Tahammülleri zorlayan bir kara komedi: ‘I Care A Lot’

Oyunculuk performanslarıyla öne çıkan yeni Netflix filmi “I Care A Lot” ilk bakışta Amerikan sağlık ve hukuk sistemini hicveden bir satir gibi görünse de ele aldığı karakterlerin şeytani özelliklerini allayıp pullayarak izleyiciyi açıkta bırakıyor.

26 Şubat 2021 Cuma, 11:04
Tahammülleri zorlayan bir kara komedi: ‘I Care A Lot’
Abone Ol google-news

Netflix’in yeni filmi "I Care A Lot"a bir kapitalizm ya da sistem eleştirisi olarak yaklaşmak yanıltıcı olur. Daha doğrusu filmin böyle bir niyeti varsa bile komedi ve gerilim unsurlarıyla öyle bir gizlenmiş ve sonuçta hedefi öyle bir şaşırmış ki, izleyici olarak bunu çıkarmamız son derece güç. En azından ben böyle düşünüyorum.

Rosamund Pike’ın canlandırdığı (ve kendisine bir Altın Küre adaylığı getiren) Marla Grayson hali vakti yerinde olan yaşlıları gözüne kestirerek birtakım düzmece sağlık raporları ve kolayca manipüle edilebilen bir yargıç sayesinde yasal olarak onların bakıcılığını üstleniyor ve onları bir bakım evine havale ettikten (aslında resmen hapsettikten) sonra malını mülkünü satıp kendi servetine servet katarak gül gibi yaşayıp gidiyor. Pisliğin teki sizin anlayacağınız. Moral değerleri olmayan, sistemin açıklarını kendi lehine kullanmayı çok iyi beceren ve geceleri mışıl mışıl uyumakta hiçbir beis görmeyen vicdansız bir karakter… Anti kahraman demek bile çok kolay değil kanımca; düpedüz kötü, şeytani bir tip. Hal böyle olunca da izlediğimiz filmin çok sağlam bir ideolojik zemini ya da ele aldığı konu ve/veya karakterlere ciddi bir eleştirel bakış getirmesini bekliyor insan. Ama heyhat, pek öyle olmuyor ne yazık ki.

Yaşlılara ‘bakıcılık’ yaparak yolunu bulan Marla Grayson’ın en yeni avı yüklüce bir serveti olduğuna kanaat getirdiği Jennifer Peterson’dır (Diane Wiest) ve onu bir bakım evine kapatmakta çok da zorlanmayacaktır. Ne var ki, kendi halinde bir ihtiyar sandığı Jennifer’ın çok güçlü ve tehlikeli yakınları vardır ve Marla beklemediği bir rakiple karşı karşıya kalacaktır. Filmin bundan sonrası yer yer aksiyonun ve gerilimin bir hayli yükseldiği ama komediyle harmanlanan kurgunun olmadık anlarda izleyiciyi şaşırttığı (kötü anlamda) bir akış halinde ilerliyor ve her ikisi de karşısındakini fare sanan iki kedinin kapışmasına dönüşüyor.

OYUNCULAR İYİ AMA KARAKTERLER KÖTÜ

Hakkını teslim edelim, yer yer izleyiciye sinirden tırnaklarını kemirten, saçlarını yolduran bir film "I Care A Lot". Bu anlamda etkisi yadsınamaz. Yani hep birinin çıkıp da filmin vicdansız baş kişisine dersini vermesini bekliyorsunuz ve yer yer buna da çok yaklaşıyor gibi oluyorsunuz ama hep bir şekilde hevesiniz kursağınızda kalıyor. İzleyenler hatırlayacaktır, Michael Haneke’nin "Funny Games"i bu anlamda benzersiz bir filmdir. O kadar ki bir sahnede filmin başından beri izleyicinin sinirlerini alt üst eden iki işkenceciden biri öldürülür ama diğeri eline geçirdiği uzaktan kumandayla her şeyi geri sarar ve saniyeler önce yaşadığınız katharsisi geçersiz kılar. Tabii ki J Blakeson bir Haneke değil ve ne zihninizde ne de ruhunuzda o denli derin bir yarık açacak bir gücü yok ama izledikten sonra “neden yani, şart mıydı bunu çekmem? ” diye soruyorsunuz kendinize. Rosamund Pike olsun, Peter Dinklage olsun ve daha da önemlisi Diane Wiest olsun, hepsi birinci sınıf performanslar sunuyor, orası öyle, ama dramatik anlamda izleyicinin özdeşleşeceği kadar yüklü bir karakter yok filmde (ya da olanlar da özdeşleşmek için yeterince olumlu özellikler taşımıyor) ve bu durum da filmin sonunda tatmin edici bir ‘final’ duygusu vermiyor insana.

"I Care A Lot" farklı bir film de olabilirdi; yani doğru bir senaryo ve doğru bir yaklaşımla belki Amerikan sağlık ve hukuk sistemini (daha da büyük resme bakarsak, kapitalist sistemi) eleştiren bir filme dönüşebilirdi. Hatta hâlâ böyle olduğuna dair yorumlar görebilirsiniz, ama hem kara mizah görünümündeki zeka yoksunu komedisi hem de hep ‘kötü’ karakterler üzerinden (dinsizin hakkından imansız, onun hakkından dinsiz gelir döngüsü) anlatmayı tercih ettiği ahlaken sorunlu senaryo kurgusu buna müsaade etmiyor. Arada bir feminist söylemlere yaslanmaya çalıştığını da görüyoruz açıkçası filmin ama bu da son tahlilde bir yere varmıyor ve kötülüğü bile nedensiz kalan (düşünün ki Marla’nın geçmişine dair sadece annesinin ne kadar aşağılık bir karakter olduğundan başka bir ipucu verilmiyor bize, yani yine bir kadına kesiliyor fatura) Marla’nın ne anlamlı bir değişim geçirdiğini görüyoruz ne de küçük bir şok içeren finalde içimizi rahatlatan bir çıkış noktasına erişebiliyoruz.

FİLMİN NOTU: 5/10