‘Sevgi yaşamın amacı, tüm insanlığın özü...’

Tiyatro Ak’la Kara’nın Agatha Christie’nin yazdığı “On Küçük Zenci” oyununda Yeşilçam’ın efsane ismi Ediz Hun da rol alıyor. İlk kez tiyatroda sahneye çıkan usta oyuncu ile oyunun sahnelenmesine bir saat kala tiyatroda buluştuk. Türkiye’nin çok çalışması gerektiğinin altını çizen Ediz Hun, “Herkesi kucaklayacaksın sevgi ile; sevgi yaşamın amacı, tüm insanlığın özü, yaradanın kendisidir” diyor. Ediz Hun ile Türkiye’yi, Yeşilçam’ı ve tiyatroyu konuştuk.

04 Kasım 2019 Pazartesi, 23:38
‘Sevgi yaşamın amacı, tüm insanlığın özü...’
Abone Ol google-news

Kadıköy Bahariye Caddesi’nde pasaj içinde Ak’la Kara Tiyatrosu’ndayız. Dik merdivenlerden yavaş yavaş iniyoruz. Sahneye doğru yöneliyoruz. Bugün burada Yeşilçam’ın usta oyuncusu Ediz Hun ile buluşacağız. İlk defa tiyatroda bir oyunda rol alacak olan usta oyuncu heyecanla karşılıyor bizi... Oyunda rol arkadaşı yılların tiyatro oyuncusu Oya İnci’de sohbetimize katılıyor. Oyunun başlamasına 20 dakika var. Sıcak, keyifli bir sohbetin ardından izin istiyoruz ve fuayeye geçiyoruz. Kalabalık artıyor. Öğreniyorum ki kasım ayı boyunca salon dolu, biletlerin hepsi satılmış. Sesler yükseliyor merakla fuayenin girişine yöneliyorum. Yüzünde hoş bir gülümseme, hâlâ çok güzel, merdivenlerden yavaş yavaş iniyor. Türkan Şoray, çok uzun yıllar beyazperdede birlikte rol aldığı eski dostunu sahnede seyretmeye gelmiş. Siyah kısa saçları hafif dalgalı, beyaz bir pardösü giymiş, boynunda hoş bir inci kolye, elinde küçük zarif bir çanta. Önce kulise gidiyor. Sonra salonda yerini alıyor. Aynı sırada oturuyoruz. Oyun başlıyor ve Ediz Hun sahneye çıkınca bakıyorum Türkan Şoray’da duygulu ve gururlu bir gülümseme. Oyunun sonunda seyirciyi selamlayan Ediz Hun, Türkan Şoray’a doğru gidiyor sarılıyorlar salonda Türkan Şoray’ın olduğunu o an fark eden seyircide alkış yükseliyor. Sonrasında Şoray’a “Sönmeyen yıldız”, “Sizi ekranlarda görmek istiyoruz”... Bu sözlerle seyirci, usta oyuncuya sevgisini ifade ediyor. Fotoğraf çektirmek isteyenleri kırmayan Şoray’ın gözleri yine dolu dolu... 

‘KEŞKELERİM OLMADI’...

Sohbete geri dönecek olursak, Ediz Hun, “Keşke daha önce sahneye çıksaydım dediniz mi sorusuna, keşkelerim hiç yoktur hayatta” diyor ve ekliyor, “Daima, adımlarımı kendime göre hep dikkatli atmaya çalışmışımdır bütün hayatım boyunca ve yaptığım işi de iyi yapmaya çalışan bir insanım. Tabii herkesin bir kapasitesi var, o kapasitesine göre, ama prensip olarak ben sinemaya 22 yaşında başladım o günden bugüne daima işimi en iyi şekilde yapmayı hedef edinmişimdir yaşamımda. O bakımdan böyle bir teklif de baki olunca nisan ayında konuştuk Savaş Bey ile, böyle bir rol olduğunu söyledi teksti gönderdi” diyor. Oyunda yargıç Wargrave karaterini canlandıran usta oyuncu rolün çok zor olduğunu belirtiyor, “tabii çok zor bir rol ama ben çok çalıştım. Ağustos’un son haftasından itibaren çok yoğun bir çalışmaya girdik hepimiz.”

OYA İNCİ...

Hun rol arkadaşı Oya İnci’ye dönüyor ve “Oya İnci Devlet Tiyatroları’ndan yetişmiş değerli bir aktrist, kariyeri çok mükemmel geçmiş bir hanımefendi” diyor.  Oyunda rol alan diğer oyuncuların hepsinin çok deneyimli olduklarının altını çizen Hun, “Onların yanında eğer benim zaaflarım ortaya çıkmış olsaydı, onları da zor durumda bırakırdım diye düşündüm. Onun için onların çalışmasından daha fazla evde, belki adadaki evime gittiğim zaman, motorda, vapurda devamlı, dünya ile olan ilişkimi kestim, ne radyo ne televizyon, ki pek sevmem televizyonu belgesel olunca bakabiliyorum, haberler artık kimyamızı bozuyor hepimizin; dolayısıyla da tamamen ilişkimi kestim ve bu işe konsantre oldum” diyor.

