‘Sen sevdikçe seni seven de olacaktır...’

Oturmuş göl kenarındaki tahta iskeleye, sallandırmış çıplak ayaklarını sulara, anlaşılmaz bir şeyler mırıldanıyor. Çevre çok sessiz, doğa uzun süren kış uykusundan uyanıyor.

31 Mayıs 2020 Pazar, 06:00
‘Sen sevdikçe seni seven de olacaktır...’
Abone Ol google-news

Göl kıyısındaki, dalları sulara değen ağaçlar yeşermiş, ıslak çimenleri rengârenk çiçekler bürümüş. Tahta sıralardan birine oturuyoruz. Adam bizi görmüyor, kendinden geçmiş gibi. Mırıldandığı şeyler yabancı bir dilde. Bir yandan da hafifçe sallanıyor. Gölün durgun sularına kuşlar inip kalkıyor, güzel renkli ördekler, peşlerinde yavruları, bembeyaz kuğular kıyı yakınında yiyecek bir şeyler arıyor. Adam susuyor. Şimdi hiç kıpırdamıyor. Az sonra ayağa kalkıyor ve bizi görüyor. Gülümseyerek yanımıza sokuluyor, karşımızdaki boş sıraya oturuyor. Biz sormadan konuşuyor: “Ne güzel bir gün, ne güzel bir doğa!” Sesi çok usul, şarkı söyler gibi.

Giysileri bembeyaz. Gülümsemeye devam ediyor. Yanımdaki tanış, kim bu tuhaf adam, der gibi bana bakıyor. “İnsan yüreği hep buradaki çiçekler gibi açmalı...” Başını çevirip doğaya bakıyor, ayağa kalkıyor, dans eder gibi kendi etrafında dönüyor. Biz hâlâ suskunuz. “Gülümse ve sev... Sevmeye hep devam et...” Yine kendi dünyasına dalmış gibi. “Sen sevdikçe seni seven de olacaktır...” Çimenlere doğru yürüyüp menekşeler topluyor, kollarını havaya kaldırıyor, bale yapar gibi birkaç adım atıyor, dönüyor. Dudaklarında hep bir gülümseme. Gidip kıyıdaki sazların arasında oturuyor, gözleri kapalı güneşe bakıyor. “Gel, kalkalım” diyor tanışım. “Yolumuza devam edelim.”

ORMAN YOLLARINDA YÜRÜYÜŞ

Stuttgart ve çevresinde şu günlerde havalar neredeyse yaz. Kentin kuzeyindeki ormanlarda uzun bir yürüyüşteyiz. Trenle Murrhardt’a gelmiştik, orman yollarından Schwäbisch Hall’e gitmekti amacımız. Yöre her mevsimde güzel. Böyle bir doğada insan kendine geliyor, canlanıyor. Irmaklar, dereler, göl ve gölcükler, yeşil yamaçlar ve çayırlar, korular, ormanlar... Kızıl çamlar, ladin ağaçları, kayınlar, akçaağaçlar, dişbudaklar, gürgen ağaçları...

Az sonra ağaçlar bitiyor, üzüm bağlarıyla kaplı yamaçlarda uzanıyor yol. İkimiz de konuşmuyoruz. Buralar büyük kent insanının nefes alabildiği bir yöre, doğanın ciğeri. Yüzlerce kilometrelik yürüyüş ve bisiklet yollarıyla, balık avlanan, kürek çekilen, yüzülen küçük gölleriyle, yöresel yemek ve şarapların sunulduğu lokanta ve şaraphaneleriyle bir doğa cenneti. Uzaktan Rosengarten görünüyor. Tanışım, sanki aklımdan geçeni okumuş gibi: “Burada mola verebilseydik ne güzel olurdu” diyor. Ne yazık ki köy girişinde küçük lokanta haftalardır kapalı... Yola devam ediyoruz.

MİSTİZM MERAKI...

“Adamcağız meditasyon yapıyordu, rahatsız ettik” diye konuşuyor tanış. Anlamamış gibi suratına bakınca da devam ediyor: “Kim bilir hangi gurunun müridi?” Ben hâlâ, ne demek istiyorsun, diye ona bakıyor olacaktım ki konuşmasını sürdürüyor: “Belki de Bhagwan’ındır? Bizim enişte de 80’li yıllarda mistisizme meraklanmış, hatta ta Poona’lara gitmiş, gurunun yanında iki ay kalmıştı.” Soruyorum: “Hindistan’a mı gitmişti?”, “Evet, onun müridi olmuştu”, diyor tanış. “O yıllarda Amerika’dan, Japonya’dan, Avrupa’dan genç yaşlı, ünlü ünsüz ona gider, gerçek benliğine kavuşmayı düşlerdi. Bhagwan, sonra ona Osho adını da verdiler ya, çevre etkisiyle sahte bir benlik oluştuğunu savlardı.

Gelecek yüzyılda meditasyon dinsiz Batı zenginlerinin yeni dini olacaktır, sözü de onundur.” Mistisizm üzerine bir şeyler daha söylüyor, ancak benim bakışlarım ışıl ışıl doğanın güzelliğinde. Bana ne onun anlattıklarından! Anımsıyorum, Bhagwan için, modern zamanın en sahte ve zengin gurusu, diyenler de olmamış mıydı o yıllarda? Susuyorum. Gözlerimi hafif kısıyorum. Ötelerde, yamaçlar ardında hedefimiz tarihi kent Schwäbisch Hall. Daha ötelerde, kuzeyde Main Nehri ve daha çok ormanlar, akarsular, göller, yüzlerce kilometre yürüyüş yolları... Şaraphaneleri ve köy lokantalarını yakında açacaklarmış! O zaman bir kez daha geliriz bu güzel yöreye...

www.ahmet-arpad.de