Promising Young Women: Sarhoş olmam bana tecavüz edebileceğin anlamına gelmez

Şimdilik kayıplar veren bizler olabiliriz. Ama unutmayalım; bu mücadele çok uzun soluklu ve ‘histerik kadınlar’ kaybettiklerinin arkasından sormaya devam edecek. Kız kardeşlerimiz nerede?

28 Nisan 2021 Çarşamba, 10:16
Promising Young Women: Sarhoş olmam bana tecavüz edebileceğin anlamına gelmez
Abone Ol google-news

*Yazı film hakkında çok fazla spoiler içerdiğinden izlemeyenlerin okumaması önerilir.

Türkçe’ye “Yetenekli Genç Kadın” olarak çevrilen, senarist ve yönetmen koltuğunda Emerald Fenell’in oturduğu Promising Young Women, “En İyi Özgün Senaryo” dalında Oscar ödülünü almayı başardı. Birçoğu bu ödülü beklemese de ben filmin hak ettiğini düşünenlerdenim.

Başrolünde İngiliz oyuncu Carey Mulligan’ın oynadığı film feminist mücadele açısından oldukça çetrefilli ve önemli bir konuyu ele alıyor: Alkol ve cinsel rıza...

Konu çetrefilli çünkü Cinsiyet eşitliğinde zirvede olan bazı ülkelerde dahi  rıza dışı ‘cinsel ilişki’ hala tecavüz olarak tanımlanmıyor.

Tıp fakültesi öğrencisi Nina, üniversite arkadaşları tarafından alkolün etkisiyle kendisinde değilken cinsel saldırıya uğrar ve yaşadıkları altında ezilerek hayatına son verir. En yakın arkadaşının trajik ölümüyle hayatına devam edemeyen ve travmatize olan Cassandra ise Nina’nın intikamını almak için kadınların sarhoşluğundan faydalanmaya çalışan erkeklerin ‘avına çıkar.’ Mücadelesinde tamamen yalnız bırakılan Cassandra tek başına da kalsa Nina’ya ne olduğunun hesabını sormaktan vazgeçmeyecektir.

Buraya kadar filmin sıradan bir intikam hikayesi olduğunu düşünmüş olabilirsiniz. Ama değil.

Bana göre filmi farklı ve etkileyici yapan şey; günümüzde bile çok sayıda kişinin anlamakta güçlük çektiği bir meseleyi ‘total izleyici’ kitlesinin de anlamasını sağlayacak şekilde yansıtması. Hatta bu mesaj verilirken arka planda Paris Hilton şarkısının çaldığı bir filmden bahsediyoruz.

Çünkü film herhangi bir teorik tartışmaya girmeden basitçe şunu haykırıyor: Sarhoşluk cinsel rıza anlamına gelmez. Ve Hayır, her zaman ‘hayır’ demektir. Hatta kimi zaman alkolün etkisiyle söylenememiş bir ‘evet’ de hayır demektir...

Filmde yargılanan tek başına erkeklik de değil aslında. Bazı kadınlar da bu intikam hikayesinde. Sessiz kalan, hesap sormayan, gerekli soruşturmayı yürütmeyen kadınlar... İntikam olarak ‘aynısı senin başına gelsin de gör’ şeklinde bir anlatı rahatsız edici olsa da, baş karakterimizin gönlü onlara karşı bir suç işlemeye razı gelmiyor.

Basit bir intikam hikayesi değil diyorum çünkü sonunda kötü adamların, toksik erkeklerin ödedikleri bedel, kadınlarınkinin yanında hafif kalıyor. Yani gerçek hayattan kopuk, idealize edilmiş bir hikaye yok karşımızda.

Filmin anlatısı ise bana göre şöyle:

“Bir an zaafa düşüp ‘erkekliği’ hafife alıyorsun. Ama o hafife alınacak bir şey değil. Çünkü sadece senin arkadaşının ölümüne neden olmakla kalmaz, ona meydan okuduğun anda seni de yok etmek için elinden geleni yapar. Üstelik öldürmekle de yetinmez, canice yapar bunu. Seni nefessiz kalana kadar boğar sonra da bedeninin bir saniye düşünmeden yakıverir. Sonra da hayatına, bir şey olmamış gibi devam eder. Evlenir mesela.

Aşık olduğun ve seni seven bir erkek de her zaman hata işlemeye açıktır. Her erkeğin geçmişinde kadınlara yönelik bir suç bulunur. Çünkü ataerkil sistem bunu gerektirir.”

Filmin en politik ve en mesaj kaygısı dolu olduğu nokta ise; kadın cinayetine adli makamların nasıl yaklaştığını gösterdiği kısımlardı. Kayıp bildirimi yapılan bir kadını soruşturmak istemeyen polisler için mesele basitti: zaten aklı başında olmayan deli bir kadındı, muhtemelen bir yerlerde kendini öldürmüştü ya da sadece kaçıp gitmişti. Çok daha önemli soruşturmalar yürüten polisler için zaman kaybı. Dünyanın başka bir ucundan ne kadar da tanıdık bir hikaye!

Film boyunca Nina’nın kolyesini taşıyan Cassandra giderken, kendi isminin yazılı olduğu kolyeyi de trans bir kadına emanet ediyor. Tıpkı dünyanın her yerinde ölen her kadının mücadelesini başka bir kadının omuzlamak zorunda kalması gibi...

Şimdilik kayıplar veren bizler olabiliriz. Ama unutmayalım; bu mücadele çok uzun soluklu ve ‘histerik kadınlar’ kaybettiklerinin arkasından sormaya devam edecek. Kız kardeşlerimiz nerede?