Tanrıyla davalık Likos ve sevgili yalnızlığı!

Yazar ve şair Seyfettin Araç’ın monodiyalog romanı Sevgili Yalnızlık’ta (Doğan Solibri); kadın ve erkeğin lâl olduğu günümüzde, Tidu ve Likos, 403 sayfa boyunca durmadan ve hiç boşluğa düşmeden konuşuyor... Bu kitap aşkın, sadakatin, tanrının, derin yalnızlığın, insanlığın tüm hallerinin sorgulandığı bir sorgu odası gibi. Fevkalade hayalperest ama deli gibi âşık iki karakterin sorgulayıcı diyaloğundan hareketle bir tür “Gel bakalım hayat, seninle bir hesaplaşalım” metni...

16 Eylül 2021 Perşembe, 17:48
Abone Ol google-news

LIKOS İÇİN KÖK SALMIŞ BİR RUH; TIDU!

“Karanlık bir yanı hep var insanoğlunun. Kimseye söyleyemediği giz’leri, sır’ları var. Şarkı sözü ezber eder gibi bir iyilik güzellik sözleri pelesenk olmuş sahte dillerine ve bu çok klişe. Kalbi kirli, ruhu pasaklı insanoğlunun; güldürdüğü kadar öldürdüğü, kaybettiği kadar terk ettiği var kuytularda ve meydanlarda, biliyorsun...”

Yazar ve şair Seyfettin Araç’ın monodiyalog romanı Sevgili Yalnızlık’ta (Doğan Solibri), karakteri Tidu’nun dilinden bu sözler döküveriyor...

Likos için çok şey söyleyebilirim. Herkesleşmekten kaçınan bir ‘ıssız adam’ mı demeliyim, yoksa bir ‘tutunamayan’ mı bilmiyorum ama kesinlikle ‘sıra dışı’!

Tidu ise gönüllü bir kurban... Çekmecede, sandıkta bir tutsak, bir gün gazete kağıdına sarılı, bir gün Likos’un sözleriyle İlk Çağ samimiyetinde, başka gün kahrolası kainatın bilenen bilinmeyen tüm sokaklarında, adeta Likos için kök salmış bir ‘ruh’...

Likos’un sadakatle bir derdi olduğu kesin, daha doğrusu sadakatsizlikle... Yaraların kaynağı şu soruların yanıtlarında belki...

“Güven duygusu zedelenmiş bir insana sadakatsizlikle darbe vurmak, insan öldürmekle eşdeğer midir?”, “Hiçbir şey yokken terk etmek bir kıyım mı?”...

“Hayattaki en hakiki mürşit sevmektir ama aldatmaktan kaçınan sevmelerdir diye de bitirmek istiyorum nedense... Evet, cevabını alayım; beni gerçekten aldattın mı?”...

İNSANLIK HALLERİ VE TANRI!

Bu kitap aşkın, sadakatin, tanrının, derin yalnızlığın, insanlığın tüm hallerinin sorgulandığı bir sorgu odası gibi. Likos başını Likos’ya yaslamış, tüm öfkesini onun üzerinden kusuyor. Tidu bazen bu öfkeli hali kaldıramasa da giderek ona benziyor. Ve en önemlisi korkularından kaçtıkça Likos’a saplanıyor...

Likos acılarından sebeple Tanrı’yla davalık... Bu dava sonuçlanıncaya kadar da onunla ilgili konuşmak istemiyor. ‘İddianameden’miş gibi altını, üstünü çizdiğim bir cümleyi paylaşalım:

“Beni de diğer kullarını korur gibi korumak zorunda olan tanrı, hiçbir şey yapmayıp sadece seyretti, beni diğer kullarından daha düşük gören, belki de diğer kullarından daha düşük klasmanda yaratan tanrı, o berbat ve iğrenç zamanı seyretti, sonrasında acılarımı seyretti, tek başıma verdiğim savaşı seyretti, sonsuz kere kaybedişlerimi, her defasında girdiğim savaşlardan yenik çıkışlarımı seyretti...”

YAZARIN HAYATINDAN İZDÜŞÜMLER...