“Sinemada da bir role hazırlanırken kendinizi dış dünyaya kapatırmıydınız” sorusuna, oyuncunun cevabı net; “Ben çok titiz bir adamım...” Hun, “Diyelim ki siz bir sunucusunuz ve bir televizyon kanalına beni davet ediyorsunuz. Derim ki ‘Duvarın, koltukların rengi hangi renk?’ Bunları öğrenir ona göre kostümümü tercih ederim, tabii spor olabilir, kravatlı olabilir o ayrı, onu zaten soruyoruz ‘Nasıl istiyorsunuz, sizin konseptiniz nedir?’ Onu söyledikten sonra koltuğun rengi, duvarların rengini filan öğrenirim ona göre. Yaz günü beyaz ise koltukları beyaz takım elbise giyilmez, renk kombinasyonu çok önemlidir. Daima ben seyircinin önüne bakımlı ve düzgün çıkmaktan sorumluyum. Öyle ben sakal, pejmürde filan dolaşmam sokaklarda; saçımı başımı iyice tararım, ona göre kıyafetimi tanzim eder öyle çıkarım. Ben seyirciyle olan münasebetimi son derece saygılı götüren bir sanatçıyım. Sinemada 130 film çektim” diyor. 

Tiyatronun mutluluk verici olduğunu, canlı ve heyecanlı olduğunu belirten Hun, “Sinemayı küçümsemiyorum, diyebilirler ki ‘Ediz sinemacı ama sinemayı küçümsüyor, şimdi tiyatroda oynadığı için tiyatroyu methediyor’ öyle değil. Bu daha farklı bir şey. Mesela sırayla giriyoruz içeriye, sıramız geldikçe, orada bekliyoruz, bakıyorum Oya Hanım’ın ağzı oynuyor, oyunu tekrarlıyor. Bu çok güzel bir şey, çok amatörce, çok tatlı bir şey bu. Profesyonel kendinden emin olur, olmaz öyle, amatörlük hissini hiçbir zaman kaybetmeyeceksin, hep amatör olacaksın, o heyecanı yaşayacaksın” diyor. 

‘ATATÜRKÇÜYÜM, BAŞKA DA KİMSEYİ TANIMAM’

Türkiye ile ilgili bir soru sorayım...

Siyasetle ilgili sorma da ne ile ilgili istersen sor. Ben Atatürkçüyüm, Atatürk’ten başka da kimseyi tanımam, o kadar açık.

Türkiye’nin bu dönemdeki en büyük sorunu nedir sizce?


Türkiye’nin en büyük sorunu eğitim, ama eksik bir cümle bu... İyi eğitmenli eğitim, eğiten iyi, kaliteli biri olacak ki iyi eğitebilsin. Ben aşağı 82’de döndüm yurda Norveç Oslo Üniversitesi’nden, 40 seneye yakındır burada ders veriyorum üniversitede, her geçen sene düşüyor kültür seviyesi, olmaz. İyi eğiteceksiniz bu insanları lisede, ortaokulda. Türkiye’nin sorunu eğitim ve biraz da çalışmayı artırmamız lazım; kişinin çalışması. Tatilimiz bol, bayramlarımız bol, bu olmaz, çalışacaksınız. 1950’de Kore ile aynı paraleldeydik, bugün Kore bizi fersah fersah geçti... Niçin? Küçücük bir ülke, Türkiye’nin 3’te 1’i bile değil... Çalışıyorlar. Ben nasıl burada bir nebze başarılı olabildimse, gece gündüz çalıştım. 

‘POLİTİKACILAR DEVAMLI KAVGA EDİYOR’

Peki politikacıları nasıl değerlendiriyorsunuz?


Türkiye’nin çok çalışması lazım ve kavga etmemesi lazım; Alevi imiş, Sünni imiş böyle bir şey yok... Herkesi kucaklayacaksın sevgi ile; sevgi yaşamın amacı, tüm insanlığın özü, yaradanın kendisidir. Albert Einstein kızına yazdığı vasiyetinde “Tanrı sevgidir” diyor; “O sevgiyi gönlünde hissedince sen onun varlığını bütün benliğinde algılayacaksın ve hissedeceksin” diyor. Nedir bu kavganın sonu, nereye varacak? Politikacılar devamlı kavga ediyorlar, birbirlerini yiyecekler; ben de politika yaptım, Çevre Komisyonu Başkanı’ydım Meclis’te ama şimdi yap deseler asla girmem. Öyle bir şey olabilir mi, herkes evladı bu memleketin; sen benden farklı bir şey düşünürsün, ben senden farklı bir şey düşünürüm ama bir ortak paydada buluşmamız gerekir. Bizim Atatürk gibi bir insanımız var, bu insan Türkiye’yi kalkındırmak için canla, başla, hayatını feda edercesine çalışmış ve çok genç bir yaşta yaşama veda etmiş, ondan ne istiyoruz ya, ondan daha mükemmel bir insan olabilir mi? Olamaz. Dünya kabul etmiş yahu, “zamanın ötesinde bir insan” diyor tüm dünya onun için, İngilizi de söylüyor, sonradan tabii Amerika’ya giden generaller, amiraller; harpte karşısında savaşmış olanlar söylüyor. 

OYA İNCİ: TİYATRO VARSA EKRANDAN TEKLİF GELMİYOR

Oyunda, Katolik zenci adasına gelen biraz diniyle çok ilgilenen sert bir kadın, Emily Brent’i canlandıran Oya İnci de “Tiyatroda rol alıyorsan ekranlardan yeni teklifler gelmiyor” diyor ve ekliyor: Dizilerde, tiyatro sanatçılarını da pek istemiyorlar, tiyatro onlara biraz mani oluyor. İlk telefonu açtıklarında işinizin olup olmadığını soruyorlar, ‘Oyunum var’ dersen, seni daha sonra arayacaklarını söylüyorlar. Ve öylece kalıyor. Çok insandan ‘Oyunu bıraksan olmaz mı’ gibi şeyler duydum. Onun için, biraz zor oluyor bizim için. Onlar da zaten bizi tercih etmiyorlar, daha güzel kızlar, yakışıklı delikanlı oğlanlar, gençleri seçiyorlar.”