediyor. Dansın bitmesine yakın etraftaki izleyiciler çiftten dansa devam etmelerini istiyor! Gökhan, sokakta müzik yapmanın çok kolay olmadığını anlatıyor. Sokak müzisyenliğinden farklı olarak İBB’ye bağlı bir sınavı geçmek gerekiyor. İki yılda bir yapılan sınavı geçmiş, müzik yapan 250 müzisyen var. Ya olumsuzluklar? ‘’ Muhafazakâr kesim farklı tepki gösterebiliyor. Ama semtine göre değişiyor. İstanbul iki farklı medeniyet gibi. Bir gün ‘History de un amor’ çalıyordum. Bir teyze geldi. On yıl önce kanserden kaybettiği eşi ile dans ettikleri parçaymış, ağlayarak anlattı. Mesela meyve bırakan insanlar var. Ekonomik krizle birlikte kazanç düştü. Önceden iki kişi çalıyorduk. Sonra teke düştük, çünkü iyi bir nakit çıkmıyor” diyor. Ekonomik sıkıntı sokak müzisyenlerini bile vuruyor! Ama hiçbiri ne kazandığını söylemiyor, belli ki bu işin en büyük kazancı özgürlük! İnsanların hayatına müzikle renk katmak.