Yazara bu cümleyi kurduran Likos’un acıları mıydı, yoksa kendi hayatının izdüşümü var mıydı bu satırlarda, sordum. İşte yanıtı:

“Bir roman karakteri yaratmanın en güzel yanı belki de bu sorunun cevabında gizli. Bir karakter yaratıyorsunuz ve onun sonsuz mutlulukları ya da derin acılarına da sınırlar çiziyorsunuz.

Likos’un elbette acıları var, bitmeyen, tükenmeyen, sonu gelmeyen bu acıların bir de yazar olarak kafamda kurguladığım sınırı aşmamam gerektiği gibi bir tarafı var.

İşte o çizgiyi aşınca yarattığınız karakter sizi esir alıyor. Siz ‘onu yarattım, onu yazıyorum’ derken bir bakmışsınız ki o sizi esir almış oluyor.

Kendi hayatından izdüşümler barındırmadan yazan profesyonel yazarlardan değilim daha, amatör ruhum bunu engelliyor sanırım...”

Seyfettin Araç, 2017’de yurt dışında gittiği bir iş toplantısında sıkılır, bunalır, kaçmak için çareler arar... Zihinsel olarak bir kaçış yolu bulur, bir tiyatro oyunu yazma fikri doğar... O gün başlar Sevgili Yalnızlık’ın serüveni...

‘GEL BAKALIM HAYAT, BİR HESAPLAŞALIM!’

Karakterler, olay örgüsü, zaman, mekan, diyaloglar derken tiyatro oyunu olarak yola çıkan metin, monolog roman olmak için diretir ve öyle de var eder kendini...

Yazar, yaratmaya çalıştığı ütopik zamanın ve gerçeküstü karakterlerin ruhunda bir yerlerde gizlendiklerini, okuyucuların bu karakterleri tanımaları gerektiğini anladığı an kafasında romanı tamamladığını söylüyor.

Ve ortaya birbirine zıt; biri olağanüstü gerçekçi diğeri fevkalade hayalperest ama deli gibi âşık iki karakterin sorgulayıcı diyaloğu çıkıyor. Bir tür “Gel bakalım hayat, seninle bir hesaplaşalım” metni... Sanki yola o soruların cevabını vermeden devam etmek olanaksız gibi...

AŞKI SORGULAMA RİTÜELLERİ!

Peki, bunca sorgulamanın tehlikeli bir yanı var mı? Araç yanıt veriyor:

“Sorgulamanın en güzel yanı aslında en tehlikeli yanı da oluyor. O yüzden sorgulamalar bir yazara veyahut bir insana sürpriz sonuçlar vaat edebiliyor.

Sevgili Yalnızlık’ta sorgulama üzerine kurulu bir hayat var, adanmış bir hayat ama adandığı ulvi ruhu ve görev bildiği aşkı sorgulama ritüelleri söz konusu.

Her yazarın olduğu gibi her romanın da kendine özgü bir dili oluyor ve ben bu romanda sorgulamaları kitabın omurgası olsun diye ana karakterlerin savunma veya saldırı silahına çevirdim.”

YAZARIN HUYU; OLMAYANI OLDURMAK!

Yazarın, monodiyalog tarzını tercih etmesinin altında kendisine özgü ‘olmayanı oldurmak’ huyu var. ‘Huy’ diyorum, çünkü belli ki bu zor yolda inat etmiş. Bu türe beşinci romanında yeniden dönüş yapacak. Şimdi yeni romanının heyecanını yaşıyor.

80’li yılların Mardin’inde bir yatılı okul hikâyesi gibi görünen ama özünde 4 öğrencinin gözünden birbirine paralel hayatları, aileleri, babaları, dönemin askeri cuntası, köylerde yaşayan insanların içinden çıkılmaz durumlarını anlatan gerçek bir hayat hikâyesiyle kendisini okura daha fazla açmayı planlıyor...

Ne zaman mı? Parmakları bilgisayarının üstünde, noktaya basmaya az kalmış.

Ezcümle; insan ruhunun derinliklerinde bir arkeolog gibi kazı yapan, İnce Memed’i okuduğunda hayatı değişen, uzun yıllar aile işlerinde çalışsa da hayalini edebiyat üzerine kuran, etrafındaki insan kaynağını belli ki iyi gözlemlemiş, kitabı boyunca yavanlığa düşmemiş Seyfettin Araç’la tanışın, ilk romanını okuyun derim...