Seçilmiş bir mecburiyet

MHP, “Kürt Meselesi”ni kaptırmamak istiyordu. AKP azınlık hükümetine destek verebileceklerini açıklaması da bu “seçilmiş mecburiyetin” göstergesi.

04 Ağustos 2015 Salı, 21:31
Abone Ol google-news

MHP erkenden pozisyonunu açıklayarak koalisyon sürecinde belirleyici olma hamlesi yaptı. Bu erken hamlenin en önemli gerekçesi, AKP’nin atacağı adımlara bağlı bir sürüklenmeden sakınmaktı. Yapılan hesap, yakın dönemde politik denklemin ana belirleyicisi olacak “Kürt Meselesi”nde, AKP hangi yolu seçerse seçsin, MHP için en elverişli veya korunaklı konumu yaratmaktı.

Politik bekasının “sağ blok” içinde olduğuna inanan MHP, AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim döneminde başlattığı anti-HDP kampanyasını karşılayarak “Kürt Meselesi”ni geri almak, en azından tamamen kaptırmamak istiyordu. AKP’nin “masayı tekmelemek”le kalmayıp “çatışma” aşamasına ilerlemesi, MHP’nin aslında başka bir seçeneğinin de olmadığını gösterdi. Son olarak AKP azınlık hükümetine destek verebileceklerini açıklaması da bu “seçilmiş mecburiyetin” yeni bir göstergesi.

Yokuş aşağı koşmak

Şimdi MHP, girdiği, itildiği veya gönüllü olduğu bu pozisyonun zorunluluklarıyla sürükleniyor. AKP’nin göreve çağırdığı “terörle mücadele” hamasetini karşılamak için, sürekli doz artırmak durumunda kalıyor. MHP, AKP tarafından imal edilen “yeni gerilimi” hep daha ileri taşımak zorunda. “Flu görüyoruz”dan, “listelenmiş 3000 şerefsiz” söylemine uzanan kısa ve hızlı yolculuk bu yüzden.

MHP, tabanını korumak için sıkıştırmaya çalıştığı AKP’nin “algı operasyonunun” en güçlü yürütücüsü haline geliyor. AKP’nin “Kürt Meselesi” konusundaki politikası bu minvalde devam ettiği konjonktürde MHP, bu pozisyonunu korumak için, Genel Başkan Danışmanı Metin Özkan’ın “çantamda liste var” lafından daha da yakası açılmadık hamleler yapmak zorunda kalabilir.

AKP için ‘Atıl Kurt’

MHP, AKP’nin seçimden hemen sonra “kılıca sarılacağını” bildiği için mi bu hamleleri yaptı? AKP, MHP’nin hamlelerini tersine çevirmek için mi operasyon yaptı? Bu iki sorunun da cevabı hayır... MHP, bu konjonktürde CHP ve HDP ile koalisyon arayışında olmayı tabanına asla açıklayamazdı ve bu yüzden “seçilmiş mecburiyetinin” gereğini yaptı. AKP düz ve basit hesabını devreye soktu ve “gerilim” ihtiyacını “terörle mücadele” hamasetini geri çağırdı.

Sonuçta, MHP kendisini AKP için şimdilik “sözel saldırganlığı” üstlenen bir pozisyonda buldu. “Cihangir üzerinde alçak uçuş” tweet’leriyle işaret fişeğini AKP’liler attı, “şerefsizler listesi” tutmak MHP’ye kaldı. Seçim sonuçlarından memnuniyetsizliği Beştepe dillendirdi, “atılan oylar Mehmetçiğe kurşun” demek MHP’ye düştü. MHP, artık hem kendi pozisyonunu korumak, hem de AKP’yi aynı pozisyonda tutmak için bu role devam etmek zorunda.

Evdeki bulgur diyalektiği

Yakın tarihe biraz aşina olanlar, bütün bu tablonun sağ düşünce ikliminin ve sağ seçmen reflekslerinin oluşturduğu klasik rollere son derece uygun olduğunu bileceklerdir. MHP ve AKP, 7 Haziran seçimleriyle birlikte bu asli rollerine dönmüş görünüyorlar. Sağ seçmen tabanının paylaşımı üzerine kurulu stratejilerle ilerleyen bu rollerin, yakın ve orta vadedeki ağırlıkları, kimin ne kazanacağı veya kaybedeceğini belirleyecek.

Eğer, AKP gerilim veya çatışma stratejisini sürdürerek devam edecekse, MHP “saldırganlığı”, AKP adına taşıyan ve yükselten iyi bir ortak işleviyle orta vadede “adil” bir sağ seçmen paylaşımını ummayı sürdürecek.

AKP kontrollü biçimde gerilimi düşürürse de MHP sağ seçmen tabanı üzerindeki “hassasiyet temsili” iddiasını devam ettirecek. Özetle MHP, evdeki bulgurdan olmamak için, en iyi bildiği rolü oynar, oynuyor, oynayacak.