Şebnem Sönmez: Ben Gezi’ye masal diyorum

Gezi Direnişi’nin 7. yılında tiyatro sanatçısı ve Gezi aktivisti Şebnem Sönmez’e bağlandık ve o günleri yeniden yaşadık.

31 Mayıs 2020 Pazar, 08:59
Abone Ol google-news

Gezi Direnişi’nin ön saflarında yer alan isimlerden biriydi Şebnem Sönmez. Direnişin 7. yılında onunla konuşmasak olmazdı elbette ve hem onun bir süredir İstanbul dışında yaşıyor oluşundan hem de karantina şartları da böylesini gerektirdiğinden internet üzerinden yazışarak söyleştik ve zamanda bir yolculuk yaparak 7 yıl geriye döndük. “Benim için bir masaldı Gezi” diyen Şebnem Sönmez o olağanüstü günleri ve geceleri yeniden yaşattı bize ve sonunda da minik bir film senaryosu armağan etti, hepimize. (Bu arada, yukarıdaki harika fotoğrafı çeken Ece Çelik'e de ayrıca teşekkürler.)

7 yıl öncesine dönecek olursak, hatırlıyor musun nasıl duydun parkta olanları ilk, ne zaman gittin Gezi’ye, ilk neleri, kimleri gördün? Her şey senin için nasıl başladı yani?

7 yıl önceki Gezi'nin bendeki her anını hatırlıyorum. Dün gibi de geliyor rüya gibi de... Parka ilk gittiğim gün 25 Mayıs 2013. TMMOB'un bütün STK'lara yolladığı bir mail Oyuncular Sendikası'na da ulaşmıştı. Parkta herkese açık bir toplantı yapıldı.

Ben de sendika temsilcisi olarak genel sekreter görevim gereği açık toplantıya katıldım. Kanımca İstiklal Cadesi'ndeki cafe, bar ve restaurantların masalarının kaldırıldığı ve biraz daha önceden başlayan Emek Sineması'nın yıkım kararının alındığı, Şehir Tiyatroları'nın yönetmeliğinin bir gecede değiştirildiği ve hepimizde büyük baskı yaratan keyfi tutumlar Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Gezi Parkı'nın da elden gideceğini bize kesin olarak düşündürdü. 

Hatta şüphe duymadık; emin olduk. 

O gün parkta ilk gördüğüm Mücella Yapıcı idi. 

Bana koşarak geldi, sarıldık ve hararetle durumu anlamaya çalıştık. Mücella'nın toplantıda söylediği herseyini hatırlıyorum ama biri çok güzeldi: "Arkadaşlar uzun zamandır bu bilgileri hepinizle paylaştık. Bu toplantıyı ofisimizde yapmak istemedik, burada, parka dinlenmeye gelenler de duysun istedik. Bu gördüğünüz gibi tamamen açık bir toplantı. Anlatılanları dinlediniz. Aramızda dolaşan sivil polisler de duydu ne istediğimizi. Bizi zahmete sokmadıkları için kendilerine çok teşekkür ederiz."

Benim park serüvenim böyle başladı ve o gün bu topluluğun iletişim görevi gönüllüsü oldum. Sonra her şey çok büyük biz hızla gelişti. 


‘O FİLMİN BİZZAT İÇİNDEYDİM’

Hep söylenen bir şey var: Gezi’nin ilk üç günü güzeldi, sonra işler değişti… Doğru bir yargı mı sence bu? Neydi senin görüp yaşadığın orada?

"Gezi'nin ilk üç günü güzeldi." cümlesi bende şöyle yankıyor: Bir film izlersiniz, güzel bir filmdir, sonuna kadar izlersiniz ama birkaç sahneyi kendinize seçersiniz ve o filmi daha sonrası için artık o sahnelerden ibaret olarak hatırlar ve gerisini ya unutursunuz ya da dost sohbetlerinde "Evet, tamam ama hani o sahneler var ya! En güzeli onlardı, sonrası bana o kadar da ... gelmedi." dersiniz. Gezi'nin bir film olduğu alegorisinden yola çıkarsak benim için her günü, her anı, her durumu, başı, sonu, ortası her demi aynı değerde. Çünkü izlemedim o filmi, bizzat içindeydim. Kast edileni çok iyi anlasam da inatla bu duygumu diri tutacağım. "Ölümler güzel miydi?" diyecekler, "ATM lerin parçalanması güzel miydi?" diyecekler, "Lobna'nın travması, gözlerinden olan, sakat kalan, derisi yanan, testisleri parçalanan insanların haline güzel mi diyorsun sen?" diyecekler. Ve daha bin acıyı önümüze sürüp "Bunlara güzel mi diyorsunuz?" diyecekler. Hayır! Ben acıya güzel demiyorum. Her anın kıymeti, anlamı, taşıdığımız yük, gördüğümüz ufuk, bulduğumuz can, kaldırdığımız baş hiç bu kadar beraber ve anlamlı olmamıştı diyorum.

