Tahsin Yücel’den ‘Alıntılar’

Tahsin Yücel keskin gözlem gücünün ve yaşamı boyunca ödün vermediği değerlerinin ışığında, Türk toplumunu ve geçirdiği dönüşümleri bir bilim insanının nesnelliği ve edebiyatçı titizliğiyle ustaca ve cesaretle yazıya döküyor.

24 Mart 2020 Salı, 13:58
Abone Ol google-news

Tahsin Yücel’in 1997 tarihinde yayımlanmış Alıntılar başlıklı deneme/makaleleri 1990’ların Türkiye’sini ele alan ve Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmış yazılardan oluşmaktadır. Kitap 2019 tarihi itibarıyla Kırmızı Kedi tarafından “Cumhuriyet Bilgeleri” dizisinde yeniden basıldı. Toplumsal kimlik, tarih bilinci, dil bilinci, edebiyat, kültür, ekonomik/siyasal konulara Tahsin Yücel’in tuttuğu eleştirel ayna yeniden okunmak üzere raflarda.

Yaklaşık on yıl aradan sonra basılan yeni kitabı elime aldığımda, Tahsin Yücel’in yazı ve düşün dünyasında zamanın durmadığını, yirmi beş yıl öncesinin adlar dışında bugünden hiç de farklı olmadığını bir kez daha düşündüm. Tahsin Yücel’in keskin gözlem gücünün ve yaşamı boyunca ödün vermediği değerlerinin ışığında, Türk toplumunu ve geçirdiği dönüşümleri bir bilim insanının nesnelliği ve edebiyatçı titizliğiyle ustaca ve cesaretle yazıya döktüğünü… İçine doğduğu Anadolu toprağının sade ve alçakgönüllü mayasını Cumhuriyet’in değerleriyle nasıl zenginleştirdiğini… Ve içinde yaşadığı topluma duyduğu sorumluluk duygusunun vatansever aydın kişiliğinin birincil koşulu olduğunu bir kez daha düşündüm.

CUMHURİYET YAZILARI

1994-1996 yılları arasında, Tahsin Yücel Cumhuriyet gazetesinde toplum, kültür, edebiyat, dil gibi konularda yazdı. Bir zaman sonra aynı gazetede ünlü bir şair/yazarımızın yayımlanmaya başlamasıyla, ilkelerinden ödün vermediği için yazılarına son verdi. Malatya Elbistan’da yoksulluk ve hastalıklarla geçmiş çocukluğun ardından Galatasaray Lisesi’nde yatılı öğrenciliği, ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde çeviri, edebiyat ve dil çalışmaları çevresinde örülmüş öğrencilik ve meslek yaşamı boyunca her yazdığı, her sözü insan olmanın en narin ve en çetin yüzlerini yakınlarına, okuyucularına, öğrencilerine ve meslektaşlarına daima anımsatmıştır. Hayatını ve varoluşunu Cumhuriyet’in kuruluşuna ve değerlerine borçlu olduğunu her zaman dile getirdi. Türkçeye olan bağlılığı anadiline duyduğu o derin ve varoluşsal bağ ile açıklanır.

Tahsin Yücel bir dil ve edebiyat uzmanı olarak Osmanlıca ile kavga etmedi; bireşimli bir dil olan ve dizim ve biçim özellikleri açısından Türkçenin (bükünlü) dil yapısına uymayan, oluşturulmuş/kurulmuş bir kültür diline dikkat çekti; saray dili karşısında anadili Türkçeyi savunması, genç ve umutlu Cumhuriyet’in kucakladığı yurttaş kimliğiyle ilişkiliydi. Son zamanlarda dilimizden düşmeyen “yerli”, ulusal ve evrensel değerlerle örülmüş bir ulus bilincini, yurttaş olarak birey kimliğini savundu her sözünde. Onun dile olan sevgisi ve bağı toprağına olan bağlılığıyla anlaşılabilir ancak. Elimizdeki kitapta da sık sık dil, kimlik, ulus bilinci gibi ana konular ele alınıyor. Kitabın tümü aslında doksanlı yılların Türkiye’sinden manzaralar Tabii söz konusu dönemde Cumhuriyet gazetesinin muhalif duruşu ve taşıdığı dünya/toplum görüşü açısından da güzel bir örnek olarak okunabilir.

TOPLUMSAL DÖNÜŞÜMDEN YÜZEYSEL KÜLTÜRE

Seksenlerle birlikte Özal Türkiye’sinin girdiği yeni mecrada hızla değişen toplumsal/ekonomik/ siyasal dinamikler belki de en çok kültür, edebiyat ve dil alanlarında kendini göstermiştir. 1990’lı yıllar Türkiye’de de liberalizmin hem toplumsal ölçekte geniş bir kabul görerek hem de bireysel olarak içselleştiği bir dönem oldu. Alıntılar Özal’dan Demirel’e, oradan Çiller’e uzanan siyasal iktidarın alanında tarih, dil, toplumsal uzlaşmalar, eğitim, okuma, zenginlik ve yoksulluk algısı, siyasi kültür gibi temel konuları ele alıyor. Tahsin Yücel’in yazılarından eksik olmayan ironi çoğu yazıya eşlik ediyor. Örneğin Flaubert’in “bilirbilmez” şu ünlü kahramanları, modern toplumun yükselen değeri boş bilgiyi hatırlatmak üzere sık sık yardıma koşuyor. Gülümsüyoruz, yapaylaşan, özü unutan, unuttukça kibirlenen, bilip bilmediğimiz değerlerle donatılan sosyal hallerimize.

Bir maç öncesinde Trabzon müftüsünün “Oyuncularımıza ağları bulacak şutlar attır. Her maçta onlara galibiyetin tadını tattır” ; “Geri dörtlümüzü demir gibi birbirine ram, orta sahamızı muhkem, kavi ve sağlam eyle” sözlerinde sporcuların yapması gerekeni Tanrı’ya yükleyen, böylece bir anlamda hileye başvuran ve aynı zamanda diğer takımların Tanrı’sını tanımayan bir yönelim saptıyor; bu tür söylemin ise ancak fanatiklere hizmet edeceğini, oysa Tanrı’nın işini Tanrı’ya, Şota’nın işini Şota’ya bırakmanın sporu toplumsal bir etkinlik olarak görmemizin temeli olacağını hatırlatıyor.

İnancın her alana olur olmaz her konuda boca edilmesi gibi, salgın haline gelen tüketim davranışları da yer yer ironik, yer yer nesnel gözlemlerle sıklıkla ele alınıyor. Örneğin Kız Kulesi’nin bir eğlence/toplumsal tüketim mekanına dönüştürülmesine itiraz ederken, yirminci yüzyılın düşünürleri Claude-Lévi Strauss ve Roland Barthes’ın kültür okumalarının çizgisini ustalıkla izleyerek, “tin”e ait olanın bir “madde”ymişçesine tüketilme gayretinin, kültür mirasına duyarsızlaşan ve evlerinin duvarlarını “padişah fermanları” ile süsleyen yeni zengin sınıfa özgü bir davranış olduğunu, bunun da toplumsal ve bireysel tarihimize nasıl zarar verdiğini anlatıyor.

Toplumsal kimlik” konusu yalnızca yükselen sınıflarla sınırlı değil; Cumhuriyet düşmanlığıyla harmanlanmış bir kimlik bunalımı önemli konular arasında yer alıyor. Yüzyıla yakın bir süredir hâlâ hazmı sorunlu Cumhuriyet değerleri, iktidarlarca anlamsal içeriği müdahalelerle doldurulup boşaltılan kavramlar (modernizm, laiklik, rasyonellik, demokrasi), dalgalana dalgalana işlevsizleşen ideolojiler karşısında Tahsin Yücel “Ölçünün durduğu yerde her şey, her şeye dönüştürülebilir” diyor.

Yazılarda yer alan göndermeler, usta edebiyatçılar, sosyolog ve düşünürlerle bizi dünyanın ve hayatın geniş ufkunda birbirinden farklı açılara ve görüşlere taşıyor. Zengin bir kavramsal ilişkiler ağı içinde yirmi yıl öncesinin Türkiye’sinden bugüne tüm yaşadıklarımızı ve yaşamakta olduğumuzu kapsamlı ve derinden düşünmeye çağırıyor.

TAHSİN YÜCEL, BİR KEZ DAHA

İstanbul Üniversitesi’nde savunduğu doktora teziyle Greimas kökenli Fransız göstergebiliminin kuruluşunda tartışılmaz bir yere sahip olan Tahsin Yücel toplumsal verileri kültürün, tarihin ve dönüşümün göstergeleri olarak okumuştur. Yazdıklarıyla koskoca bir dünyayı anlatır, anlatır da, korkarım yine “hocanın dili de pek zordur” diyerek “bilirbilmez” ve eksik bir biçim algısıyla, kırık dökük bir şeyler yazılıp çizilecek… bir kez daha. Yaşamını bilimsel ve evrensel düşünceye adamış bir hocanın ne dediğini anlamak için çaba göstermek yerine sığ cümleler karalanacak alelacele. O halde bir kez daha Tahsin Yücel: “Bugün bilerek ya da bilmeden, Osmanlıcayı ya da Osmanlıcanın şu ya da bu evresini savunanlar, bu yapay yazı dilini kuranların yitik kimliği adına bizim köklü kimliğimize karşı çıkıyorlar. Ama tıpkı savundukları yapay dili konuşamadıkları gibi, o yapay dili konuşup yazmış olanların kimliğini de tümden üstlenemediklerinden… yalan yanlış konuşuyorlar”.

Alıntılar / Tahsin Yücel / Kırmızı Kedi Yayınları / 427 s. / Ocak 2020.