Gezi Direnişi’ne ‘darbe girişimi’ diyenler oldu, arkasında olmadık örgütler, tarikatlar, cemaatler olduğunu ileri sürenler oldu… sence ne vardı arkasında Gezi’nin?

Gezi Direnişi'ne darbe diyenler oldu elbette. Ben masal diyorum mesela. Dış güçlerin oyunu diyenler oldu ayrıca. Dışımızdaki gücü bir türlü göremedik ama içimizdekini gördük diyorum. Tarikat, cemaat, gizli örgüt, illüminati bile diyenler oldu. Bunlara çok güldük. Bazan çok şaşarak güldük. Hayat boyu karşısında olduğumuz herseyini bizi desteklediğini söylüyorlardı bu yorumları yapanlar. Şeffaflıktan, yüksek bir adalet duygusundan, ifade özgürlüğünden, bireysel iradeden, sevmekten, barıştan, eşitlikten söz eden bizlerin arkasında nasıl bir karanlık güç varsa demek bizim istediklerimiz istiyormuş; öyle mi? Gülüp geçtik elbette. Gezi Direnişi'nin arkasında ve önünde sadece kendilerinin olduğunu düşünüyorum. Bizi böyle bir direnişe kendi baskılarıyla itip, kendi acımasızlıklarıyla vurdular.


‘BİR AĞACIN ALTINDA HEP BERABER NEFES ALMAK’

Bugün dönüp baktığında sence Gezi Direnişi’nin en önemli özelliği neydi, ya da nelerdi? İnsanları bir araya getiren şey ne olmuştu?

Sanki şu ana kadarki soruları cevaplarken bu soruya kendiliğinden gelmişiz gibi, cevap isteyen sorun sanki cevaplanmış gibi. Ama şöyle gözlerimi kapatıp bir an için hayal etsem ne derdim? ... Özlem! Çok özledik sarılmayı biz. Kendimize, birbirimize, sevene, sevebilene, düşene, bizi yerden kaldırana, gönülden hal hatır sorana, kimliklerimizden soyunmaya, bir olmaya hasret kalmışız. Bir ağacın altında hep beraber nefes almak! "O ağacın altını bilmem anıyor musun?" şarkısını ne çok severdim! Severim hala! Nedeni şimdi bambaşka. O ağacın herseyini hatırlıyorum. O ağaç için yaşamı göze almak lazımdı; aldık biz de. Gezi'de güzellenen yaşamdı. Dipdiri ve ölümsüz.

‘DİRENİŞİN BÜYÜMESİNİN SEBEBİ DÖNEMİN İKTİDARI’

Sence Gezi Direnişi nihai amacına ulaştı mı, eğer ulaşmadığını düşünüyorsan, eksik kalan neydi?

Nihai amaç neydi? Burada karıştırılan şeyi açıklamak isterim. Eğer Gezi Parkı'ndaki ilk açık toplantıyı hatırlayacak olursanız -ki ilk soruda yanıtlamıştım- bizim direnişimiz amacına ulaştı. O ağaç kesilmedi, o park orada duruyor hâlâ. Amacımız buydu ve evet; o amaca ulaştık. Direnişin bizleri de, devleti de, dünyayı da şaşırtan bir çapta büyümesinin sebebi dönemin iktidarıdır. Bunca insan ölmeden, insanlar ayrıştırılmadan, sözümona halkın yüzde ellisi kışkırtılmadan da bu park Topçu Kışlası kılıklı bir AVM'ye dönüşmeden orada öylece durabilirdi. Olumsuz her şeyin müsebbibi devlettir, başka kimse değil. Büyüyen direniş artan baskının sonucu olarak bütün ülkede, dünyada da öyle büyük bir merak ve coşkuyla izlendi ki; herkes şaşkınlıkla çok ama çok büyük bir sonuç bekler oldu. Biz bile. Nihai amaç diye kastedilen budur. Bizim hiçbir zaman bütün dünyayı ayağa kaldırarak varmak istediğimiz global ve gizli bir ajandamız yoktu. Dolayısıyla ve nihayetinde ben ilk ve tek amacımıza ulaştığımızı düşünüyorum.


‘KAYBIM KAYBIMIZDIR’

Gezi sonrası çok şey değişti, baskı alabildiğine arttı, insanlar fişlendi, işsiz kalanlar oldu… Sen neler yaşadın Gezi sonra süreçte? Hayatında olumlu ya da olumsuz anlamda neler değişti?

Gezi süresince de sonrasında da, hatta bugün dahil insanlar daha büyük baskılar yaşadı, yaşıyor, yaşıyoruz. Zulüm arttı, siyaset saçmaladı, insan hakları ihlalleri tam gaz devam ediyor. Hala neden olduğunu anlayamadığımız tutukluluklar devam ediyor. Dahası da geliyor. Belki bu soruları yanıtlarken bile bir yerlerde bir kadın cinayeti işleniyor ve kadın fişleniyor, adam daha da palazlanıyor. Belki bu satırlar okunurken devletin en başındaki zat-ı muhterem yine birilerini kayırıp, birilerini ayırıyor olacak. Osman Kavala'nın Gezi Davası'ndan aklanarak serbest kalışını bir tam gün bile kutlayamadık. Bambaşka suçlar kokteyl edilerek "şüphe üzerine" yeniden, keyfi tutukluluğuna geri döndürüldü. Arkadaşlarımız, bu ülkenin yüz akları akademisyenler, değişik meslek gruplarından binlerce insan fiili sürgün yaşıyorlar. Evlatlarını kaybeden anneler hala adalet arıyor. Gözlerinden olanlar "gözüm üzerinizde" diyor hâlâ. Bana ne mi oldu? Hem hiçbir şey hem de her şey. Bana olan herkese olandır. Herkesin çektiğini ben de bana olmuş gibi, içimde büyük bir isyanla yaşıyorum. Tehdit edildim, asla kanıtlayamayacağım biçimde işimden edildim, Gezi'ye katılan milyonlar gibi  ben de vatan haini lan edildim, iftiralara uğradım, itibarsızlaştırma çabalarının içinde ben de odak oldum. Ama ben fiziksel bütünlüğümden bir şey kaybetmedim. Evladımı, onurumu, yeteneğimi, inancımı, inadımı, kendimi kaybetmedim. Kaybım, kaybımızdır. 

Bugün Gezi Direnişi gibi bir şey yaşanır mı yeniden, nasıl görüyorsun?

Bir daha asla ve asla aynı direnişi yaşamayacağız. Asla öyle spontan olmayacağız. Bir araya gelmek için duyduğumuz hasreti giderdik. Birlikte neler yapabileceğimizi gördük. Kendi gücümüzü gördük. Ve kendi gücünü eline alan, hasret giderdikten sonra çekti gitti. 

Yıllar sonra torunlarına anlatacak olsan nasıl bir şey anlatırsın onlara.. Buradan geleceğe bir mektup da yazabilirsin mesela, neler yazarsın?

Keşke birçok torunum olabilse de onları şöyle karşıma dizip Adile Naşit gibi anlatsam...

ŞEŞE'NİN TORUNLARI 

Çok kısa film/Senaryo

Senaryo: Anonim

Yönetmen: Anonim

Yer: Gezi Parkı Dış/Gün

Mevsim: İlkyaz

Oyuncular: Şeşe/Torunlar

(Kamera gökyüzündedir. Bebek mavisi üstünde bembeyaz lolipoplar usul usul süzülürken ağır ağır ufka doğru ineriz. Fonda kulakları okşayan ksilofon sesi ile biraz daha aşağı inen kamera çocukların saçlarını görür. Saçlar, yemyeşil yapraklara dolanmıştır. Yeşil yapraklardan buğu gibi koklanan sarı, narin çiçekleriyle bir ıhlamur ağacıdır. Şeşe'nin torunları bebek mavisinden lolipop bulutlara, umut yeşilinden niyet sarısına bulanmış kıpır kıpır oynaşmaktadır.)

ŞEŞE: Çocuklaaarrrr! Biliyor musunuz bundan çok ama çok yıllar önce, pek ama en fazla yıllar önce n'oldu?

TORUNLAR: (Hep biz ağızdan) Biliyoruz! Biliyoruz! Bu park bizim oldu!

ŞEŞE: Aa! Peki nasıl oldu da oldu?

TORUNLAR: (Yine hep bir ağızdan) Çünkü masallar gerçek, gerçekler masal oldu!

(Kıkırdaşmalar, zıplamalar içinde yerinde duramayan torunların sesleriyle kamera daha da aşağıya daha da yavaşça indikçe kıvırcık, kızıl, kara, sarı, kestane, bal renkli saçlarıyla çocukların güzel yüzlerini tarar. Kadrajın tümü çocuklarla dolar. Ağacın köklerine doğru indikçe toprak minik patilerin koşturmacasıyla gıdıklanır. Güler. O Ihlamur ağacının gövdesi boncuk mavisine öyle bir uzanır ki; yeşillerden sarılar, sarılardan lolipoplar akar gider.)

SON